Metnin son bölümlerinde her iki aynı yere ait olan satırın arasına bir tane diğer bölüme ait olan satır girmiştir.


(Eşraftan Mahmud Bey, iyi yetişmiş oğlunu Paşa'nın kızıyla evlendirmek istemektedir; Paşa da razıdır; ama Safa, evin cariyesi Vicdan'a tutkundur.)

İkinci Fasıl

(Vicdan'ın odasını gösterir. Bir erkân minderi. Üs- tünde biraz kitap görünür. Dürdane ile Vicdan birer san- dalyede oturur. Ortada trabezanın üstünde iki mum yanar.)

Birinci Meclis

Dürdane-Vicdan

Dürdane: Ya!... kardeşim! Dünyada insanın başına her şey gelebilir! Bak! Ben sana bildiğim, işittiğim es- rarı açıktan açığa söylüyorum da sen bana başını kaldırıp bir cevap bile vermiyorsun! O ne kadar dalgın bakış! îşte sana geçen gün de söylemiştim ya! Bu kadar keder etme! Allah ke- rimdir. Safa Bey'in nişan etmek için pederi ne kadar ısrar ettiyse o da inadında o derecede sebat eyledi.

(Vicdan elindeki mendiliyle gözlerini siler.)

Ne o! Yine ağlıyor musun? Sen adeta... ama adeta çocuk olmuşsun! Hişt... bana baksan Vicdan:

(Ağlayaağlaya)

Dokunma kardeşim! Allah aşkına bana do kunma! Derdim beni mahvetmeğe kâfi iken bir de sen yardım etme!... Dürdane: A... artık sabrım tükeniyor! Seni azarlayacağım geliyor ayol! Sen gerçekten çocuk mu oldun? Yazık değil mi sana? Bu ne kadar ağlayış! Kendini mi helak edeceksin?

(Müteessirane)

Ah! Hani! Haniya o devlet! Keşke dediğiniz gibi gebersem de kurtulsam!.. Ölümden beteri var. Onu çekeceğim!.. Dürdane: Bak hele! Bak hele!.. Böyle kendine inkisar ede- cek ne oluyorsun? Sözlerini biri işitecek olsa seni gerçekten çıldırmış zanneder. İşte Bey seni seviyor a? Hem pek ziyade se- viyor! Daha ne istersin? Zorun nedir? Sen bah- tiyarsın! Eğer pek sahihan seni sevmemiş olsa Pa- şanın debdebesi, tantanası var iken kızını almamakta bu kadar inat eder miydi? Sen gene dalgın dalgın düşünüyorsun ya? Ben senin yerinde olsam şimdi neş'emden, iftiharımdan zil vurur oynardım! Haydi ayol! Bundan on beş gün evvel ettiğimiz muhabbet gibi gülelim, kanun çalalım, şarkı söy- leyelim! Hele al, şu sigarayı da iç bakalım! Biraz gözün açılsın, istersen sana bir de kahve yapayım?

Vicdan: Dürdane, Dürdane! Bırak beni kendi halime, bırak! Öleceğim! Hâlâ inanmıyorsun öyle mi? Dürdane:

(Kendi kendine) Bu kız delidir! Vallahi billahi delidir! Hiç deli ol- masa Bey'in bu kadar kendini sevdiğini bildiği halde ağlar mıydı? Anlayacağım tabiatlardan değil ki? (Vicdan 'a hitaben)

Söyle bakalım! Düşünme!... Hiç olmazsa şu ki- tabı aç! Bir tarafından oku da dinleyelim! Vicdan:

(Teessürle)

Sen böyle insana musallat olmağı yeni mi peyda ettin? Yoksa benimle eğleniyor musun?.. Bu gece kitap okumak değil, lakırdı etmeği bile canım istemiyor! Anladın mı? Dürdane:

(Cidd ü itina ile)

Canım kardeşim! Allah aşkına, aşk hürmetine olsun; derdini, efkârını açıktan söyle de ben de bi- leyim! Ne oluyorsun ayol! Söyle de beni üzme! Zatî burada esrarına benden başka mahrem var mı? Vicdan: Öyle ama, şimdi pek de canım söylemek is- temiyor. Dürdane, ben atîyi düşünüyorum! Ya bizim efendi inadında devam eder de o kızı Bey'e verirlerse!.. O zaman ben ne yaparım? Âh, Allah o günü bana göstermesin!.. Billahi kendimi helak ederim. Zâti her gün can çekişmekte gibi azabı vücudumda hissediyorum. Böyle ölüm azabını çekmekten ise bir ayak evvel mezara git mek daha iyi değil midir? Dürdane:

