Ana menüyü aç

Vikikaynak β

Kemal Kılıçdaroğlu'nun 7 Ağustos 2016 Yenikapı mitinginde yaptığı konuşma

Kemal Kılıçdaroğlu'nun 7 Ağustos 2016 Yenikapı mitinginde yaptığı konuşma
Kemal Kılıçdaroğlu
Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, "Demokrasi ve Şehitler Mitingi" adıyla Yenikapı'da düzenlenen geniş katılımlı darbe karşıtı mitingde Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptığı konuşma. Kaynak: CHP resmî sitesi

Sayın Cumhurbaşkanım, saygıdeğer eşleri, önceki Cumhurbaşkanımız, TBMM’nin Sayın Başkanı, Sayın Başbakan ve saygıdeğer eşleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Sayın Başbakanı, MHP’nin Sayın Genel Başkanı ve sevgili yurttaşlarım, hepinizi selamlıyorum, hepinize selamlarımı, saygılarımı ve muhabbetlerimi sunuyorum.

Bugün bizim demokrasi tarihimizin önemli bir günüdür. Bugün Türk siyasal hayatı demokrasi tarihinde önemli bir olaya imza attı. 15 Temmuz akşamı TSK içinde yuvalanan bir çete grubu Türk demokrasisine darbe yapmak istedi. Parlamentoya darbe yapmak istedi. Daha doğrusu size, bize, hepimize darbe yapmak istedi. Ama çok şükür, özellikle buradan TBMM’yi 15 Temmuz akşamı sabaha kadar açık tutan ve yöneten TBMM Başkanına yürekten teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Parlamenter sistemimize karşı bir darbe yapmak istediler. Bizim cumhuriyet tarihimizin en kanlı darbe girişimidir bu. 240 şehidimiz var. 240 aslanımızı toprağa verdik. 240 demokrasi şehidimize Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Onlar bizim demokrasi tarihimizdeki altın sayfalarda yerlerini aldılar. Onları unutmayacağız ve unutturmayacağız. Demokrasinin kahramanlarıdır onlar. TBMM, Gazi Meclistir. TBMM Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş bir meclistir. TBMM sabaha kadar çalışarak, darbecilere karşı dik durarak, sadece kendi onurunu değil sizin seçip parlamentoya gönderdiğiniz milletvekillerinin onurunu ve milletimizin onurunu korumuştur.

O nedenle parlamentoda grubu bulunan 4 siyasi partinin liderleri ve 4 siyasi partinin milletvekilleri darbeye karşı açık, net bir tavır koymuşlardır ve darbeye karşı demokrasi bildirgesini hep beraber imzalamışlardır.

Gönül ister ki, bu güzel toplantıya bu güzel mitinge, bu güzel beraberliğe eşlik etmek için sadece parlamentoda değil, parlamento dışındaki Genel Başkanlar da burada olsaydı, son derece mutlu olurdum. Çünkü Gazi Mustafa Kemal şunu söylüyor; “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” diyor. Bizim için söz konusu vatandır, sonuna kadar vatana sahip çıkacağız.

Artık 15 Temmuz’un bir özelliği var. 15 Temmuz bir uzlaşma kapısı araladı bize. 15 Temmuz’da artık yeni bir Türkiye vardır. Eğer biz bu gücü, bu uzlaşma kültürünü daha da ileriye taşıyabilirsek çocuklarımıza güzel bir Türkiye’yi hep birlikte bırakmış olacağız.

Değerli arkadaşlarım, neden ve niçin bu noktaya geldik? Önce teşhisi doğru koyacağız ki tedaviyi güzel yapalım. Güzel bir atasözümüz var. ‘Bir musibet bin nasihatten evladır’ diye. Dolayısıyla ben dahil bütün siyasilerin bu musibetten ders çıkarması lazım. Ben dahil bütün siyasi parti Genel Başkanlarının, yeni bir olaya zemin hazırlamadan Türkiye’yi çağdaş uygarlığa götürmemiz lazım. Nedir bu dersler, bunları kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü bu meydanı dolduranlar sadece sizler dinlemiyorsunuz, 81 ilde bizi vatandaşlarımız dinliyorlar ve onlar da bize kulak asıyorlar, kulak veriyorlar ne söylüyorlar diye. Ne dedik? Bir musibet bin nasihatten evladır. Demek ki, bir musibetle karşı karşıya kaldık. O zaman neler yapmalıyız, neleri söylemeliyiz?

Sizin için 12 madde hazırladım, benim görüşüm, partimizin görüşü. 12 maddeyi diğer liderler de kabul ederlerse sözüm söz, göreceksiniz Türkiye gerçekten de çağı yakalamış, gerçekten de uzlaşma kültürünü benimsemiş, gerçekten de sokaklarında, caddelerinde, parklarında, fabrikalarında güler yüzlü insanların olduğu, yaşadığı bir Türkiye haline gelecektir.

1) Camiye, kışlaya, adliyeye siyaseti sokmayalım. Camiye sokarsak toplumu böleriz. Adliyeye sokarsak adaleti bulamayız. Askeriyeye, kışlaya sokarsak darbeyi önleyemeyiz. O zaman yapacağımız ilk iş camide siyaset olmayacak, kışlada siyaset olmayacak, adliyede siyaset olmayacak. Adalet arıyorsak onları başka yerde bağımsız bir şekilde aramamız lazım.

2) Bizim soylu bir uzlaşmaya ihtiyacımız var. Bizim kavga değil, bizim milleti kardeş kılma gibi bir görevimiz var.

3) Siyasette özeleştiri yapmak ve geçmişi iyi tahlil etmemiz gerekiyor. Eğer geçmişi iyi tahlil edebilirsek, gelecekte çok daha güzel bir Türkiye’yi inşa edebiliriz. Tarihin tekerrürünü değil, tekerrür ettirmemeliyiz tarihi, milleti kardeş kılma yolunda kararlılığımızı sürdürmeliyiz.

4) Devletin inşasında liyakat sistemini esas almalıyız. Yani liyakat sisteminden vazgeçmemeliyiz. İnancımız da bunu böyle öngörüyor zaten. Liyakat sistemi önemlidir. İşi ehline ver diyor yüce yaradan. İşi ehline verdiğimiz zaman göreceksiniz ki Türkiye çok daha güzel yönetilecektir. Bu bizim tarikattan, bu bizim cemaatten, bu bizim partimizden değil, kim o işi yapıyorsa işi ehline teslim etmek gibi bir geleneği artık Türkiye’de başlatmak zorundayız. Garibanın oğlu, sizin çocuklarınız KPSS’de beklerken, sınav için alın teri dökerken birileri sınav sorularını çalıp eğer sınav yapıyor ve devletin önemli yerlerine geliyorsa buna hep beraber itiraz etmek durumundayız.

5) Her şartta, her koşulda demokrasiye sahip çıkmalıyız. 15 Temmuz darbe girişimi demokrasinin ne kadar önemli olduğunu bize gösterdi. 15 Temmuz darbe girişiminde halk direnme gücünü kullanarak, tankların önüne çıkarak, canını siper ederek demokrasiyi savunmuştur. Canını siper eden, tankın üstüne çıkan, mücadeleyi yapan herkese kadın-erkek, yaşlı-genç herkese şükranlarımı sunuyorum. Siz bir tarih yazdınız. Türkiye’ye bir tarih kazandırdınız.

Değerli arkadaşlarım, sadece darbe değil, demokrasi üzerinde tüm vesayetleri reddetmeliyiz. Demokrasi milletin iradesidir. Milletin iradesi üzerindeki her türlü gölgeye son vermeliyiz. Bu azim ve kararlılıkla yola çıkmalıyız. Onun için diyoruz, ‘Ne darbe ne dikta, yaşasın tam demokrasi’ diyoruz. Birinci sınıf demokrasi diyoruz. 21. yüzyılın insanı tam demokrasiye layıktır ve bunun mücadelesini vermeliyiz.

