Nutuk/3. bölüm/İstanbul'da Kuva-yi Milliye aleyhine tahrikât

Bu hususta ilk hassasiyet ve inisiyatif gösteren Ankara oldu. Ankara Vali Vekili Yahya Galip Bey’in Sivas’a keşîde ettiği 15 Teşrinievvel 335 tarihli bir şifresini, merhum Hayati Bey’in imzasıyla diğer bir şifre içinde 22 Teşrinievvel’de Amasya’da aldım. O şifre aynen şudur:

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Paşa Hazretleri, biz mukadderâtımızı, ne böyle, milletin mukadderâtını bilmiyen hükümete ve ne de sümmettedârik gönderilecek valilere terk edemeyiz. Defaatle zât-ı âlilerine arz ettiğimiz düşünceler nazar-ı itibara alınmadığından dolayı hükümet-i merkeziye, mahûd Ferit Paşa Kabinesi’nin tayin edip de gönderemediği Bitlis Vali-i Sâbıkı Ziya Paşa’yı buraya ve hayat-ı memuriyetinde hiçbir mevcudiyet gösterememiş olan Suphi Bey’i de Konya’ya vali tayin etmek suretiyle ilk adımını atmaya başladı. İşte bu gibi mülahazata binâen, Meclis-i Mebusan teşekkül etmeden evvel hiçbir memuriyete hariçten kimsenin getirilmemesini geçende arz etmiş idik. Mademki hükümet-i hâzıra buraya yeniden vali göndermeye kıyâm etmiştir, şu halde buradaki harekât-ı milliyenin söndürülmesi iltizâm ediliyor demektir. Nasıl ki zât-ı âlileri askerlikten istifa ederek bir ferd-i millet gibi çalışmaya karar verdiniz, bendeniz de buradan çekilerek aynı surette milletimin vazifesini ifaya karar verdim. Vali gelinceye kadar vekâleti kime tevdî edeceğimi lütfen bildiriniz efendim.

Bir gün sonra da 23 Teşrinievvel’de Cemal Paşa’nın 21 Teşrinievvel 335 tarihli şu telgrafını aldım:

Amasya’da Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Ankara’dan Belediye Reisi ve Müftü Efendi, hariçten gelecek valiyi kabul etmeyeceklerini Ankara’ya, Ankara’dan vali tayin olunması lüzumunu, kendi salâhiyetlerine binâen iddia ediyorlar. Böylece her taraftan ayrı ayrı metâlib dermeyanı hükümeti müşkil vaziyete sokmaktadır. Bedhâhân ve anâsır-ı sâire, bu gibi ahvâli türlü türlü tefsir ediyor. (...) Hükümete müzaheret vaati üzerine bu gibi hususların men’i lüzumunu ricâ ederim ve nasbı, irâde-i seniyeye iktirân eden valinin hareketi icap edeceği tabii takdir buyurulur.

Harbiye Nâzırı
Cemal

Fi’l-hakika, başta Müftü Efendi olduğu halde, (elyevm Diyanet İşleri Reisi bulunan muhterem Rıfat Efendi Hazretleri idi) Ankaralılar protesto mahiyetinde İstanbul’a mürâcaat etmişlerdi.

Ankara’yı teskin ederek, nüfûz-ı hükümeti kırmamak için telgraf başında birçok nasâyihte bulundum. Fakat Ankara’nın haklı olduğunu teslim etmemek mümkün değildi. Nihayet Cemal Paşa vasıtasıyla hükümete yazdığım telgraftan bahsederek alınacak cevâba kadar vaziyetin hüsn-i idâre edilmesini, Ankara’da Kolordu Kumandanı Vekili Mahmut Bey’e yazdım.

Bu noktada bi’l-münâsebe bir hakikati arz etmek muvâfık olur. Biz Heyet-i Temsiliye, hükümetin vaziyet ve mahiyetini pek âlâ anlamıştık. Erkân-ı hükümetten bazılarının, hükümete dahil olmaktan nâdim bulunduklarını ve bu gibilerin çekilmek için bahane aradıklarını da anlıyorduk. Bundan başka haricî ve dahilî düşmanların ve Pâdişâh’ın müttefikan, Ali Rıza Paşa Kabinesi yerine, kendi nokta-i nazarlarını açıktan açığa ve sür’atle tatbik edecek diğer bir kabineyi mevki-i iktidara getirmeye âzim bulunduklarından da gafil değildik ve bunun için de Ali Rıza Paşa Kabinesi’ni ehven-i şer buluyorduk. Bir de Ferit Paşa’nın sukutundan sonra, yeni kabine ile anlaşmak için geçen dört-beş gün zarfında bazı taraflardan mümkün olduğu kadar çabuk uyuşmak hususunda alınmış olan tavsiyeler de bizce nazar-ı dikkatte tutulması icap eden mâna ve mahiyette idi. Binâenaleyh, maksada emniyetle vâsıl oluncaya kadar, lüzum görülürse biraz da fedakârlık yapmak zaruretini hissediyorduk.

Mahmut Bey’e yazdığım şifrede bu noktalar da ima edilmişti (Vesika: 173)

Cemal Paşa’ya verdiğim cevâbı aynen arz edeceğim:

Harbiye Nâzırı Cemal Paşa Hazretlerine

C: 21.10.35 tarih ve 419 numaralı şifreye:

Ankara’dan Vali hakkında vuku bulmuş olan mürâcaat ve istirhamın, esbâb-ı âtiyeden neş’et ettiği anlaşılmıştır.

Şöyle ki: Dersaadet’ten alınan mevsûk haberlerde, İngilizler ile İngiliz Muhipler Cemiyeti ve İtilaf ve Hürriyet ve Nigehbâncıların, Hıristiyan anâsır ile teşrik-i mesâi eyledikleri ve Anadolu’ya birçok muhâlifler sevk ederek teşkilât-ı milliyeyi ihlal ve hükümet-i seniyeyi ıskat teşebbüsâtına giriştikleri ve bu erbâb-ı mefsedetin Adapazarı ve Bursa’dan hareket eyledikleri bildirildiği gibi, Adapazarı’nda da son günlerde bazı fi’liyât görülmesi mûcib-i endişe olmuştur. Konya’ya gönderilen Vali Suphi Bey’in, İngiliz Muhipler Cemiyeti İstanbul heyet-i idâresi azasından olduğunu, Konya’da Refet Bey’e ifade eylemiş bulunduğunun şüyû’u, hâsıl olan tereddüdü teşdid eylemiştir. Ankara vilâyetine tayin olan Ziya Paşa’nın meslek ve namusu hakkında bir şey denemezse de kendisinin ehliyet ve iktidarı da meşkûk görüldüğünden, Ankara vilâyeti gibi teşkilât ve harekât-ı milliyemizin en mühim merâkizinden biri olan mahalde, daha henüz vaziyetler tavazzuh edip sükûnet ve emniyet-i tâmme husûl bulmadan, buradaki mühim vaziyetin re’s-i kârına, tamamen mücerreb olmayan âciz bir valinin tayini, mûcib-i tereddüt olmuştur. Ankara’da bulunan Vali Vekili ve Kumandan ile Heyet-i Temsiliye arasında cereyân eden muhhaberât üzerine, hükümet-i hâzıranın her ne surette olursa olsun, evâmire ve icrââtına münkad olmak tabii görülmüş ve o yolda hareket edilmiş ise de doğrudan doğruya ahali, tasavvur ettikleri tehlikeye karşı verdikleri temînatı gayr-i kâfi görerek, emniyet-i tâmme husûlüne kadar kendilerince âmâl-i milliyeye mutavaatı mücerreb bulunan Vali Vekili’nin idâre-i memuriyetini elzem addederek, doğrudan doğruya hükümete mürâcaat eylemişlerdir. Son iş’âr-ı devletleri üzerine Ankara’da icap edenlerle tekrar müdâvele-i efkâr edilmiş hatta mehâzîri olsa dahi mahzâ nüfûz-ı hükümeti haleldar etmemek için, Ziya Paşa’nın hüsn-i kabulünün temînine çalışılmıştır. Ancak mehâlikten ve mefsedetkârâne cereyân eden ahvâlden fevkalâde mütevahhiş olan halkı tatmîn etmek mümkün olamamıştır.

Dahiliye Nâzırı Paşa hazretleri, içinde bulunduğumuz veziyetin nezaket ve ehemmiyetini düşmanlarımızın her ne kadar iblisâne ve faâlâne sarf-ı mesâi eylemekte olduklarını takdir buyurdukları şüphesiz bulunduğuna göre ve makam-ı nezareti yeni teşrif buyurmuş olmaları itibarıyla, layık-ı istihdam olan memûrîni tanımakta mazur oldukları gibi, Âdil Bey’in dahi müsteşarlığını yapmış olan Keşfi Bey’in, elân müsteşarlık makamında bulunması nazar-ı dikkate alınınca bilhassa rüesâ-yı memûrînin tayinin de ne dereceye kadar iltizâm-ı basiret olunması tahakkuk eder. Binâenaleyh Ziya Paşa’nın şimdilik i’zâm olunmaması hususunun temîn buyrulmasına delâlet-i sâmîleri ve neticesinin emr ü inbâ buyrulması ma’rûz ve müsterhamdır.

Mustafa Kemal

Efendiler, Ali Fuat Paşa, 28 Teşrinievvel 35 tarihli bir şifresiyle, İstanbul’daki teşkilâtımızın namıma gönderdikleri bir telgrafı bildirdi. Bu telgrafta verilen ma’lumât mühimdi.

Çerkes Bekir’in ihdâs ettiği ma’lûm vaka, Adapazarı civarında Kuvâ-yı Milliye aleyhinde mebde-i isyan telâkki edilmiş. Bundan ne suretle istifade olunacağı hakkında “Zât-ı Şâhâne, Ferit Paşa, Âdil Bey ve Sait Molla ile Ali Kemal Bey’den mürekkeb” bir heyet, birtakım tasavvurâtta bulunmuşlar.

Bu telgrafta, yukarıda ismi geçen Hikmet hakkında da izâhât veriliyordu. Bu Hikmet, iki ay mukaddem Amasya’dan Adapazarı’na gelmiş. O havalide öteden beri kendisine ve ailesine muhâlif olanların, teşkilât-ı milliyeye dahil olduğunu anlamış. Hikmet Bey, Amasya’dan geldiğini ve beni tanıdığını ve teşkilât-ı milliyeye ancak kendisinin mezun olduğunu ileri sürerek Sivas’la muhabereye kalkışmak ister. Muhâlif taraf mâni olur. Hikmet, muhâlif teşkilât yapar. Bunu hisseden Sait Molla, Hikmet’i elde edecek çareyi bulur. Kendisini Hıristiyanlar aleyhinde bir isyana teşvik eder.

Efendiler, Hikmet hakkında ve düşmanlarımızın Hıristiyanlar aleyhinde hareket tertiplerine dair verdiğim ma’lumât, bilahare temas edeceğimiz bazı vaziyetlerin suhûletle anlaşılmasına yarayacağı için zâid addolunmamasını ricâ ederim (Vesika: 174, 175).

Efendiler, bu ma’lumât üzerine Cemal Paşa’ya yazdığım telgrafın aynen manzûr-ı âlileri buyurulmasını arzu ederim:

Harbiye Nâzırı Cemal Paşa Hazretlerine

Adapazarı havalisinde, hükümet ve teşkilât-ı milliye aleyhinde cereyân eden vaka malûm-ı samileridir. Bu vaka vahdet-i milliyenin azmi ve hükümet-i seniyenin tedâbîr-i musîbe ve kat’iyesi sayesinde bertaraf edilmiş ise de henüz oralarda tohum-ı fesâd mevcut bulunmaktadır. Milletin vahdeti karşısında tamamen mahv ü nâbûd olacağına şüphe yoktur. Ancak bu harekât-ı mefsedetkârânede Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nâzır-ı Sâbıkı Âdil ve Esbakı Ali Kemal Beyler ve Sait Molla’nın müşevvik ve mürettib oldukları anlaşılmıştır. Kendi hıyanet-i vataniyelerinden başka ma’rûzü’l-esâmi zevât, gayet büyük ve tehlikeli bir hata daha irtikâb eylemişlerdır. O da teşebbüsât-ı mel’anetkârânelerinden güya zât-ı akdes-i hümâyûnun da ma’lumâtdâr olduğunu işâa etmek gibi bir denâet-i kübradır. Kabine heyet-i muhteremesinden, kemâl-i hulûs ile ricâ ederiz. Vakt ü zamanıyla keyfiyeti suret-i münasibede zât-ı pâk-i hümâyûna arz eylesinler. Milletin ve teşkilâtının bu gibi erâcife elbette atf-ı ehemmiyet eylemiyeceği bedîdârdır. Erbâb-ı mefsedetin, yalanlarla, vahdet-i milliyeyi lekedar etmek istediklerini ileri sürerek, mahallinde hükümet-i seniye tarafından resmen tekzîbi suretiyle, her türlü su-i tefehhümün izâlesi ve bu eşhâs-ı muzırra hakkında tetkikat-ı lâzime bi’l-ifa takibat-ı kanuniyeye tevessül kılınması hayatî bir mesele addolunmaktadır efendim.

Heyet-i Temsiliye namına
Mustafa Kemal