(Izhar-ı te'essüfle)

Etme! Allah aşkına! Bey'in başı için etme! Benim de seni ne kadar sevdiğimi bilirsin ya? Ha- lini gördükçe ben de mu'azzeb oluyorum. Odamda sabaha kadar düşünerek uyku uyuyamıyorum! Vicdan: Biliyorum. Eksik olmayın kardeşim! Teşekkür ederim. Git. İstersen odana git de yat! Beni biraz da yalnız bırak!

Dürdane: Hayır!.. Bilmem bu akşam nerede kaldı! îh- timal ki arkadaşlarıyla eğlentiye gitti! Nerede ise şimdi gelir! (Bu aralık dışarıda bir ses.) - Vicdan! Vicdan! Orada mısın? Vicdan: Efendim! Buradayım!

idin, bakayım? Haydi, haydi söyle de, beni merakta bırakma! Vicdan: Besbelli arkadaşlarıyla muhabbetten bo- şalamadığı için gecikmiştir. Safa Bey: Öyledir! anneciğim! Benim merhametli an- neceğim! Merak edecek birşey yok! Vicdan'ın de- diği gibi şurada Kıraathane'de bizim kalem rü- (Üstünü başını düzeltmekte iken Nesime içeriye fekasıyle biraz oturup gazete mütalâa ediyor idik. girer.) Yarın gece de biraz gecikir isem merak et- meyin! Hani şu bizim Kasım Bey'in hanesinde ah- bapça bir cemiyet yapacağız, daha doğrusu biraz İkinci Meclis eğleneceğiz! Müsaade ederseniz ya, sade sizden Evvelkiler - Nesime değil, veli-ni'met pederimden de ruhsat isterim. İzin verirsiniz, değil mi? Nesime: Nesime Hanım: (Vicdan 'a hitaben) Evladım! Gitmesen daha iyi olmaz mı? A kızım! Bey bu gece hâlâ gelmedi! Acaba ne- Safa Bey: rede kaldı? Hayır, valideciğim! Olamaz! Söz verdim. Yarın Vicdan: akşam davetinize memnunen icabet ederim, Evet efendim! Biraz gecikti! dedim. Gitmezsem, sonra, nasıl olur? Herkes bana Nesime Hanım: yalancı nazariyle bakmaz mı? Biz de verdiğimiz Şimdi saat kaç? sözün eri olamayınca başkalarına ne diyecek kalır? Hem içimizde yabancı yok a! Hep biz bizeyiz! (Vicdan saate bakarak:) NesimeHanım: Efendim, beşi on üç geçiyor! Pekâlâ! Ben izin verdim. Fakat bir kerre efendi Nesime Hanım: pederinizin de muvafakati lazım. A!.. Hiç böyle geciktiği yoktu! Safa Bey: vigrr Dürdane: Teşekkür ederim. Onun da gönlünü siz ya- Merak buyurmayınız Efendim, şimdi gelir! (Bu parsınız, değil mi? sırada sokak kapısı çalınır.) Nesime Hanım: (NesimeHanım Dürdane'yehitaben) Evet! Söylerim. Elimden geldiği kadar izin al- Koş! Kapıya bak! Galiba gelen çocuktur. mağa gayret ederim. Ama, sen de çok geç kalma! (Dürdaneçıkar.) Haydi şimdi odacığına git! Safa-yı hatırla yat! Nesime Hanım: Safa Bey: Ne çare! Gençlik hali bu ya, kim ta'yîb eder. Peki valideciğim! Müsterih olunuz! Ben de şimdi odama gider, yatarım. Vicdan'la biraz gö- Vicdan: rüşmek isterdim de... Tabii! Böyle şeylere pek de ehemmiyet ve- NesimeHanım: rilmez! Öyle ise işte ben gidiyorum. Geceniz hayır (Dışarıda ayak sesi işitilir, Nesime ile Vicdan ayağa olsun! kalkarak) Safa Bey: Vicdan: Allah rahatlıklar versin! Beyefendidir! İşte geliyor!

(Nesime gider.)