Recep Tayyip Erdoğan'ın 29 Mayıs 2011 tarihli Ankara mitinginde yaptığı konuşma

Hasretle selamlıyorum, muhabbetle selamlıyorum. Kayseri’den 100 binlerce kardeşimin sizlere selamlarını, sevgilerini getiriyorum.

Buradan, Tandoğan Meydanından bütün Ankara’yı, Ankaralı kardeşlerimi selamlıyorum. Akyurt’a, Altındağ’a, Ayaş’a, Bala’ya, Beypazarı’na, Çamlıdere’ye, Çankaya’ya, Çubuk’a, Elmadağ’a, Etimesgut’a, Evren’e, Gölbaşı’na selamlarımı yolluyorum. Bitmedi. Aynı şekilde Güdül’e, Haymana’ya, Kalecik’e, Kazan’a, Kızılcahamam’a, Keçiören’e, Mamak’a, Nallıhan’a, Polatlı’ya, Pursaklar’a, Sincan’a, Şereflikoçhisar’a, Yenimahalle’ye selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.

Selçuklu şehri, Osmanlı şehri, Cumhuriyet kenti Başkentimiz Ankara’yı ve Ankaralı kardeşlerimi selamlıyorum.

Buradan Ankara’nın adeta manevi muhafızları olan Hacı Bayram Veli’ye, Seyit Hüseyin Gazi’ye, Bağlum’da Abdülhakim Arvasi Hazretlerini rahmetle anıyorum. Ankara’yı Başkent ilan eden, Ankara’yı Kurtuluş Savaşımızın karargahı haline getiren, buradan Kurtuluş Savaşını sevk ve idare eden Gazi Mustafa Kemal’i, onunla birlikte Kurtuluş Savaşımızın tüm şehit ve gazilerini de rahmet ve minnetle anıyorum.

Ankara, Fatih Sultan Mehmet’in muhterem Hocası Akşemseddin’in şehridir. Bugün İstanbul’un fethinin 558. yıldönümünde hem Hoca Akşemseddin’i, hem de Fatih’in anılmaması mümkün mü? İstanbul’un Fatih’i, Sultan Mehmet’i hayırla yad ediyor, Allah mekanlarını cennet eylesin diyorum. İstanbul’un fethi yıldönümünde buradan bir kez daha kutluyor, komutanlarıyla birlikte tüm şehitlerden Allah razı olsun diyorum.

Sevgili kardeşlerim, sevgili Ankaralılar; gerçekten bugün Kayseri’de çok coşkulu, ama son derece coşkulu bir miting yaptık. Orada hava çok çok sıcaktı. Bu sıcağa rağmen maşallah 100 binin üzerinde, Emniyet’in rakamları maşallah 100 binin üzerinde, 180 bin gibi rakamlar ifade ediyordu. Alan benim bugüne kadar Kayseri’de yaptığım en büyük mitinge şahit oluyordu. Türkiye’de zaten alan olarak yeni yapılan ve en büyük alan orası. Hamdolsun Türkiye akın akın AK PARTi diyor. Dün Hatay’daydık AK PARTi diyor, Eskişehir’e geldik AK PARTi diyor, Kayseri’ye geldik AK PARTi diyor, şimdi Ankara’dayız AK PARTi diyor. Türkiye her bir vilayetiyle, her bir ilçesiyle, her bir köyüyle akın akın AK PARTiye koşuyor. Türkiye hizmet siyasetine, eser siyasetine daha büyük destek vermek için adeta gün sayıyor.

Bir Pazarımız kaldı. 2. Pazar sandığa gidiyoruz. İnşallah bu CHP’yi sandığa gömüyoruz. İnşallah. MHP’yi sandığa gömüyoruz. Diğerlerine söylemeye gerek yok değil mi? Ama rehavet yok. Kaç günümüz kaldı? 13 gün. 13 gün kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Çok yoğun çalışacağız. Çünkü ustalık döneminin sizden bugün belgesini isteyeceğiz. Bu belgeyi bize siz vereceksiniz. Siz verirseniz ustalık eserlerini de evvel Allah biz Türkiye’de inşa etmeye devam edeceğiz.

Sevgili kardeşlerim; bugün mitingimizi yaptığımız Tandoğan Meydanı nice mitinglere, nice toplantılara ev sahipliği yaptı. Ancak 2001 yılında burada yapılan eylemler, burada yapılan gösteriler hafızalardan hiç silinmedi. Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizinin ardından esnaf, çiftçi, işçi, memur burada toplanarak hemen birkaç kilometre ötedeki Başbakanlığa seslerini duyurmak istedi. Ama o gün Başbakanlık bu sesi duymadı. Başbakanlık o günlerde Türkiye’nin feryadını duymadı. Sakarya’nın, Kocaeli’nin, Yalova’nın, Düzce’nin feryadı o günlerde Ankara’ya ulaşamadı. Nihayet 3 Kasım 2002’de meseleye millet el koydu. 3 Kasım 2002’de bu aziz millet “yeter, söz de, karar da milletindir” diyerek demokrasiye, ekonomiye, Türkiye’nin itibarına sahip çıktı. O gün sizin bize verdiğiniz emanete gözümüz gibi sahip çıktık. Türkiye’yi büyütmek, ekonomiyi büyütmek, dış politikayı aktif hale getirmek için tüm gücümüzle çalıştık. Allah’a çok şükür, bugün artık çok farklı bir Türkiye var. Hamdolsun, bugün geçmişle kıyas dahi edilemeyecek bir Ankara var. Bugün istikrarın başkenti Ankara var, güvenin başkenti Ankara var. Bugün Ankara onurlu bir dış politikanın adresi. Bugün Ankara güçlü bir ekonominin kalbi. Türkiye’yi 8 yılda çok farklı bir konuma taşırken, Ankara’yı da bir dünya başkentine dönüştürdük. Ankara’yı Türkiye’nin olduğu kadar, Medeniyetler İttifakının da başkentine dönüştürdük. Ankara’yı küresel barışın, hoşgörünün, hukukun başkentine dönüştürdük. 8,5 yıl önce uluslararası platformlarda kimsenin tanımadığı, bilmediği bir Ankara varken, bugün uluslararası meselelerde ne diyeceği, ne söyleyeceği merak edilen bir Ankara var, fark burada. Dün ayakta durmakta güçlük çeken bir Ankara Hükümeti varken, bugün Kabil’in, Beyrut’un, Şam’ın, Bağdat’ın, Gazze’nin, Kudüs’ün dostu, kardeşi, umudu konumuna yükselmiş bir Ankara var.

