Nutuk/3. bölüm/Ali Rıza Paşa Kabinesi fikrinde musir

Efendiler, 2 Teşrinisani’de, Harbiye Nâzırı Cemal Paşa’dan aldığım bir şifre telgrafnamede: Zaten az olmayan dedikodulara biri daha ilâve olundu. Ziya Paşa’nın, Ankara’ya kadar gitmemesi müzaheret buyurulan hükümetin kesr-i nüfûzundan başka bir manaya delâlet edemez. Bu meselede hükümet fikrinde musırdır.” denilmekte ve bunun cevâbının sür’atle beklenilmekte olduğu bildirilmekte idi. Ziya Paşa’nın gönderilmemesi hakkındaki ricâmıza hükümet iltifat etmemişti. Ziya Paşa’yı memur ve i’zâm eylemişti. Ziya Paşa, Eskişehir’e kadar gelmiş ve oradan mezuniyet alarak geri dönmüştü.

Cemal Paşa, aynı telgrafnamesinde “Bozkır hadisesinden dolayı matbûata tebliğ buyurulan beyannamenin tarzını hükümet aramızdaki itilâfa mugayir görmektedir.” diyordu. Halbuki böyle bir beyannamemiz yoktu.

Cemal Paşa’nın bu telgrafına şu cevâbı verdik:

Harbiye Nâzırı Cemal Paşa Hazretlerine

C: 2. XI.35 tarih 501 numaralı şifre:

  1. Hükümetle teşkilât-ı milliye arasında samimî bir itilâf, hakikî bir vahdet esası kabul eyledik. Zât-ı devletleri vasıtasıyla pek mühim bir istirhamımız var idi. O da maksad-ı meşrû’ teşkilât-ı milliyeyi halelden vikaye için bi’l-cümle rüesâ-yı memûrînin bu nokta-i nazardan intihâbı, muhâlif olanların tebdili idi. Bunlara ait mükerrer istirhamatımıza cevap alamadık. Trabzon, Diyarbekir Valileri, Antalya Mutasarrıfı hakkında ne yapıldığını henüz bilmiyoruz. Bilakis vaziyet-i mahalliyeyi tetkik etmeksizin, Dahiliye Nezareti Konya’ya gayet zayıf, âciz, Muhibler Cemiyeti azasından Suphi Bey’i vali olarak gönderdi. Dahiliye Nâzırı’nın bu mesâilde bizimle hiçbir temas ve münasebet kabul etmediği, adeta teşkilât-ı milliyeye muhalefetkâr hareket eylediği zehâbı hâsıl oluyor. Bu fikrimizde yanılıyorsak tashih ve tenvîrimizi ricâ ederiz. Ankara Valisi Ziya Paşa’nın, arzusu ile mezuniyet aldığını arz etmiştim. Tabii yine kendisi, resmen Ankara Valisi addolunmaktadır. Fakat arz ettiğim noktadaki şek ve zan izâle olununcaya kadar, Vali-i müşarünileyhin mezuniyetten istifadeye devam eylemesi en hayırlı şekil olarak kabul olunmalıdır. Polis müdüriyetinin elân Nurettin Bey gibi bir zat elinde bulunmakta olması, zât-ı devletinizin de bu pek mühim noktaya karşı lâkayt davranmakta olduğunuza dair bir fikir vermektedir. Halbuki bu tesamühün neticesi hem hükümete, hem de teşkilât-ı milliyeye muzır olacaktır. Heyet-i Temsiliye’mizin teşkilât ve vahdet-i milliyeyi ihlâl edecek en ufak bir hale karşı müsamahakâr davranamıyacağını elbette mazur görürsünüz.
  2. Bozkır hadisesi hakkında, Heyet-i Temsiliye tarafından, matbûata bir beyanname verilmemiştir. Bunda bir yanlışlık olacaktır. Muhtemeldir ki bu iş’ârât, İrade-i Milliye gazetesinin istihbâratı olacaktır. Heyet-i Temsiliye’nin bir gazeteyi sansüre salâhiyeti olmadığı malûm-ı samileridir. Maahaza, celb-i nazar-ı dikkat olunmak üzere bu ajans muhteviyâtında hükümetle aramızdaki itilâfa mugayir görülen nikatın izah buyurulmasını istirham eyleriz.
Heyet-i Temsiliye namına
Mustafa Kemal

Heyet-i Temsiliye’nin murahhası ve harekât-ı milliyenin mürevvici olduğunu iddia eden Cemal Paşa’nın telgrafımıza cevâbı şudur:

Harbiye, 4/5. XI.335
Sivas’ta K.O. 3 Kumandanlığı’na

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine: Beyanname-i resmîde yazıldığı vechile, hükümet-i hâzıra böyle bir zamanda, mahzâ vatan ve memlekete hizmet emeliyle azîm mes’ûliyeti deruhde etmiş ve bu vazifesini ifa için kemâl-i bî-tarafî ve hulûs ile hareket etmekte bulunmuş olduğundan, nikat-ı âtiyenin izahına lüzum-ı acil hâsıl oldu:

Evvelen mebusan intihâbına anâsır-ı gayr-i Müslime iştirak etmediği gibi fırak-ı muhtelife dahi elyevm müctenib vaziyettedir. Fırak-ı muhtelife, memlekette iki hükümet mevcut olduğunu ve intihâbatın bî-tarafâne icrâ kılınmadığını sebep olarak göstermekte ve anâsır-ı gayr-i Müslime’nin dahi bi’l-âhire bu sebebe mebni iştirak etmediğini dermeyan eylemesi pek melhuz bulunmakta... İntihabatın daire-i selâmette icrâ olunmadığına dair şikâyet ve mesmûat tevâli ederek, mehafil ve matbûat-ı ecnebiyeye kadar, münakistir. Meclis-i Mebusan, milletin aksâm-ı muhtelifesini temsil etmediği ve bâ-husûs Kuvâ-yı Milliye’nin tesirâtı ile teşekkül eylediği takdirde, bunun enzâr-ı cihanda ne suretle telâkki edileceği muhtac-ı izah değildir. Binâenaleyh mebusan intihâbında tazyikat icrasına meydan verilmemesi elzemdir.

Saniyen, tekrarına lüzum olmıyan esbâba mebni, Meclis-i Mebusan’ın, pâyitahttan başka bir yerde ictimâı, dahilen ve haricen envâ-i mehâzîr ve mazarratı dâi olduğundan, Meclis’in behemehâl, İstanbul’da akd-i ictimâ eylemesi, memleketin menâfi-i hayatiyesi icâbatındandır.

Salisen, taşralarda, teşkilât-ı milliye namına bazı kimseler tarafından, umûr-ı hükümete müdahale vuku bulmakta olduğu, iş’ârât ve ihbârât-ı mütevâliyeden anlaşılmakta olmasıyla bu müdâhalâtın acilen ve serian men’i elzemdir.

Hükümet-i hâzıra, şu üç talebinde sâbittir. Başka suretle idâre-i umûr eylemek imkânı mefkuddur.

Harbiye Nâzırı
Cemal

Cemal Paşa’nın bu iş’ârına –Seryaver Salih Bey tarafından açılacaktır kaydıyla– verdiğimiz cevâbı aynen arz etmek isterim:

Harbiye Nâzırı Cemal Paşa Hazretlerine

C: 4/5. XI. 1919.

  1. Anâsır-ı gayr-i Müslime ile bu vatan ve bu millet için anâsır-ı gayr-i Müslime’den daha muzır olan bazı fırak-ı siyasiyenin intihâbata adem-i iştirakini onların bi’l-iltizâm işâa eyledikleri esbâba istinâd ettirmek elbette doğru olamaz. Anâsır-ı Hıristiyaniye daha teşkilât-ı milliyenin ismi yokken, intihâbata iştirak etmeyeceklerini ilân eyledikleri ma’lûm değil midir? Yaygara koparan fırak-ı siyasiyeye gelince, bunlar yalan söylüyorlar. Çünkü her tarafta intihâbata iştirak etmişlerdir. Ancak beşer, onar kişiden ibaret olan bu fırkaların millet nezdinde bir mevkileri olmadığından ve millet bu defa İstanbul’daki politikacılardan değil, kendi sinesindeki öz vatandaşlardan mebuslarını intihap etmekte olduğundan, kendilerinin muvaffak olamayacaklarını anlayarak telâş ediyorlar. Buna karşı bizim elimizden ne gelebilir? Bu noktadaki hakikatte, kabinenin mütereddid bulunuşu cây-i istiğrâbdır. Bahsolunan tazyik nerede, kimin tarafından ve nasıl vâki olmuştur? Lütfen izah buyurulmalıdır ki, Heyet-i Temsiliye vazifesini ifa edebilsin. Vâhi müddeayâta atf-ı ehemmiyet ederek telâşa düşmek câiz değildir.
  2. Mahall-i ictimâ hakkındaki nokta-i nazarda hükümetin sebatında isabet veya adem-i isabet olduğunu zaman ve vakayi isbât edecektir. Bu bâbdaki son mütâlaatımızın, merakizden alınacak cevaplar üzerine arz edileceğini bildirmiştik.
  3. Teşkilât-ı Milliye namına umûr-ı hükümete, nerede ve kimin tarafından müdahale edilmişse derhal bildirilmelidir ki icap eden muameleye tevessül mümkün olsun. Ancak, Dahiliye Nâzırı Paşa Hazretlerinin şüphe ilham edebilecek tarzdaki muamelelerine nazar-ı dikkat-i samilerini celbe lüzum görürüz efendim.
Heyet-i Temsiliye namına
Mustafa Kemal