6) Cumhuriyetin kurucu değerlerine sahip çıkmalıyız. Mustafa Kemal ve arkadaşları Cumhuriyeti kurarken 1921 yılında bir anayasa yaptılar. Anayasanın birinci maddesi şudur; “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diyor. Evet, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Bakın hakimiyet milletindir değil, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir diyor. Milleti yüceltiyor, vatandaşı yüceltiyor. Dolayısıyla hiç bir kimseye, hiç bir aileye, hiç bir gruba, hiç bir zümreye imtiyaz tanınmıyor. Vatandaşlar eşittir, vatandaşlar birliktedir. Kimliği ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, yaşam tarzı ne olursa olsun bütün vatandaşlar kanun önünde eşittir. Cumhuriyetin eşitlik değerlerine, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir değerlerine hepimizin sonuna kadar sahip çıkması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, Gazi Mustafa Kemal dedi ki; “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir”. Eğer Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesiyse cumhuriyet bizimdir, cumhuriyet bizim alın terimizdir. Cumhuriyeti korumak, yaşatmak hepimizin görevidir. Elbette ki, tek başına bunları Mustafa Kemal Atatürk yapmadı. Cephede milletin makûs talihini yenen İsmet İnönü’ler, Fevzi Çakmak’lar, Rauf Orbay’lar, Kazım Karabekir’ler, Fahrettin Altay’lar hepsi cumhuriyetin kuruluşunda büyük emekleri vardır. Cumhuriyetin şu özelliği daha var. Ne dedik? Bilhassa kimsesizlerin kimsesidir cumhuriyet. Eğer bugün cumhuriyet olmasaydı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olamazdı. Eğer bugün cumhuriyet olmasaydı, Sayın Karaman TBMM Başkanı olmazdı. Eğer Bugün Cumhuriyet olmasaydı, Sayın Binali Yıldırım Başbakan olamazdı. Eğer bugün Cumhuriyet olmasaydı, Anadolu’nun kuş uçmaz köyünde doğan Kemal Kılıçdaroğlu CHP’ye Genel Başkan olmazdı. Cumhuriyet bu kadar değerli, bu kadar önemlidir. O nedenle hepimiz cumhuriyete ve demokrasiye birlikte sahip çıkacağız.

7) Parlamenter sistemimizi güçlendirmek zorundayız. 150 yıllık parlamenter sistemimiz var, 150 yıl. Ve 15 Temmuz akşamı Türkiye Büyük Millet Meclisi dik durarak, onurlu durarak bombalar yağarken, kurşunlar sıkılırken parlamentoyu terk etmedi. Kurtuluş Savaşı’nı nasıl yönettiyse bir darbeyi de aynı anlayışla püskürttü. Bu nedenle açık ve net söylüyoruz; parlamenter sistemimizi daha da güçlendirmeliyiz.

8) Medyanın özgürlüğü. Bakın değerli vatandaşlarım, 15 Temmuz akşamı bağımsız medya olmasaydı belki hiç kimse sokaklara çıkmayacaktı. O medya olayları verdi. Vatandaşlar sokağa davet edildi. Tankların üzerine çıkıldı. O medya bütün bu görüntüleri verdi. Dolayısıyla vatandaş en meşru hakkı olan direnme hakkını kullanarak demokrasiyi korudu ve mücadelesini yaptı. Göğsünü siper etti tanklara ve mücadelesini yaptı. O nedenle parlamenter sisteme karşı yapılan bu darbe girişimine parlamento dik durarak gerekli cevabı vermiştir.

Değerli arkadaşlarım, medya özgürlüğünün bir diğer önemi de şudur; biz siyasetçiyiz, eksiğimiz olabilir, hatamız olabilir, yanlışımız olabilir ama bunları dile getirecek olan medyadır. Medyanın bağımsızlığına bütün siyasilerin saygı duyması ve önem vermesi lazım.

9) Yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı. Bakın değerli arkadaşlarım, FETÖ terör örgütü ordunun içinde yuvalandı. FETÖ terör örgütü yargının içinde yuvalandı, FETÖ terör örgütü devletin her kademesinde yuvalandı. Biz buna daha önce F Tipi Örgütlenme diyorduk, şimdi Fetullah Gülen Terör Örgütü olarak tanımlanıyor. Savcı da iddianamesini böyle yazıyor. Yargının bağımsızlığı neden önemlidir? Adalet istiyoruz. Adaleti nerede tecelli ettireceğiz? Mahkemede tecelli ettireceğiz. Eğer bir hakim vicdanıyla değil, bir hakim Pensilvanya’dan aldığı talimatla karar veriyorsa o hakim hakim değil, o mahkeme de mahkeme değildir. O nedenle yargı bağımsızlığı çok önemlidir. Ve hepimiz bunun üzerinde durmalıyız ve bu konu üzerinde titremeliyiz. Hemen şunu ifade edeyim, yargının bağımsızlığı konusunda iktidar ve muhalefetin belli bir görüş birliği içinde hareket etmesi bizim açımızdan memnuniyet vericidir.

10) Değerli arkadaşlarım, laikliğin ne kadar önemli olduğunu 15 Temmuz gösterdi. Dini kullanarak, inancımızı kullanarak her türlü yasa dışı işin içinde olanlar, milleti nasıl kandırdılar hep beraber gördük. Laiklik din ve vicdan özgürlüğü demektir. Laiklik herkesin istediği gibi inanması ve ibadet etmesi demektir. Laiklik, inanca saygı demektir ve insana saygı demektir. O nedenle bütün siyasi partilerin bu konuda daha dikkatli olması gerekir. Kula kulluk yapmak değil, kula kulluk yapanların nasıl bir anlayışta olduklarını hep beraber gördük.

11) Demokrasinin güçlenmesine sadece bugün için değil, gelecekte de katkı vermek zorundayız ve demokrasinin güçlenmesi için mutlaka ama mutlaka sorgulayan bir eğitim sistemini hayata geçirmemiz gerekir. Çocuklarımız irfanı hür yetişmeli, vicdanı hür yetişmeli, fikri hür yetişmeli çocuklarımız. Çocuklarımız birilerinden talimat alıp onun gereğini yapmamalı. Alınan talimatı, en azından kendi aklında bunu ölçmeli ve tartmalı. Ne diyor yüce yaradan? “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” diyor. Aklımızı kullanmanın yolu eğitim sistemini de bu şekle getirmektir. Çocuklarımız akıllarını kullanmalılar, dünyaları sorgulamalılar. Bakın, elin oğlu Mars’a uzay aracı gönderiyor, biz 21. yüzyılın Türkiye’sinde bir darbe girişiminin Türkiye’ye maliyetini görüyoruz. O nedenle hep beraber eğitim sistemini de güçlendirelim, gelecekteki demokrasimizi güçlendirmek ve derinleştirmek için bu çabayı hep birlikte gösterelim.

12) FETÖ terör örgütünü biliyorsunuz, artık bütün dünya biliyor. Bu örgüt, geçmişte Balyoz davası dediler, Ergenekon davası dediler, Casusluk davası dediler hiçbir günahı olmayan, devlete sadakatle bağlı olan pek çok subayımızın ki eski bir Genelkurmay Başkanı da dahil tamamını hapse attılar. O dönem en çok itiraz edenlerden birisi bizdik. ‘Yanlış yapıyorsunuz’ demiştik. Şimdi, onların tamamının kumpas olduğu ortaya çıktı. Tamamının FETÖ terör örgütü tarafından yapıldığı ortaya çıktı. O zaman bir devlet adalet üzerinde büyür. Bir devlet adalet üzerinde soyluluk kazanır. Bir devlet adalet üzerinde devlet olur. O zaman buradan çağrı yapıyorum. Sadece size değil bütün Türkiye’ye. Sadece Türkiye’ye değil bütün siyasi liderlere. Geçmişin mağdurlarına haklarını iade edelim. İtibarlarını iade edelim. Böyle yaptığımız takdirde devlet saygın konuma gelmiş olur.

Aziz kardeşlerim, değerli dostlarım, devlet haksızlıklarla mücadele ederken hukukun dışına çıkmamalıdır. Lütfen bu sözümü çok dikkatli dinleyin. İçimizden bir kişinin bir tek kişinin bile emeği, eseri, zamanı ziyan olduğunda bu tüm Türkiye’nin ortak kaybıdır. Tekrar ediyorum, bu ülkede bir kişi bile haksızlığa uğradığında, bir kişi bile mağdur olduğunda bu tüm Türkiye’nin kaybıdır. Bu nedenle ülkemizi yeniden inşa ederken yeni mağduriyetler yaratmamalıyız. Hukuk diyoruz, hukukun üstünlüğü diyoruz, adalet diyoruz, devlet adalet üzerinde yükselmek zorundadır. Hani deniyor ya adalet mülkün temelidir yani adalet devletin temelidir.

Sevgili dostlarım, 12 madde halinde yol haritamızı açıkladım. Eksiği olabilir, fazlası olabilir ama Türkiye’yi düzlüğe çıkarmak hepimizin ortak görevidir. Benim de görevim, iktidardakilerin de görevi, sivil toplum örgütlerinin görevi, vatandaşın görevi. Buradan söz veriyorum ve şunu söylüyorum, hep birlikte mücadele edelim. Hep birlikte gereğini yerine getirelim.

Sevgili dostlarım, görüyorum ki bu meydanda en ön safında kadınlarımız var, tıpkı darbe gecesi tankların önünde durdukları gibi. Bundan büyük bir gurur duyuyorum. Bir toplum için nezaketin, şefkatin, sevginin kaynağı olarak gördüğüm kadınlarımızın hayatın her alanında daha çok var olmalarını bize eşlik etmelerini gönülden diliyorum. Kadınlarımızın desteği, katkısı, katılımı bizim için vazgeçilmez değerdedir. Hiç kimse unutmasın bir ülkede kadının yüzü gülüyorsa bilin ki o ülke mutlu bir ülkedir. Bu ülkenin yiğit kadınlarının evladı olmaktan, kardeşi olmaktan onur ve gurur duyuyorum. Çünkü hepimiz bu toprakların çocuklarıyız. Bu toprakların çiçekleriyle, türküleriyle, annelerimizin duaları ve ninnileriyle büyüdük. Birlikte kardeşçe yaşadık. Birlikte kardeşçe yaşayacağız. Birlikte kardeşçe mücadele edeceğiz. Bu topraklar bereketli topraklardır. Bu topraklarda Yunuslar var, Mevlanalar var, Hacı Bektaş-ı Veliler var, Neşet Ertaşlar var, Erzurumlu Emrahlar var, Ferhatlar var, Şirinler var. Bu topraklardan çıktı. Bu topraklarda huzur içinde, barış içinde demokrasimizi güçlendirerek farklılıklarımıza saygı göstererek birlikte mücadele etmeliyiz.

Sözlerimi Nazım Hikmet’in Milli Kurtuluş Destanı’ndan bir bölüm okuyarak sonlandırmak istiyorum.

"Dörtnala gelip uzak Asya’dan/Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan/Bu memleket bizim/Kapansın el kapıları/Bir daha açılmasın/Yok edin insanın insana kulluğunu/Bu davet bizim/Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ ve bir orman gibi kardeşçesine/Bu davet,/Bu hasret bizim".

Evet, bu hasretle hepinizi, muhabbetle kucaklıyorum. Hepinize en içten saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. Allah bir daha Türkiye’ye böyle acı olaylar yaşatmasın. Hep beraber, hep birlikte yürek yüreğe, omuz omuza, kol kola demokrasimize saygılı olalım ve demokrasimize sahip çıkalım.

Hepinizi en içten selamlar, saygılar sunuyorum. Sağ olun var olun.