Sevgili Ankaralı kardeşlerim, size şunu söylüyorum: Ülkenizle gurur duyabilirsiniz. Sizlerden vatanınızla, bayrağınızla, özellikle de Ankara’yla gurur duymanızı istiyorum. Nasıl ki 80 vilayet Ankara’yla gurur duyuyorsa, nasıl ki Ortadoğu, Afrika, Balkanlar Ankara’yla gurur duyuyorsa, nasıl ki dünya mazlumları, mağdurlar Ankara’yla gururlanıyorsa, sizlerin de Ankaralı olmaktan gurur duymanızı istiyorum.

Sevgili kardeşlerim, sevgili Ankaralılar; 2 gün önce 27 Mayıs’ta 1960 müdahalesinin 51. yılında merhum Adnan Menderes ve arkadaşlarını bir kez daha hatırladık. Değerli kardeşlerim, Adnan Menderes Aydınlıydı. Aydın mitingimizde yine böyle rahmet vardı, yağmur vardı. Bu demokrasi kahramanını bir kez daha hayırla yad ettik. Adnan Menderes aslında Aydınlı olduğu kadar, Ankaralıydı. Yeter, söz milletindir diyerek Ankara’da milletin iktidarını tesis etmişti. İşte o Menderes 1950’de iktidarı devraldığı andan itibaren çok farklı bir dış politika izledi. Düşman değil, dost kazanmanın mücadelesini verdi. Kardeş Ortadoğu halklarına kucak açtı. Mısır’la, Suriye’yle, Irak’la iyi ilişkiler geliştirdi. Tıpkı bugün olduğu gibi o gün de böyle bir dış politikayı hazmedemeyenler çıktı. Adnan Menderes’in ekonomiyi büyütmesini, Türkiye’yi büyütmesini, Türkiye’ye itibar kazandırmasını hazmedemediler. Merhum Menderes’in milletin sevgisine bu derecede mahzar olmasını kabullenemediler. Nihayet 27 Mayıs 1960’ta CHP’nin çanak tuttuğu bir müdahaleyle Menderes’i devirdiler. Ardından da göstermelik bir yargılama sonucunda idam ettiler iki arkadaşıyla beraber. Verilen hüküm şuydu: Bizi buraya gönderen irade böyle istediği için, böyle emrettiği için sizi idam ediyoruz dediler. Bunlar bunun altından nasıl kalkacaklar ya, bu CHP zihniyeti bunun altından kalkabilir mi? CHP zihniyetinin demokrasiyle bir alakası yok. Demokrasi CHP’yle hiçbir zaman yan yana olmaz. CHP eşittir darbe. CHP eşittir darbeyi teşvik. Bunu kendileri zaten söylüyor.

Değerli kardeşlerim; önceki gün 27 Mayıs günü CHP’li bir milletvekili, güya profesör ne diyor? Bu profesörü zaten tanırsınız. Nereden tanırsınız? İstanbul Üniversitesinden. Başörtülü kızlarımız bu profesörü çok iyi tanır. Yıllarca başörtülü yavrularımıza zulmeden, onları ikna odalarını kurmak suretiyle sistematik, psikolojik işkence uygulayan bir profesör. Ne diyor biliyor musunuz? 27 Mayıs’ta insanlar neredeyse göbek atacaktı diyor. Kendisi de çok mahir herhalde, çok mahir. Herhalde onu atanlardandı, ama yaşı müsait değil. Arkasından Genel Başkanı çıkıyor, bu edep dışı, millete saygısızca ifadeleri temizlemek için farklı açıklama yapıyor. Yetiştiremezsiniz, senin yaptığını temizlemeye kim yetiştirecek, onların yaptığı yanlışları temizlemeye kim yetişecek?

Öncesinde biliyorsunuz bir başka profesör çıktı. Değerli kardeşlerim, bir başka profesör çıktı. O ne diyor? İstanbul’daki Zincirlikuyu Mezarlığının önünden geçerken kitabe. Orada ne var? “Her nefis ölümü tadacaktır” yazıyor. Tabi bunun ne olduğunu bilmiyor. Herhalde zannetti ki İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a ait bir söz. Herhalde, iyi niyetle söylüyorum. Ve ne dedi? Sinir bozucu dedi. Bir araştır, bu neyin nesidir bir sor, soruştur. Sen profesörsün, profesör dediğin araştırmacı olur, neyin nesi. Sormuyor. Halbuki soruştursa görecek, ama profesör olmuş, ama profesör bilmediğini bilecek, ama bunu bilmiyorlar. Bunlar profesör olunca her şeyi bilirim zannediyorlar. Sen bilim adamı olabilirsin, bilim kadını olabilir, ama arif olamazsın. Mesele arif olmakta. “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezse ya nice okumaktır.” Olay bu. Halbuki öleceğiz, öldüğümüz zaman musalla taşında hoca efendi tabutu koyacak. Tabutun üzerinde bir örtü var. O örtüde ne yazıyor? O örtüde işte o hani sinir bozucu dediği var ya, o ayetin Arapça’sı yazıyor. “Küllü nefsin zaikatül mevt” yazıyor. Her nefis ölümü tadacaktır yazıyor. Yani hoca efendi orada cumhurbaşkanı niyetine demeyecek, başbakan niyetine demeyecek, profesör niyetine demeyecek, trilyarder demeyecek. Ya? Er kişi niyetine diyecek, hatun kişi niyetine diyecek. Kefenin de atlastan olmayacak, ipekten olmayacak. Ya? Patiskadan. Saracaklar, belki onu da bulamayabilirsiniz, hiç belli olmaz. Nasıl öleceğimiz belli değil ki, öyle mi? O da belli olmaz. Ondan sonra da 2 metreküp mezara gömecekler, çekip gidecekler. Yakınların bile 1 gün ağlar, 2 gün ağlar. Ondan sonra unuturlar unuturlar. Peki seninle beraber ne gelecek? Trilyonlar gelecek mi? Hiçbiri gelmeyecek. Hayır yaptıysan o, şer yaptıysan o gelecek, öyle mi? Baki ne diyor; “Baki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş meğer” diyor. Bu kubbede hoş bir sedayı bırakmak çok önemli. İşte bu millet sizi bunlarla anacak.

Şimdi ne oldu? İkisini de susturdular, her ikisini de konuşturmuyorlar. Neden? Çünkü vitrinle vitrin gerisi arasında uyumsuzluk var. Vitrinde her önüne gelene elma şekeri dağıtan bir Genel Başkan var. Eskiden yapıyorlardı ya, o ne verdi ben 5 fazlasını vereceğim. 2 anahtar dağıtan vardı biliyorsunuz. Tanıyorsunuz değil mi, iyi tanırsınız. Hani arabalar geldi mi? Konutlar geldi mi? Neden? Çünkü bunlar yalan üstüne siyaset yaptılar. Şimdi şu televizyonları izliyorsunuz, Allah aşkına şu Kılıçdaroğlu’nun şu olmaz dediği bir şey var mı? Her şeyi veriyor. Dün Çorum’da söylediği şu: Beni Başbakan yapın, Sungurlu’yu il yapayım. İşte bunun devlet adamlığı bu. Böyle eğer yerler oy verecek de oraları il yapacaksak yandı keten helvam. Türkiye’de artık bütün ilçeleri bizim il yapmamız lazım. O zaman Türkiye’de ilden geçilmez. İlçeden ilçeye değil, bundan sonra ilden ile gideceğiz, öyle ya. Ne kadar ilçe varsa o kadar il olacak. Hepsinin hakkı, madem Sungurlu’ya bulunuyorsun diğerlerini de aynısını söyleyeceksin. Ama biz ne yapıyoruz? Biz ilke koyuyoruz ilke. Biz ne diyoruz? Kardeşim, sen hizmet mi istiyorsun, tabela mı istiyorsun? Hizmet. Hizmet istiyorsan biz sana ilçe olarak bu hizmeti getireceğiz, bitti.

Bak şimdi yeni bir adım atıyoruz. Nedir bu? Artık Ankara’da Büyükşehrin sınırları belli bir kilometre çapında olmayacak. Ne olacak? Mülki sınırlar Ankara Büyükşehir Belediyesinin sınırları olacak. Aynen İstanbul gibi olacak, aynen Kocaeli gibi olacak. Dolayısıyla, artık beldeler kalkacak, sadece ilçeler olacak, beldeler ilçelerin mahallesi haline gelecek. Oralarda çalışanlar beldenin değil, ilçe belediyesinin personeli haline gelecek. 100 binlik planı büyükşehir yapacak, 50 bini o yapacak, 25 bini o yapacak, 5 bini o yapacak, binlik uygulama planını da ilçe belediyeleri yapacak. Dolayısıyla planlarda bir bütünlük meydana getireceğiz. Bu ilke işte, bu ilk. Şuradan şu kadar oy kaybederim, buradan bu kadar oy kaybederim yok. Ankara’yı daha güzel nasıl yaparız, hesabımız bu, biz bunu yapıyoruz. Bak şimdi 11 tane ili büyük şehir yapıyoruz. Nasıl ama? Bizden öncekiler 750 bin nüfus sınırı koymuştu. Biz ona bir farklılık getirdik. Ne dedik? Dedik ki sadece belli bir çapta değil, mülki sınırlar ilkesini getirelim, illerimizi güzelleştirelim. Çünkü beldeler altyapısı yok, içme suyu, yağmur suyu, kanalizasyon yok. Bunların tamamını yapabilecek anlayış ancak büyük şehirlerde olur, onun için bunu yapalım ve şimdi bu adımı atıyoruz. Dolayısıyla, seçimlerden sonra bu yasayı çıkaracağız ve bu adımı atacağız.

Sevgili Ankaralılar, sevgili kardeşlerim şunu unutmayın: Yeni CHP dedikleri sadece içi boş bir projedir. Yeni CHP dedikleri bir vitrin düzenlemesidir. Yeni CHP dedikleri ilk yağmurda akacak olan makyaj demektir. Aslında bunları her şeyi makyajdır, her şeyi aldatmaca. Nasıl ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri, yaptıkları, düşünceleri birbirini tutmuyorsa, yeni CHP’nin de görüntüsüyle muhtevası birbirini tutmuyor. İşte Antalya’da Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı seçimlerde aman Yarabbi ne vaatler. Elektrik bedava, su bedava, her çocuğa süt her sabah. Aradım Milli Eğitimi var mı böyle bir şey? Dedi ki, 500 çocuğa süt veriliyor, bunun dışında böyle bir şey yok. 4 anaokulu, kahvaltı olarak 1 meyve suyu, 1 poğaça veriyor bu kadar. Niye yalan söylüyorsun, doğru söyle. Elektrik bedava diyorsun, elektriği kim dağıtıyor ya? Elektriği dağıtan devlet. Su bedava diyorsun. Hani nerede verdin bedava suyu? Tam aksine zam yaptın, zam üstüne zam. Ondan sonra da ne dedi biliyor musun? Benim elimde sihirli değnek yok ki dedi. Bunların genlerinde dürüst olmamak var. Yeni CHP siyaset mühendislerinin tasarımıdır, çetelerin tasarımıdır. Yeni CHP’nin Genel Başkanı müşterek olarak bu tasarının bir ürünüdür. İşte eski Genel Başkanlarına, Sayın Baykal’a kurulan komplolar tek tek açığa çıkıyor. Kimlerin nasıl komplolar kurdukları tek tek ifşa ediliyor. İş dünyasından kimlerin nereye karıştığı ortaya çıkıyor.

Komployla CHP’yi dizayn edenler, şimdi de Amerika’dan ithal anketlerle siyaseti dizayn etmeye çalışıyorlar. Milletim onlara aldanmasın, milletim bu tuzaklara gelmesin, milletim bunların boş vaatlerine kanmasın. Artık Türkiye’nin geleceğini dışarıdan birileri değil, milletim dizayn ediyor milletim. Olay budur. Bu Kılıçdaroğlu Batman’a gidiyor genel af diyor, Ankara’ya geliyor ben öyle bir şey söylemedim diyor. Hakkari’ye gidiyor benden sonra, özerklik diyor, ama Hakkari’de karşısında konuştukları CHP’liler değil. Ya? BDP’liler. İçlerinde de ne yazık ki birçok terör eylemlerine karışmış olanlar var. Ama orada anlaşma yapıyorlar, alanda sadece CHP bayrağı var. Aralarında bir tane Türk Bayrağı yok. Ah benim kardeşlerim ah, işte Cumhuriyet Halk Partisinin yeni versiyonu bu. Niye? Çünkü BDP’linin eline Türk Bayrağı veremezsin ki. Ne oldu? 2 gün sonra Eşbaşkan Yardımcısı BDP’nin ne dedi? Kılıçdaroğlu’nu biz karşıladık, alanda olanlar da bizim insanlarımızdı dedi. Buyurun. Demek ki Güneydoğu’da BDP ile CHP el ele, kol kola. Geliyoruz Orta Anadolu’ya ve Batı’ya burada da CHP, BDP, MHP el ele, kol kola.

Dün İzmir’de ilk kez doğru bir şey söyledi. Ne dedi? CHP’yi 1. lige çıkarmaya hazır mıyız dedi. Ben daha başta ne dedim, sen dedim amatör kümede oynuyorsun, dur bakalım dedi. Ama amatör kümeden hemen 1. lige çıkamazsın, daha dur bakalım. Amatör ligden bir defa sıyrılacaksın, 3. lige çıkacaksın, 2’ye çıkacaksın, Bank Asya’ya çıkacaksın, ondan sonra ancak Süper Lig’e çıkabilirsin. Bunun için de sana 4 seçim lazım Bay Kılıçdaroğlu, 4 seçim. Bak öyle hesaplar yapıyor ki dikkat edin yüzde 50’leri, yüzde 40’ları konuşmuyor. Diyor ki, kimin oyu düşerse genel başkanlıktan o çekilsin. Ben de tehdit ettim, ne demiştim biliyorsunuz, ilk söyleyen benim. Dedim ki, eğer benim Partim 1. parti olmazsa ben Genel Başkanlıktan çekileceğim. Ama siz olmazsanız çekilecek misiniz? Bunu demiyor. Kimin oyu azalırsa diyor, bak. Yani 1’inciliğe oynamıyor hala, muhalefeti kabul etmiş. O hala 20,9’un üzerine 1 oy fazla koyarsam tamam diyor ben kazandım. Ama hesap uzmanıydın ya sen. Madem hesap uzmanısın daha büyük hesapları niye yapamıyorsun? Çünkü hesap uzmanı bu ya, bunun önüne bir tane bordro koymuşlar, bordroda ne yazıyorsa onu okuyor, onu yazıyor, onu çiziyor. Çırak deyince kızar, sinirlenir, acemi deyince kızar, sinirlenir, aynı ligde oynamıyoruz deyince kızar, sinirlenir. İşte kendisi itiraf ediyor, aynı ligde oynamadığımızı. Kendisinin tek hedefi var, CHP’nin oyunu 1 tane artırabilmek.

Eğer sandığını bulursa, kaydolmuşsa, oyunu atabilirse bunu başarı sayacağım. Öyle değil mi? Çünkü Belediye Başkan adayıyken İstanbul’da maalesef Kağıthane’ye ne dedi? Kağıttepe. Sordular nerede oturuyorsun? Kağıttepe dedi. Halbuki İstanbul’da böyle bir ilçe yok. Ne yazık ki oturduğu ilçenin adresini bile bilmiyor. Kağıttepe’de oturuyor, kaydını da yaptırmamış, herkese oy kullanın derken kendisi oy kullanamadı garibim. Geldi Ankara’dan seyretti. Sevgili Ankaralılar, sevgili kardeşlerim, CHP, MHP ve BDP üzerinden oynanan bu projeye karşı uyanık olmanızı sizlerden rica ediyorum. Siyaset mühendislerinin komplolarıyla şekillendirilmek istenen bu siyaset tarzını elinizin tersiyle bir kez daha itmenizi sizlerden rica ediyorum.

Bakın Türkiye çok güzel bir ivme yakaladı. Türkiye iç politikada, dış politikada, ekonomide çok farklı bir sürecin içine girdi. Hayaller gerçek oldu. Sorunlar tek tek çözüldü, çözülüyor. Bunu devam ettireceğiz. Değerli kardeşlerim, 2023 hedeflerini inşallah hep birlikte yakalayacağız. Bizim kuru vaatlerimiz değil, somut hedeflerimiz, somut projelerimiz var. Bizim 81 vilayet için hayallerimiz, planlarımız, projelerimiz var. Biliyorsunuz geçen günü Ankara için olanları açıkladım. Duymayanlar vardır, bugün burada tekrar edeceğim.

Ankara savunma sanayimizin başkenti. İnşallah yeni projelerle Ankara’nın bu vasfını daha da güçlendiriyoruz. Ankara’yı dünyanın en büyük savunma merkezlerinden, savunma sanayi merkezlerinden biri haline getiriyoruz. 2016 yılındaki savunma sanayi ciro hedefi 8 milyar dolar. Bunun en az 6 milyar doları Ankara’daki savunma sanayi şirketleri tarafından gerçekleştirilecek. 100 milyon dolar civarında bir yatırımla uzay ve havacılık tesisi kuruyoruz. Bununla birlikte Türksat’a ait haberleşme uydularının üretimi gerçekleştirilecek. Ankara’ya yeni bir adalet sarayı yapıyoruz. 300 bin metrekare kapalı alanı olan bir adalet sarayı. İnşallah Ankara’nın yerel mimarisiyle de uyumlu olacak. Ankara’yı bölgenin sağlık merkezi haline getirerek, ulusal ve uluslararası bir sağlık başkentine dönüştürüyoruz. 2 adet şehir hastanesi yapacağız, toplam 7 bin yatak kapasitesiyle 2 milyon 800 bin metrekare alana kuracağımız 2 şehir hastanesinde 2 genel ve 16 ihtisas hastanesi yer alacak. Bu 2 şehir hastanesinin birini Etlik’te kuruyoruz, bir diğerini Bilkent’te kuruyoruz. Son derece modern bir mimariyle Ankara’nın siluetini değiştirecek. Bu arada 40 bin kişilik stadyumu sporun kalbinin attığı bir merkez olarak Ankara’ya kazandıracağız.

Değerli kardeşlerim; Ankara’da biliyorsunuz 2010 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesini farklı bir konseptle tasarlayarak, uluslararası bir bilim merkezi olarak Çubuk’ta büyüteceğiz. Nasıl beyler? Akyurt ilçemize 1milyon 800 bin metrekare alan üzerinde uluslararası standartlarda devasa bir fuar merkezi inşa ediyoruz. Ortadoğu’nun en büyük hayvanat bahçesini Ankara’da kuruyoruz. Hemen bir kısım medya, yandaş ve candaş… Şimdi Kılıçdaroğlu ne diyor? Bu projelerde insan yok. Bir tanesi de çıktı diyor ki aynen şöyle, çıka çıka içinden bir hayvanat bahçesi çıktı diyor. Şimdi ne dersin buna? Size eğleneceğiniz bir yer hazırladık, başka ne diyeyim. Ankara’nın merkezinde Hıdırlıktepe’de bir inanç ve tarih müzesi inşa edeceğiz. Hacıbayram Camii merkez olmak üzere, tüm o çevreyi, Kale’nin eteklerini, Altındağ’ı, Ulucanlar Cezaevi ve çevresini gecekondulardan, çirkin görüntülerden tamamen temizleyerek, Ankara’nın kalbindeki çarpık yapılaşmayı estetik bir görünüm ve mimariye kavuşturacağız. Kızılay’daki bütün binalara kent estetiğine yerel mimariyle uygun şekilde farklı bir görünüm kazandıracağız. Eskişehir yolu üzerindeki 2 bin dekar alan üzerine 83 milyon lira tutarında, yani 83 trilyon tutarında bir yatırımla botanik parkı inşa edeceğiz. Kızılcahamam, Güdül, Haymana, Çubuk, Çamlıdere, Ayaş ve Beypazarı’ndaki termal su kaynaklarını değerlendirecek, Ankara’yı termal sağlık turizminin de başkentine dönüştüreceğiz.

Sevgili kardeşlerim; Ankara-Konya hızlı tren hattı bitti, test sürüşleri yapılıyor. Ankara-Konya arasını 1 saat 15 dakikaya indiriyoruz. Ankara-Yozgat-Sivas-Erzincan hattının çalışmaları devam ediyor. Ankara-Niğde, Ankara-İzmir, Ankara-Samsun arasında otoyol inşa ediyoruz. Sevgili kardeşlerim, böylece Ankara’nın merkezi konumunu güçlendiriyoruz, güçlendireceğiz. Kızılay-Çayyolu, Kızılay-Keçiören ve Batıkent-Sincan metro hatlarını hızlı bir şekilde Ulaştırma Bakanlığı olarak tamamlıyoruz. Bunlara ek olarak, Kızılay-Havaalanı, Akyurt fuar alanı arasında yeni bir raylı sistem inşa edeceğiz. Keçiören’le İstanbul Bulvarı arasına inşa edeceğimiz tünel Keçiören’i İstanbul, Eskişehir ve Konya yoluna bağlayacak. Kuzey Ankara protokol yolu kentsel dönüşüm projesi devam ediyor. Şimdi bir taraftan biten konutları teslime başlayacağız. 50. Yıl kentsel dönüşüm çalışmaları aynı şekilde devam ediyor.

Geliyorum en büyük projemize. Tıpkı İstanbul gibi Ankara’da da yeni bir şehrin inşa ve imarına 12 Haziran seçimlerinin ardından başlayacağız. Güneykent adını verdiğimiz bu projeyle Ankara’ya 500 bin kişilik yeni bir şehir kazandırmış olacağız. Burada iki hedef var.

Bir; anlaştığımız yıkılması gerekli olan gecekondular isterlerse buraya taşınabilir, isterlerse onların yerine yapacağımız konutlara taşınabilir, isterlerse paralarını veririz paralarıyla çıkarlar. İstiyoruz ki Ankara bu ucube yapıdan kurtulsun. Nasıl, nasıl buluyorsunuz? Siz evet demezseniz bu işe girmeyiz.

Değerli kardeşlerim; her biri uygulanabilir, gerçekleşebilir, hayata geçirilmesi çok kolay olan bu projeler istihdama çok önemli katkı sağlayacak. Binlerce, on binlerce, yüz binlerce kişi bu projelerde çalışma imkanı bulacak. Hem inşa aşamasında, hem sonrasında Ankara kazanacak, Ankaralı kazanacak, Türkiye kazanacak. Tüm bu projelerin Ankara’ya, Ankaralılara, tüm Türkiye’ye hayırlı olmasını diliyorum.

Sevgili kardeşlerim; işin geliyorum artık son kısımlarına. 163 bin derslik yaptık eğitimde. Kardeşlerim, Ankara’ya ne kadar yaptık biliyor musunuz? 8,5 yılda 10 bin 469 derslik yaptık. Ne kadar bilgisayar gönderdik biliyor musunuz? Ankara’ya 47 bin 970 adet bilgisayar gönderdik. 1 milyon Türkiye geneline dağıttık. Bilgisayarla bizden önce tanışıyor muydun? Değerli kardeşlerim, sosyal güvencesi olmayanlara bakınız erkek çocuklara ilköğretimde 30 lira verdik, kız çocuklara 35 lira verdik. Ortaöğretimde erkek çocuklara 45 lira verdik, kız çocuklara 55 lira verdik kaç çocuk olursa olsun. Kitapları bedava, ücretsiz aldık mı? Alıyor muyuz? Alacağız. Niye? Çünkü biz bunun çilesini çok çektik. Artık bu çile çekilsin istemiyoruz.

Bakınız şimdi yeni bir döneme giriyoruz. Artık okullardan karatahtayı kaldırıyoruz. Akıllı tahtaya geçiyoruz, bilgisayar donanımlı, dünyaya internet ağıyla bağlı akıllı tahtaya geçiyoruz. 4 yıl içerisinde bütün okullarımızı akıllı tahtayla donatacağız. Öğrencilerimize birer elektronik kitap vereceğiz. Nasıl? Elektronik kitap görüyorsunuz. Bunları ücretsiz olarak dağıtacağız. Ücretsiz. Fakir-zengin ayrımı yok, herkese. Bütün dersler buraya girilmiş olacak. Çocuklar nasıl, beğendin mi kızım, nasıl güzel mi? Hepiniz alacaksınız, ayrım yok. Nasıl kitapları dağıtıyorsak bunları da dağıtacağız hepinize. Şunu düşünüyorum: Yahu diyorum, Amerika’da George, Edward bu imkanlardan istifade ediyor da, Almanya’da Hans, Helga bu imkanlardan istifade ediyor da, benim Ahmet’im, Mehmet’im, Akif’im, Ömer’im, Ayşe’m, Fatma’m, Betül’üm, Esra’m niçin bunlardan istifade etmesin, neden? İşte şimdi bu da oluyor, her şey tamam, hazırlıklar tamam. Seçim sonrası ihaleyi yapacağız ve süratle üretmeye başlayacağız.

Kardeşlerim; Ankara’daki devlet üniversitelerimizin bünyesinde pek çok fakülte, yüksekokul, araştırma merkezleri vesaire kuruldu, onlara girecek değilim. Teknoparklar kuruldu vesaire. Fakat öğrencilerimize ne veriliyordu burs olarak? 45 liracık, değil mi? Şimdi ne veriliyor? 240 lira veriliyor. Sayın Bahçeli, sen 45 lira verdin, biz 240 lira veriyoruz. Kimle beraberdi? CHP’nin yavrusu DSP’yle. Kredi Yurtlar Kurumunda kalanlara 150 lira da ne veriyoruz? Beslenme yardımı. Ne oldu? 390 lira. Bitmedi. Mastır öğrencilerine ne veriyoruz? 480 lira. Doktora öğrencisine ne veriyoruz? 720 lira. Yurtlarımız, yaptığımız yurtlar 3 yataklı, 1 yataklı, hepsinin çalışma masaları yavrularımızın kendine ait, gardıropları kendine ait. Her odada tuvaleti, banyosu her şeyi var. Geçmişte böyle bir şey yoktu Sayın Bahçeli, Sayın Kılıçdaroğlu bunları biz yaptık biz. Bu vizyon ister vizyon, bu ufuk ister ufuk, bu aşk ister aşk, bu sevda ister sevda. Durup dururken olmuyor bu.

Gelelim sağlığa. Ben Ankaralı kardeşlerime sesleniyorum. İstediğin hastaneye gidiyor musun? İstediğin eczaneden ilacını alıyor musun? Ne kadar harcama yaptık biliyor musunuz? Sağlıkta Ankara’ya onu söyleyeyim size 1 katrilyon 27 trilyon sağlıkta harcama yaptık Ankara’ya. Ah benim kardeşim, biliyorsunuz 90’lı yıllara gidelim şöyle. Siz bilirsiniz 90’lı yılları, hatırlayın. O zaman kimdi SSK’nın Genel Müdürü? Kılıçdaroğlu. Siz orada mı çalışıyordunuz? Siz daha iyi bilirsiniz. Bakınız kardeşlerim, ben bir SSK’lıyım ve SSK’da çektiğim çileleri çok iyi bilirim. Ama o dönemi yaşayan işçi kardeşlerim de çok iyi bilir. Gidersin hastaneye, doktorun muayenehanesinde kapısında beklersin ve önüne gelirsin sizi muayenehaneye davet eder. Gidersin, para para, hep böyle değil miydi? Hep bunları yaşamadık mı soruyorum, yaşamadık mı? Yaşadık. Eğer ameliyat yapacaksa yine gelir o hastanede yapar, değişen bir şey yok. Verdiğiniz parayla kalırsınız. İlaç, reçete verilir, gelirsin hastanenin eczanesine, ilacın bir tanesi var diğerleri yok, ikisi var yarısı yok. Ne olacak? Eczaneden al. Kardeşim ben SSK’lıyım, benden parayı kesiyorsunuz, SSK primini kesiyorsunuz. Nedir bu? Verilen cevap; ne yapalım böyle. Sayın Kılıçdaroğlu sıkılmıyor musun ya? Sen 8 yıl Genel Müdürlük yaptın, SSK’yı batırdın batırdın. Kimin derdine şifa oldun ki şimdi geleceksin de benim vatandaşımın derdine şifa olacaksın. Faturayı kime kesiyor? 8 yıl boyunca değişen iktidarlara kesiyor. Aynı iktidar yoktu, çok farklı iktidarlarla çalıştı. Ve kimleri atadın sen o SSK’nın çeşitli görevlerine? Annenin soyadıyla, senin eski soyadınla, Kılıçdaroğlu’nun da eski soyadı var, o eski soyadınla nerelere kimleri atadın bunları açıklasana. Açıklayamazsın. Sadece iftira atar. Biz bunları Mecliste konuştuk, arkadaşlarım Mecliste bunların hesabını sordu, cevap veremedi. Bir de sıkılmadan çıkıyor televizyon kanallarında Meclisin en devamlısıyım, olsan ne yazar ya. Başbakan diyor pek Meclise uğramaz. Başbakanlar Meclise pek uğramazlar, onların uğrayacağı zamanları vardır. Başbakanlar yan gelip yatmıyor, hele Tayyip Erdoğan alışılmış başbakanlardan değil. 81 vilayeti il il dolaşarak, dünyayı mekik dokuyan bir Başbakan olarak 8,5 yıl evvel Allah neler yaptım. Türkiye’nin itibarını böyle yükselttik.

Değerli kardeşlerim; bakınız, şu anda ben sağlıkta attığımız diğer teferruata filan girmeyeceğim. Ama benim vatandaşım şu anda istediği hastaneye gidiyor, üniversitesine gidiyor, özel hastanesine gidiyor. Diğer bütün hastaneleri birleştirdik. Bunlar hastanelerin birleşmesine bile karşı çıktılar. Yapamazsınız dediler, yaparız dedik, yaptık. Bu CHP, gençler sizlere sesleniyorum, bakın belediyelerin verdiği bursları da Anayasa Mahkemesine taşıyıp ortadan kaldıran kim oldu? CHP oldu. Bunları da bilmenizi istiyorum. Sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 50 bin gence, üniversiteli gence bursu vardı. Herhalde Ankara’nın da 10 binden aşağı değildir. Bak bunlar bunlardan dolayı kaldırıldı. Ondan sonra bu CHP gençliğin yanındayız diyor. Nerede gençliğin yanındasınız? Ah ah sevgili gençler, bakınız, inanın bunlarla iftirada yarışılmaz. Biz dürüstlüğümüzle sizin karşınızdayız.

Bakınız şu Ankara’da bizden önce kaç tomografi cihazı vardı biliyor musunuz? Şaşıracaksınız. Kaç, tahmin edin? 2 tane, 2. Koskoca Ankara’da 2 tane tomografi cihazı vardı. Ey Kılıçdaroğlu haberin var mı? Ey Bahçeli haberin var mı? 2 tomografi cihazı. Bizim dönemimizde bu kaça çıktı biliyor musunuz? 31. 2 nerede, 31 nerede. Kaç tane MR vardı biliyor musunuz? 3 tane MR cihazı vardı, 3. Kılıçdaroğlu duy duy, Bahçeli duy duy. Ama bunların kulağı var duymazlar, gözleri var görmezler. Şimdi kaç tane MR var biliyor musunuz? 21 tane MR cihazı var. Değerli kardeşlerim, diyaliz ne kadardı biliyor musunuz? 564. Şimdi ne oldu biliyor musunuz? 1234 diyaliz cihazı var. Aynı şekilde 112 istasyonu kaç taneydi? 24. Değerli kardeşlerim, şimdi ne oldu biliyor musunuz? 116. 112 ya, herhangi bir şey olduğu anda burası yetişmesi lazım imdada. Ambulans kaç taneydi Ankara’da? 24 tane. Şimdi 5’e katladık, 120 ambulans var. Uzman hekim sayısı 2 bin 300’dü. 3 bin 711 oldu. Ebe ve hemşire 7 bin 15’ti. Şimdi 8 bin 781’e çıkarak Ankara’nın sağlık personeli ihtiyacını da giderdik.

Adalette Elmadağ, Kızılcahamam, Kalecik, Haymana, Çubuk adalet saraylarını hizmete açtık. Beypazarı ve Sincan adalet saraylarını tamamladık, hizmete açtık. Şimdi de Polatlı’yı yapıyoruz, inşallah süratle onu da bitireceğiz.

Gelelim TOKİ’ye. Toplu konut olarak Ankara’da 63 bin 247 konut uygulaması başlattık. Bu konutların 44 bin 819’unu tamamladık, sahiplerine teslim ettik. 18 bin 428’i devam ediyor. Şimdi Bahçeli diyor ki, Toplu Konut İdaresi 100 tane, 110 tane, 130 tane konut yapmış. Ayıptır be, eline diline dursun be. Sen Toplu Konut İdaresinden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı yaptın 3,5 sene. Çık Allah aşkına açıkla, kaç tane toplu konut inşa ettin, bitirdin şunları bir söyle. Acaba şu Ankara’ya bizim yaptığımız kadar konut yapabildin mi? Yok. Neymiş? Yüce Divan’a gönderecekmiş. Bizim alnımız ak. Şu anda Toplu Konutun Başkanı zaten dokunulmazlığı yok, ne yapabiliyorsan yap. Tayyip Erdoğan’a gelince benim abdestimden şüphem yok namazımdan şüphem olsun. Şahsımla alakalı Belediye Başkanlığımda da bana aynı şeyleri yaptınız. Ve cezaevinden çıktım, 6 tane hakkımda açılan dava vardı, görevi ihmal. Ve ardından Partiyi kurduk, davaların sayısı bir anda 58’e çıktı. Değerli kardeşlerim, bunların 4 tanesi dışında tamamı beraatle bitti. Ne zaman? Başbakan olmadan önce. Çünkü o zaman dokunulmazlığım olmadığı için hemen anında kararlar verilebiliyordu. Şimdi tabi milletvekili olunca diğer 4 dosya rafa kaldırılıyor. Fakat o dosyada olan dokunulmazlıktan istifade etmeyenlerin de hepsi beraat etti. Bu ne demektir? Yani onlar da yine aynı şekilde beraatle bitecek. Çünkü hiçbirinin altında benim imzam bile yok. Bahçeli ikide bir o dosyaları sallıyor. Bahçeli bu dosyalardan sana yar olmaz. Boşuna o dosyaları sallıyorsun, fazla yorulma.

Kardeşlerim; ulaştırmada 8,5 yılda Ankara’da 385 kilometre bölünmüş yol yaptık. Ankara’yı Eskişehir, Bolu, Kırşehir, Konya ve Çankırı’ya bölünmüş yol ile bağladık. Ankara’yı zaten yüksek hızlı trenin merkez istasyonu yaptık. Esenboğa Havaalanını görüyorsunuz ne hale geldi. Nasıl, pırıl pırıl oldu mu? Bundan önce bir gecekondu vardı orada değil mi, terminal binası olarak bir gecekondu. Başkente bu yakışır mı? Ankara’ya girişin eski haline bakın, şimdiki haline bakın. Büyükşehir Belediyemizden Allah razı olsun, o da Turgut Özal Bulvarıyla burayı bu hale getirdi. Şimdi inşallah raylı sistemi biz yapacağız. Havaalanından Kızılay’a raylı sistem. O da bir başka güzellik katacak tabi. 2002’de 2 milyon 836 bin yolcu sayısı vardı. 2010’da 7 milyon 764 bine yükseldi. Bak nereden nereye.

KÖYDES’le 98 trilyon destek verdik.

Tarıma geliyorum sevgili kardeşlerim, tarımda da 2002’de 62 trilyon destek vermişti Sayın Bahçeli, biz 130 trilyon destek verdik. 8,5 yılda 1 katrilyon 72 trilyon destek verdik Ankara’ya. 66 milyon hayvancılık desteği verdik.

DSİ olarak 507 trilyon Ankara’ya yatırım yaptık. Şimdi de Gerede’den biliyorsunuz Ankara’ya içme suyunu getiriyoruz. Ve bu hızımız da devam edecek.

Kardeşlerim; bir başka olay, çiftçimiz yüzde 59 faizle Ziraat’tan kredi alıyordu biliyorsunuz. Şimdi yüzde 5. Yüzde 59 faizle veriyordu, şimdi yüzde 5’le biz veriyoruz. Bakın 12’de 1. Sayın Bahçeli sen bunun hesabını nasıl vereceksin? Sayın Kılıçdaroğlu yanındaki adamlar Bahçeli’yle beraberdi. Yüzde 47 faizle Halk Bankası esnafa, sanatkâra kredi veriyordu. Şimdi yüzde 5. Hale bak, 10’a 1. Nasıl vereceksiniz bunun hesabını. IMF’den gittiler 30 milyar dolar borç aldın Kılıçdaroğlu Bahçeli’nin aldığı bu, bundan haberin var mı? Ve şu anda ödedik, ödedik, ödedik, nereye düşürdük? 5 milyar doların altına düşürdük. Onu da öderiz, anında öderiz, fakat çok düşük bir faizi var, 2013’e kadar da süresi var Nisan’a kadar, tıkır tıkır onları da öderiz, yormaya gerek yok.

Bitmedi. Milliyetçiyiz diyor ya, Sayın Bahçeli bize devrettiğin Merkez Bankasının kasasında ne vardı? Söyleyeyim, 27,5 milyar dolar. Yarıdan fazlası Avrupa’daki işçilerin kredileriydi, onların parasıydı. Maşallah, Allah nazardan saklasın. Şimdi ne kadar var? 95 milyar dolar. 27,5 milyar dolar nerede, 95 milyar dolar nerede. Büyüyoruz, güçleniyoruz evvel Allah, gümbür gümbür geliyoruz. Kendimize inanıyoruz, milletimize inanıyoruz, güveniyoruz, bize inanın, bize güvenin. İstikrar varsa, güven varsa, bilesiniz ki dünya sermayesi de burada olacak. Daha güçlü olacağız, yatırımlarla her şeyle daha güçlü olacağız.

Şimdi 13 gün. 13 gün çalışıyor muyuz? Gece-gündüz çalışıyor muyuz? Kapı kapı dolaşıyor muyuz? Erkekler, bayanlardan sizden daha güçlü sesi çıkıyor, bak ona göre.

Şimdi gelelim ahdimize. Neydi bizim şarkımız? Tam da bu havaya uyuyor değil mi? Şimdi ben söylüyorum siz söylüyorsunuz, ama gümbür gümbür, çok yüksek tonda. Tamam? Bütün Türkiye Başkentinden bunu duymalı. Bayrakları bir göreyim bakayım, indirmiyoruz, sesi de kısmıyoruz.

Beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor. Bize her şey sizi hatırlatıyor.

Günümüz kutlu olsun. 12 Haziran Türkiye’miz için, Ankara’mız için, milletimiz için, tüm Ankaralı kardeşlerim için, yeni anayasamız için, temel hak ve özgürlükler için bir milat olsun diyorum. Sizleri tüm arkadaşlarımla sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun.