Demet Işık'ın Sivas Katliamı'na ilişkin savcılık ifadesi

(DGM BAŞSAVCILlĞI
İFADE TUTANAGIı)
9.7.1993


TANIK: DEMET IŞIK. Şakir ve Nedime kızı, 1937 D.lu, Yemini verildi.

SORULDU:

Ben, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ankara Şubesi Başkanı'yım. Derneğimizin amacı çağdaş toplum, çağdaş devlet ve demokratik bir toplum yaratmaya hizmet etmektir. Derneğimizin Ankara Şubesi Başkanı olmam sebebiyle Anadolu'nun bir çok şehirlerine konuşmacı olarak çağrılınm. Bundan 1 ay kadar önce Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı, bana telefon etti. 1, 2, 3, 4 Temmuz'da Sivas'ta ve Banaz'da Pir Sultan Abdal adına şenlik düzenleneceğini söyledi ve bu şenliklerde benden konuşma yapmamı istedi. Ben de dernek başkanına, Laiklik ve Demokratikleşme konusunda bir konuşma yapabileceğimi söyledim. 30 Haziran akşamı Sivas'ta ve Banaz'da düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri'ne katılmak üzere Ankara Mülkiyeliler Derneği önünden iki otobüsle Sivas'a hareket ettik. Otobüslerden birinde Semah gösterileri yapacak olan genç arkadaşlar, tiyatro oyuncuları, diğerinde ise daha yaşlı olan şairler ve yazarlar ve karikatüristler vardı. Ben, şairlerin, yazarların ve karikatüristlerin bulunduğu ikinci otobüsteydim. Sabah Sivas'a ulaştık. Sivas'taki Madımak Oteli'ne yerleştik. Aynı gün sabah saat: 10.00'da Sivas Kültür Merkezi'nde Pir Sultan Abdal Şenlikleri'nin açılışı yapıldı. Açılışta Vali, Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı, Aziz Nesin birer konuşma yaptılar. Konuşmalardan sonra saz şairleri, saz çaldılar ve açılış, saz şairlerinin sazını çalmasından sonra bitti. Öğleden sonra Sivas Kültür Merkezi'nde Pir Sultan Abdal'la ilgili bir panel vardı. O panelden sonra, gece de Buruciye Medresesi'nde Pir Sultan Abdal Şenlikleri devam etti. Slayt gösterileri yapıldı. Ve aslında güzel bir gece oldu.

2 Temmuz 1993 günü, Buruciye Medresesi'nde şair ve yazarların söyleşisi vardı. Ayrıca halka kitaplarını imzalayacaklardı. Ben kahvaltımı yaptıktan sonra otelden ayrıldım. Medresenin karşısında bulunan camide bir kısım vatandaş cami önüne oturmuşlardı. Vatandaşların oturduğu yer, Medrese ile cami arasında bulunan küçük bir kahveydi. Ben onlara selam verdim. Onlar da "Aleyküm selam" diyerek benim selamımı aldılar. Bana, dışarıdan mı geldiğimi sordular. Pir Sultan Abdal Şenlikleri sebebiyle dışarıdan geldiğimi söyledim. Kahve ısmarlamak istediler. Vakit kalırsa çıkınca içerim, dedim. Buruciye Medresesi'nde şairlerin ve yazarların ayrı ayrı masaları vardı. Güzel bir söyleşide de bulundular. Söyleşileri, Cuma namazı vaktine kadar devam etti. Ben, Medrese'den ayrıldığımda, cami önünde bir kısım halkın namaz kıldığını gördüm. SHP'nin üyesiyim. Ayrıca eski SODEP'in kurucularındanım. Sivas'ta yeni seçilen ilçe ve il başkanlarını tebrik etmek için SHP il ve ilçe başkanlıklarının nerede olduğunu sordum. Verdikleri tarife göre ilçe başkanlığını buldum. Binaya girdim. İlçe Başkanlığı'nda yeni yönetime seçilen arkadaşları tebrik ettim. Ve fazla kalmadan da oradan ayrıldım. Ben, SHP İlçe Başkanlığı'ndan ayrıldığımda, 100-150 kişilik bir grubun sağ ellerini yumruk yapmış bir şekilde binanın önünden yukarıya doğru koştuklarını gördüm. Gördüğüm kişilerin nereye gittiklerini sordum. Vilayete gidiyorlar, dediler. Vali'nin istifasını istemeye gittiklerini söylediler. Aslında, Vali'nin Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenliği'nin yapılmasına ve şenliğin açış konuşmasını yapmasına karşıymışlar. Bunu protesto ediyorlarmış. Bu arada grup, "Vali istifa, Vali istifa", diye bağırıyordu. Ben, oradan Cumhuriyet Lokantası'na gittim ve yemeğimi yedim. Bu sırada saat: 14.00'e geliyordu. Ve saat: 14.00'de Sivas Kültür Merkezi'nde Arif Sağ'ın konseri vardı. Bu sebeple ben yemeğimi yedikten sonra Arif Sağ'ın konserini dinlemek için Sivas Kültür Merkezi'ne gittim. Kültür Merkezi'nin yolunu bilmediğim için, halktan birine hangi yolu takip edeceğimi sordum. Bana bir yol gösterdiler. Siz bu yolu takip edin, yolda zaten gürültüler duyacaksınız. Bir grup Kültür Merkezi'ne doğru yürüyüş yapıyor, dediler. Yolu takiben Kültür Merkezi'nin önüne geldiğimde Kültür Merkezi'nin önüne dizilmiş bir grup askerle bir grup polisin, "Vali istifa, Vali istifa", diye bağıran 100-150 kişilik bir grup halkın önüne dikildiğini gördüm. Kültür Merkezi'ne girdim. Girdiğimde, Arif Sağ'ın konserini vermek üzere hiçbir sanatçının gelmediğini gördüm. İçeride yalnız Arif Sağ'ın konserini dinlemek için gelen bir grup Sivaslı hanım vardı. Sonradan bu hanımların, bir şey olmasın diye içeri alındığını, erkeklerin dışarda bırakıldığını duydum. Ve bu arada konserin iptal edildiğini söylediler. Bunun üzerine Kültür Merkezi'nin önünden geçen yolun kaldırımından şehre doğru yürüdüm. Kültür Merkezi'nin önünde toplanan ve "Vali istifa, Vali istifa", diye bağıran kalabalığı da polis çatışmaya meydan vermeden sukunetle, yumuşaklıkla dağıttı. Dağılan topluluk şehre doğru yürüdü. 100-150 kişilik topluluk adeta kurgulanmış, azdırılmış, serseri bir mayına benziyordu. Vali istifa, diye bağırıyordu. Kültür Merkezi'nden otelime doğru yürürken yolda yanıma uzun boylu, mavi elbiseli bir hanım geldi. Bana, Demet Işık mısınız? diye ismimle sordu. Evet, dedim. Benim koluma girdi. Ben sizi tanıyorum. Ben de SHP üyesiyim. Şimdi şu gördüğünüz kalabalık otele gider. Bunun için siz hemen otele gitmeyin. Sizi evime götüreyim. Size bir kahve yapayım. Biraz dinlenin. Sonra otele gitmeyi yine düşünürsünüz, dedi. Bu hanımın ismini şu anda hatırlayamıyorum. Bu hanımla birlikte arka sokaklardan, hanımın eşinin işyerine gittik. Hanımla giderken, hanım bana, önünden geçtiğimiz dükkanlan gösterdi. Bakın Demet hanım, sabah bu dükkanlara ayrı ayrı gelinmiş. Dükkanların kepenklerini indirmeleri ve kapatılmaları istenmiş. Ancak Sivas esnafı buna uymadı. Gördüğünüz gibi bütün dükkanlar açık, dedi. Ayrıca, dün Müslüman Kardeşim, hitabıyla başlayan bildiri dağıtıldığını da söyledi. Ayrıca, ben sizi korkutmak amacıyla söylemiyorum. Bilmem bugünkü mahalli gazeteleri okudunuz mu? Mahalli gazetelerde Aziz Nesin'e karşı bir tahrik oluşturuldu, dedi. Eşinin işyerine beni götüren bayan, bana ısrarla o gün otele gitmememi, orada istirahat etmemi söyledi. Bana, bu arada telefonu getirdi. Hatta ben bu telefonla Ankara'dan kendi eşimin ofisine telefon ettim. Eşim, işi sebebiyle ofisinde yoktu. Telefonda çıkan sekreterine Sivas'ta olayların olduğunu, olayları televizyonların veya gazetelerin veya radyonun verebileceğini, ancak duyduğunda merak etmemesini, çapsız olaylar olduğunu söyledim. Ayrıca bulunduğum yerin telefon numarasını verdim. 10 dakika sonra eşim beni aradı. İzmir'e gitmek üzere olduğunu, eğer herhangi bir şey olursa İstanbul'da bulunan küçük oğlumu aramamı söyledi ve oğlumun telefon numarasını verdi. Misafir olduğum hanım, o işyerinde çalışan bir çocuğu otele yolladı. Otelde ne olup bittiğini öğrenmesini çocuktan istedi. Bir müddet sonra çocuk geldi. Otelin önünde göstericilerin toplandığını, polisin göstericilerin karşısında olduğunu, göstericilerin kalabalık olmadığını söyledi. Çocuğun getirdiği haber üzerine ben misafiri bulunduğum hamının otele gitmeme yolundaki ısrarına rağmen otele gitmek istedim. O hanımla beraber otele geldim. Otelin kapısının bulunduğu sokak boştu. Otel kapısı önünde bir grup polis vardı. Otelin kapısının bulunduğu başka bir sokağa açılan başka bir sokakta göstericiler toplanmıştı. Ve bu göstericilerin önünde de yine polis vardı. Ben otele girdim. Yanımdaki hanım da benimle beraber otele girmek istediyse de, ben böyle bir mesuliyeti üzerime alamam, deyip onun otele girmesini engelledim. Ben, otele girdiğimde, oteldeki arkadaşlarım ayağa kalktılar. Neredesiniz? Biz seni merak ettik Demet Hanım, dediler. Ben de arka sokaklardan geldiğimi, Sivas'ın sakin olduğunu, halkın işinde gücünde olduğunu, otelin önünde toplanan kalabalıktan başka bu olaylara karışanların olmadığını söyledim.

Gerçekten de benim kanaatim, Sivas'ta ileride anlatacağım olayları gerçekleştirenler, Sivas'ın müslüman halkı değildi. 100- 150 kişilik bir gruptu. Bu grup provoke edilmişti. Provoke edilen bu grup ne yaptığını bilmez bir halde sağa sola saldırıyordu. Otele girdiğimde, arkadaşlara, biz ne yapacağız? insiyatifi elimize almamız lazım, dedim. Bana, yukarıda toplanıldığını ve ne yapılacağına dair karar verileceğini söylediler. Birinci kata çıktım. Yazar Aziz Nesin'in odasında Arif Sağ ve Cevat Geray ve başka bir iki kişi sağa sola telefon ediyorlar, konuşuyorlardı. Onlara, bizim insiyatifi elimize almamız gerekir. Biz, birer ikişer sokağan sağından bu kalabalıktan çıkabiliriz, diye fikrimi söyledim. Gerçekten de benim dediğim gibi, olayın başlamadığı bu anda sokağın sağından birer ikişer oteli boşaltsaydık o facia gerçekleşmezdi. Ve bir çokları bugün hayatta kalırdı. Benim bu fikrime karşı, Emniyet'in bizim otelden çıkmamamızı, otelde topluca bulunmamızı istediğini söylediler. Ve otelden çıkmadık. Bu sırada dışarıda toplananlann kalabalıklaşmaya başladığı ve kalabalıktan "Şeriat isteriz", "Cumhuriyeti Yıkacağız", "Dinsiz Laikler", "Sivas, Nesin'e Mezar Olacak" sesleri duyulmaya (çokça duyulmaya) başlandı. Seslerden, kalabalığın fazlalaştığını ve zaptedilemez bir azgınlığa büründüğünü anladık. Saatler ilerledikçe, kalabalığın saldırganlığı arttı. Bulunduğumuz lobiye kalabalıktan taşlar atılmaya başladı. Bunun üzerine üst kata çıktık. Bu defa daha sıkça ve daha iri taşlar atıldı. Otelin camları, pencereleri, duvarlan taş yağmuruna tutuldu. Kalabalığın üzerimize azgınca taş atması ve bu kalabalığa karşı etkili bir müdahalede bulunulmaması otelde bulunan hepimizi can kaygısına düşürdü. Odalanmızı boşalttık. Otelin 1, 2 ve 3. kat koridorlannda yığıldık. Atılan taşlardan zarar görmemek için odaların kapılarını da kapattık. Artık kendi kendimizi savunmak durumunda kaldığımızı ve bir hücumla karşılaşacağımızı anlamıştık. Bu arada otelin lobisi ile 1. katın girişine masalardan bir barikat kurduk. Oteldeki kovaları suyla doldurduk. Yangın söndürücüleri koridora çıkardık; ve otelin demir ayaklı ve arkalıklı iskernlelerini parçaladık. Kendimizi savunmak için bu iskemlelerin demir ayaklarını elimize aldık. Ben otele geldiğim zaman saat belki 14.00'ü geçmişti. Ancak otele geldikten sonra azgın bir güruhun canımızı almaya yönelik saldırısı ile karşılaşmıştık. Otelde bulunan herkesin canı tehdit altındaydı. Bu güruhun saldırısından bütün devlet görevlilerinin, yetkililerinin haberi vardı. Ama saatler geçtiği halde bizi emniyete alacak ve saldırganları dağıtacak hiçbir müdahale yapılmamıştı. Devlet görevlilerinin ve yetkililerinin haberi olduğu halde ve bu müdahaleyi önlemek görevleri olduğu halde, hiçbir müdahalenin yapılmaması, bizim kaderimizle başbaşa bırakılmamız, bizi hayret ve dehşete düşürmüştü. Zira içinde bulunduğumuz korkunç durum telefonla, Vali'ye, Sivas Emniyet Müdürü'ne, milletvekillerine, SHP Genel Merkezi'ne, SHP Genel Başkanı Erdal İnönü'ye, "Ölüyoruz" feryadıyla duyurulmuştu. Buna rağmen müdahale yapılmadı. Saat 17.30-18.00 sıralarında Aziz Nesin tekrar telefonla Sivas Valisi ile görüştü. Siz, durumun vehametini kavrayamıyorsunuz. Biz burada teker teker öldürüleceğiz, dedi. Vali Bey de, dışanda çok büyük bir kalabalık olduğunu söyledi. Bunun üzerine Aziz Nesin, "Peki, biz burada bırakılacak mıyız?" dedi. Vali Bey de, "Bir tedbir düşünüyoruz" dedi. SHP Genel Başkanı Erdal İnönü'ye ulaşıldığında, Erdal Bey de, takviye kuvvetlerin geldiğini, endişeye kapılmamamızı söyledi. Otelin etrafında toplanan kalabalık, "Şeriat Gelecek, Şeytan Aziz, Cumhuriyet Yıkılacak, Laikler Kahrolsun" naraları atarak oteli yıkıyordu. Bu arada bir şahsın dışarıda otele hücum eden toplulukla pazarlık yaptığını duyduk. Toplulukla konuşan bu şahsın Sivas Belediye Başkanı olduğunu, otelde bulunan polislerden biri bize söyledi. Bizim canımıza kasteden güruh, Belediye Başkanı'ndan şenliklerin derhal durdurulmasını, Pir Sultan Abdal Heykelinin yıkılmasını ve Aziz Nesin'in kellesinin teslimini istiyorlardı. Belediye Başkanı da, heykelin yıkılacağını, şenliklerin durdurulacağını topluluğa söyledi. O anda Belediye Başkanı, o topluluğa, "Hadi heykeli yıkmaya gidelim" deyip topluluğu öbür meydana götürebilseydi, facia yine gerçekleşmez, yine insanlar kurtulurdu. Halbuki Belediye Başkanı, adamlarını gönderdi. Heykeli yıktırdı. Topluluğun önüne getirdi. O topluluk getirilen heykeli yaktı. Heykelin yakıldığını çıkan kokudan anladık. Bu arada ben, Aziz Nesin'e karşı binanın balkonuna (2. kat balkonuna) geçmesini, halkonda bulunan boş bir bidona girmesini, bu bidonun üzerine koyacağımız şeylerle kendisini gizleyeceğimizi söyledim. Maksadım, topluluğa Aziz Nesin'in otelde olmadığını göstermekti. Aziz Nesin, benim odama kadar geldi. Karşı halkona baktı. Buradan oraya geçilmez, dedi. Önerimi kabul etmedi. Ben kaçarak, saklanarak ölmek istemem. Onlar nasıl olsa beni bulurlar, dedi. Ve hiçbir şekilde ölmeyi de düşünmediğini ilave etti. Bense, Aziz Nesin'i kaçırmak isterken Türk halkını da düşünüyordum. Türk halkının bir kimseyi yazdıklarından, düşüncelerinden dolayı linç etmiş bir halk olarak bilinmesini ve böyle vasıflandırılmasını istemiyorum. Düşüncelerimden biri de buydu. Ayrıca otelde mevcut ve Aziz Nesin'i daha evvelden hiç tanımayan bir sürü genç insanın, Aziz Nesin sebebiyle öldürülmesinin de önüne geçmek istiyordum. Aziz Nesin'le birlikte otelin 1. katına indim. Otelin 1. katında Aziz Nesin'in odasının penceresinden otel ile otelin karşısında bulunan binanın aydınlığına indim. Burası sonradan kaçmak için kullanmamız aydınlık idi. Karşı binaya geçmemizi engelleyen bir eternit blokun aşılması gerekiyordu. Bu eternit bloktın nasıl kaldınlacağını düşündüm. Eternit bloku otele ve karşı binaya sıkıştıran küçük taş ve tuğla parçalarını elimle söktüm. Ve eternit duvarı yıkmak için sallamaya başladım. 3. sallamamla hemen bir ses geldi: Ne yapıyorsunuz, siz kimsiniz, niye burayı sallıyorsunuz? Ben, tam cevap vermek üzereydim, bana, "Demet Hanım çekilin, çekilin!" diye oteldeki arkadaşlarım seslendiler. Ve beni içeriye aldılar. Ancak, metruk görünen o binadan çok hazır bu cevabın gelmesi, beni çok düşündürdü. Bu aralığın bizim kurtarılmamız için devlet güçlerince kullanılabileceğini, hepimiz ve sağ ve sağlam olarak buradan kurtulabileceğimizi düşündüm. Bir şansımızı daha yitiriyorduk. İçeriye girdim. Aşağıdan otelin önündeki arabaların parçalandığını ve sonradan yakıldığını öğrendim. Arabalar, tam otelin önünde olduğu için artık bu bizim ele geçireleceğimizin habercisiydi. Binada elektrikler güvenlik için bir yangına karşı söndürüldü. Biz tamamıyla karanlıkta kalmıştık. Birbirimizi görmekte güçlük çekiyorduk. Karşı karşıya geldiğimizde düşündüğümüz savunmayı yapmamız imkansızlaşmıştı. Ama yakılmayı hiç düşünmüyorduk. O arada otel lobisinin yakınındaki barikatı tutan arkadaşlar içeriye yanıcı bir bez parçasının atıldığını söylediler. Ve koşup onu aldılar. Hazırladığımız su kovalarıyla söndürdüler. Ancak hemen akabinde kundaklandığımızı ve yanmaya başladığımızı bağırdılar. Tam bir panik içindeydim. Diri diri yanacaktık Bir kısım yukarı çıkmamız gerektiğini, bir kısım aşağı kata inmemizi önerdiler. Ancak inanılmaz bir gaz yükseliyordu. Duman ve gaz, bizi olduğumuz yerde hareketsiz bırakıyordu. Bir kısım arkadaşıann yukarıya çıktığını, bir kısım arkadaşların aşağıya indiğini biliyorum. Ben ikinci kattaydım. Arkadaki odama gittim. Odadan dışarıya baktım. Hep aklım, yine de aşağı kattakilerin iki bina arasındaki aydınlıktan kurtarılabileceğini vurguluyordu. Pencereye çıktım. O sırada aşağı kattakiler dumandan ve yangından kaçmak için pencereleri açıp o aydınlığa çıkmışlardı. Eternit duvarı üzerlerine çekmelerini, öbür tarafa iterlerse çıkamayacaklarını söyledim. Eterniti kendi üstlerine doğru yıktılar. Onun üstüne çıktılar. Karşı binanın aynı seviyede olan pencerelerine gitmelerini söyledim. Pencerenin önüne geldiler. "Camı kırıp içeriye girin." dedim. Camı kırmak için ellerini içeriye uzattılar. O sırada cam açıldı. İçeriden sopalı iki kişi çıktı. Ve geri püskürtmeye çalıştılar. Küfrettiler. "Allahsızlar, orospular gidin yanın" dediler. Öndeki genç kızlar yalvarıyorlardı. "Nereye gidelim? Boğuluruz, yanarız" diyorlardı. Ama karşı taraf içeriye almıyordu. Sopa ile hücum ediyorlardı. En sonunda bir yaşlı adam geldi. Pencereleri açtı. "Girin" dedi. Girmeye başladılar. Odadan çıktım. İkinci katın koridoruna geldim. Yukarıdakilere bağırdım. "Aşağı inin, kurtuluyoruz" dedim. Boğucu bir gaz ve alevler her yeri kaplamıştı. Yukarıdan hiç cevap gelmedi. Koridordan kimseyi kurtarayım, diye odamdan battaniyeleri taşıdım. Belki sarar aşağıya atarım, diye düşündüm. Hiç kimseyi bulamadım. Odama döndüm. Pencereye geldim. Kaçan herkesin karşı binaya girdiğini gördüm. Son iki kişi geliyordu. Birisi polisti, diğeri Ali Balkız'dı. Beni de almalarını bağırmayı düşündüm. Ancak vazgeçtim. Ya beni kurtarmak için kaldıklan süre içerisinde alt katın yangını onları sarar ve üst kattan başlarına taş veyahut cam atarlar, yahut girdikleri yerin tekrar onları dışarıda bırakmak gibi bir niyetleri olabileceğini düşündüm. Vazgeçtim. Ve onlann gidişini seyrettim. Son anda Ali Balkız, binaya bakmak için döndü. Kafasını kaldırdığında beni 2. katın penceresinde gördü. "Demet hanım, ne yapıyorsun, yanacaksın, atla" dedi. Ben, "Buradan atlayamam" dedim. İçeri girmelerini söyledim. Ama kurtarmakta ısrar ettiler. "Atla burdan" dediler. Bir kalas uzattılar. "Kalası pencereye iyice daya, kalasın üstünden kendini at" dediler. Kalasın üstünden kendimi aşağıya attım. Ali Balkız, beni yakaladı, yere yuvarlandık. Hemen kalktık. İçeriye girdik. Şimdi, Büyük Birlik Partisi olduğunu öğrendiğim yere 35 kişi sığınmıştık. Cevat'la karısını sordum. Bu binaya girdikleri gibi kapıyı açıp dışarı çıktıklarını söylediler. Kimlerin olduğunu öğrenmeye, herkesi tanımaya çalıştım. Dumandan etkilenmiş olanlar, yaralanmış olanlar, arkadaşlarını arayanlar, ağlayanlar hep bir aradaydı. Derhal oradaki polise, Emniyet Müdürlüğü'nü aramasını, bulunduğumuz yeri bildirmesini, ama hiçbir yerde, hiçbir başka kişiyle konuşmamasını, birkaç kere söyledim. Kapıya gittim. BBP'nin hiçbir üyesinin dışarı çıkmaması gerektiğini, haber alırlarsa, burada bizi daha kolay öldürebileceklerini söyledim. Polisin telsizini dinledim. Polis, Emniyet'e haber verdi. Bu süre içerisinde silah sesleri duydum. Devamlı silah sesleri duydum. Demek ki sonunda asker gelebilmiş, biz yandıktan, boğulduktan, öldükten sonra olaya müdahale edebilmişti. Ortalık sakinleşti. Silah sesleri durdu. Saatin kaç olduğunu bilmiyorum. Bizi büyük bir polis arabası geldi ve onun içine aldılar. Emniyet Müdürlüğü'ne götürdüler. Elektrikleri açmamamızı söylediler. Kurtulanlar, Emniyet Müdürlüğü'nün 5. katında tam anlamıyla dışarıyla bağımız kesilmiş bir şekilde, aç, susuz, hiç kimsenin aramadığı bir koridorda sandalyeler üzerinde sabaha kadar bekledik SHP Genel Merkezi'nden aradılar. Bize bir uçak göndereceklerini söylediler. Havaalanının ışıklandırılmasının olmadığı için uçağın gece gelmesinin mümkün olmadığını, ama sabahleyin erkenden uçağın geleceğini söylediler. Elimizdeki jetonlarla koridordaki bir telefondan anamızı, babamızı, çocuklarımızı aradık. Sağ olduğumuzu haber verdik. Bizden dışarıya hiçbir haber sızdırılmıyordu. Televizyonda ölü ve yaralı listeleri çıkmaya başladı. Listeler çıktıkça orada bulunanlar yakın arkadaşlarını, dostlarını, akrabalarını kaybetmenin çaresizliğini yükleniyorlardı. Ne Vali, ne Emniyet Müdürü, ne de başka bir devlet görevlisi sabaha kadar geçen zaman içinde bizi aramamışlardı. Ne otelde kıstırıldığımız zaman, 7 saat tehdit ve ölüm korkusu içinde yaşarken, ne de kurtulduktan sonra biz orada hiç devleti görernedik. Sabahleyin SHP'den iki milletvekili, Arif Sağ'ın arkadaşlan geldiler. İlk onlarla karşılaştık. Saat 08.00'i geçerken İstanbul, Ankara ve İzmir plakalı arabalarla basın mensupları ve fotoğrafçılar geldiler. Evvela yukarı alınmadılar. Ama sonra çıkarıldılar. Onlarla görüştük. Bütün geceyi bir bardak su, bir bardak çay içmeden geçirdik Sabahleyin saat 9.00'da kumanya geldi. Yukarıya taşındı. Masalar kuruldu. O sırada büyük oğlum Emniyet'in bahçesinden girdi. Koştum. Onu aşağıda karşıladım. Yukarıda yetkili olan amirden oğlumla gideceğim iznini aldım. Herkesle helalleştim. Saat 9.20'de Emniyet'ten çıktım. Ve Ankara'ya döndüm. Yukarıda da belirtmiştim. Olaylarla Müslüman Sivas halkının hiçbir ilgisi olduğunu sanmıyorum. Hiç bir zaman Alevi-Sünni çatışması olduğunu düşünmüyorum. Günlerce evvelden çeşitli tahriklerle azdınlmış, devlete, Cumhuriyet'e karşı yapılmış bir şeriatçı ayaklanması olduğunu düşünüyorum, dedi. Beyanı okundu, imzası alındı

Talat ŞALK
DGM
Cumhuriyet Savcısı
(İmza)
Tanık
Demet Işık
(İmza)
Z.K. 60
(İmza)



Kaynak: Madımak Yangını Sivas Katliamı Davası. 2. bs, Ankara Barosu Yayınları, 2009. s. 61-69
Telif durumu:

Bu eser, kültürel öneminden ötürü Türkiye Cumhuriyeti'nde kamuya maledilmiştir ya da 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre eserin koruma süresi dolmuştur. Kanun'un 27. maddesine göre:

  • Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder.
  • Sahibinin ölümünden sonra alenileşen (herkesçe bilinir duruma gelen) eserlerde koruma süresi ölüm tarihinden sonra 70 yıldır.
  • 12. maddenin birinci fıkrasındaki hallerde (sahibinin adı belirtilmeyen eserlerde) koruma süresi, eserin aleniyet tarihinden sonra 70 yıldır; meğer ki eser sahibi bu sürenin bitmesinden önce adını açıklamış bulunsun.
  • İlk eser sahibi tüzelkişi ise, koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır.