Mesnevi (Konuk)/1. Defter/2601-2650

2601. Akıl ona dedi ki: Bu ağlama nedendir? Böyle istihzâ edenlere ağlamak lâyık mıdır?
2602. Niye ağlıyorsun söyle? Onların fiiline mi, onların fenâ nallı kîn askerine mi?
2603. Onların paslı karanlık gönlüne mi, onların yılan gibi zehirli diline mi ağlarsın?
2604. Onların köpek gibice olan kuyruğuna ve dişine mi; onların akrep yuvası olan ağızlarına ve gözlerine mi ağlarsın?
2605. Onların inâdına ve seni maskara saydıklarına ve istihzâlarına mı ağlarsın? Hak onları mahbûs ettiği için şükr et!
2606. Onların eli eğri, ayağı eğri, gözü eğriİ muhabbetleri eğri, sulhleri eğri ve gazabları eğridir.
2607. Taklîd eserinden ve nakil bayrağından dolayı bu pîr-i aklın başı üzerine ayak koymuşlardır.
2608. Pîr satın alıcı değil; hepsi birbirlerinin gözünün ve kulağının riyâsından dolayı pîr-i har oldular.
2609. Hak Teâlâ onlara sakar-perverdeleri göstermek için, cennetten bendeler getirdi.

"Birbirine bitişen iki denizi salıverdi"
ma'nâsı beyânındadır


2610. Cennet ve cehennem ehlini bir dükkânda gör; onların arasında bir berzah vardır ki, birbirine tecâvüz etmezler.
2611. Nâr ehli ve nûr ehli karışmıştır, aralarında Kaf Dağı yapılmıştır.
2612. Toprak ile altının menba'da ihtilât ettikleri gibi, aralarında yüz beyâbân ve ribât vardır.
2613. Gerdanlıktaki inci ve şebe gibidir, bir gecelik misâfir gibi muhtelitdir.
2614. Denizin yarısı şeker gibi tatlı, tu'mu lezzetli, rengi ay gibi parlaktır.
2615. Diğer yarısı yılanın zehiri gibi acı, tu'mu acı ve rengi zift gibi muzlimdir.
2616. Her ikisi, dalga dalga olan deniz suyunun misâli üzere, aşağıdan ve yukarıdan birbirine vururlar.
2617. Dar cisimden birbirine vurmanın sûreti, sulhda ve cenkde canların ihtilâfıdır.
2618. Sulh dalgaları birbirine çarpar; sînelerden kinleri koparır.
2619. Cenk dalgaları başka şekil üzere muhabbetleri altüst eder.
2620. Muhabbet, acıları tatlıya çeker; zîrâ muhabbetlerin aslı reşed olur.
2621. Kahır, tatlıyı acılığa götürür; acı tatlı ile nerede lâyık olur?
2622. Acı ve tatlı bu nazardan zâhir gelmez; âkıbet penceresinden görmeyi bilirler.
2623. Son görücü olan göz doğruyu görebilir; ahırı görücü olan göz gurûr ve hatâdır.
2624. Ey, nice tatlı vardır ki, şeker gibi olur; fakat şeker içinde zehir muzmer olur.
2625. O kimse ki, pek zekî olur, onu tanır. Ve o birisi dudağına ve dişine vurduğu vakit tanır.
2626. İmdi boğazından evvel onu dudağı reddeder; her ne kadar şeytan, yiyiniz na'rasını vursa da!
2627. Ve o birine baoğazında zâhir kılar ve o birini bedende rüsvây eder.
2628. Ve o birine hades vaktinde yakma verir; onun zevkı ciğer delici yara verir.
2629. Ve o birine günler ve aylar sonra; ve o birine ölümden sonra mezar dibinde.
2630. Ve eğer ona mezar dibinde mühlet verirlerse, lâbüd o, yevm-i nüşûrda zâhir olur.
2631. Her nebât ve şeker için cihânda, devr-i zamândan bir mühlet zâhirdir.
2632. Yıllar gerektir ki, güneşte, la'l, renk ve berraklık ve parlaklık bula.
2633. Kezâ sebze iki ayad yetişir; kezâ kırmızı gül bir seneye kadar erişir.
2634. Bunun için Hak (azze ve cell) Sûre-i En'âm'da ecel zikri hakkında buyurdu.
2635. Bunu işittin ise her bir kılın kulak olsun; âb-ı hayâttır, içtin ise, âfiyet olsun.
2636. Âb-ı hayât de, buna söz deme; eski harfin teni içinde yeni rûh gör!
2637. Ey refîk, sen başka bir nükteyi dinle; o, cân gibi pek gizli ve incedir.
2638. Bir makâmda da bu yılanın zehri, Hudâ'nın tasrîflerinden hazmı kolay oldu.
2639. Bir makâmda zehir ve bir yerde ilâçtır; bir makâmda küfür ve bir yerde câizdir.
2640. Vâkıâ orada o cânın zararı olur; vaktâ ki buraya erişir, dermân olur.
2641. Su, koruk mertebesinde ekşi olur; velâkin üzümlüğe eriştiği vakit tatlı ve iyi olur.
2642. Tekrâr küp içinde o aco ve harâm olur; sirkelik makâmında ne güzel katık olur!

O ma'nânın beyânındadır ki, veliyy-i kâmil her ne yaparsa,
mürîdlere cür'et etmek ve o fiili yapmak lâyık olmaz; zîrâ tatlı tabîbe zarar vermez,
fakat hastaya zarar verir; ve soğuk ve kar üzüme ziyân vermez, fakat koruğa ziyan verir.
Çünkü henüz yoldadır. "Allah senin geçmiş ve gelecek günâhlarını mağfiret etmek için
sana feth-i mübîn müyesser etti" (Fetih, 48/2)
hitâbına mazhar olmamıştır


2643. Eğer velî bir zehir içse bir bal şerbeti olur ve eğer tâlib içse, bir muzlim akıllı olur.
2644. Bu mülkü ve desti benim gayrime verme! diye رَبِّ هَبْ لِي Süleyman'dan gelmiştir.
2645. Sen benim gayrime bu lütuf ve cûdu yapma! Bu, hasede benzer ammâ bu olmadı.
2646. "Lâyık olmasın" nüktesini cân ile oku! "Benden sonra" sırrını onun buhlünden bilme!
2647. Belki o, mülkte yüz hatar gördü; mülk-i cihân inceden inceye baş korkusu oldu.
2648. Din korkusu ile, can korkusu ile, baş korkusu! Bize bunun gibi bir imtihân yoktur!
2649. Böyle olunca bir Süleymân-himmet lâzımdır ki o, bu yüzbinlerce renkten ve kokudan geçsin.
2650. Ona mahsûs olan öyle kuvvet ile dahi onun mülkünün dalgası, nefesini bağladı.