Nutuk/20. bölüm/Vesika 193

Harbiye Nezareti
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine mahsustur

Maruz-ı âcizidir.

Bu âna kadar vukubulan muhaberât, serd edilen mütâlaat âtideki nikata münhasırdır:

1– Meclis-i Meb’ûsân İstanbul’dan başka bir mahalde tecemmu etmeli,

2– Kuvâ-yı Milliye ruhuyla mütehassis olmayan memurlar tebdil edilmeli,

3– Hürriyet ve İtilâf’a mensup sâbık kabine erkânından bazıları ile bazı zevât-ı sâire mücâzât edilmeli.

a) Bu birinci mesele kabinenin müteaddit müzâkerât günlerini tamamen işgal etti. Mahâfil-i ecnebiye Paris Konferansı’nın Rumeli ile İstanbul mıntakasının beynelmilel bir hale ifrâğı tasavvurlarını ihtar ederek tehlikeyi ihsâs ettiler. Muhâliflerin İstanbul’da bile meclise iştirak etmezlerken harice gitmeyecekleri gün gibi âşikâr ve bu hali nelere vesile ittihâzından çekinmiyecekleri ise derkâr görüldü.

Zât-ı şâhânenin bu meseleye rıza gösteremiyecekleri tamamen anlaşıldı.

Kuvâ-yı işgaliyenin Meclisi Meb’ûsan’a taarruzlarının belki devlet-i aliyye için hayırlı neticeler verebileceğini Amerikalılar ihsâs ve hatta izhâr ettiler. Ve bu taarruzu ihtimal dairesinde göremediler.

b) Kuvâ-yı Milliye ruhuyla mütehassis olmayan memurların kodamanları işgal ordularına adeta istinâd etmiş vaziyettedirler. Derhal bunlar hakkında yapılacak muamele mümânaata ma’rûz kalacak, hükümet fena bir vaziyete girecekti. Zaten intikam siyaseti bu vatanı senelerce ne hale koymuş idi. Şahsî ictihâdlara hürmetle beraber asayişe taallûk edecek derecedeki ef’âlin men’i, delâilin vücûduyla beraber kabil ve nâfi olacaktı ve kabine bu bâbda tedricî bir silsile takibini düşünmüş ve tatbikine teşebbüs etmiş idi.

Ne çare ki birinci maddede arz ettiğim gibi Kuvâ-yı Milliye itilâf esaslarını kabul ettiği halde Ankara valisini kabul etmemekle, Bozkır hadisesindeki muvaffakiyeti kendi vatandaşlarımıza karşı müntekim ve kahir bir muvaffakiyet halinde ilân etmesiyle, Antalya mutasarrıfı hakkında, merhum Kemal aleyhine şehadet etmek cürmünü esas tutarak tebdilinde ısrar göstermekle ve bilhassa ve en mühim hususiyetle Meclis-i Millî’nin İstanbul’da adem-i in’ikadı fikrinde devam etmekle kabineyi günlerce bu işlerin müzakeresine mecbur ve icrââtında teenniye sevk etti. Heyet-i Temsiliye hariçteki memurlar için resmî memurların şikâyetlerini usûl kabul ederse hükümet hâkim veyahut iki hükümet mevcut olduğu fikrini ta’dîl etmiş olur. Meclis-i Millî’nin mahall-i ictimaına çabuk karar vermekle müzaheret vaad eylediği kabineyi bütün müşkilâttan kurtarmış olur. Şimdi hükümet hiçbir kuvvete müstenid değildir ve bu hali umum hissetmiştir.

c) Sâbık kabine erkânının derhal tecziyesi değil, delâil-i kanuniye bularak usûl-i kanunî dairesinde muameleleri muvâfık olacağının zarurî bulunduğunu arz etmiştim. Çünkü ekseri müstenidtir. Meselâ polis müdürünün tebdilinde bu hal tamamıyla tezâhür etti. Aydın valisinin tebdili halinde yerine tayin olunacak zatın kabul ettirilmesi gibi bir mesele karşısında kalınacağı anlaşıldı. Nitekim Adana’da bu hal görüldü.

Zaten kabineyi müşkil vaziyete sokmak için ecânib ve muhâlifler şedîd çalışmaktalarken kabinenin Kuvâ-yı Milliye tarafından da müşkilâta uğratılması başka bir şekilde neticeler veremezdi. Çünkü Mü'telifîn mümessilleri de bunu böylece his ve kabul etmişlerdir ve hatta memleketi normal bir vaziyette görmedikçe sulh müzâkerâtına başlanamayacağını da ihsâs ve hatta ihtar ettiler. Kabine polis müdürü hakkındaki bu müşkilâtı meselâ yanına bir muâvin tayin etmek, İstanbul muhafızlığının şeklini tam bir idâre-i örfiye haline muvâfık bir şekle sokarak İstanbul’un asayişini tamamen muhafızlık uhdesine vermek suretiyle İstanbul zabıtasını eline almak çarelerini de düşündü. Fakat arz ettiğim gibi esaslı bir teşebbüs için dayandığı kuvvetin ciddiyetine hâlâ inanamadı.

Meselâ Dahiliye Nâzırı bu kuvvete ihtiyaç gösterenlerin başında desem mübâlâğa olmaz. Ancak bu zatta hükümetçilik hissi galiptir. Bu his okşanmak suretiyle bu zatın azminden, fikrinden pek mühim istifadeler temîn olunabileceğine ben kaniim.

d) Anadolu’ya gönderilen Fevzi ve Hurşit Paşalar heyetleri Bozkır hadisesi ve hatta intihâbat gürültüleri hakkındaki şikâyetleri bahane ile tahkikata kıyâm eden Mütelifîn’in hareketlerine mümânaat maksadından tevellüd etmiştir.

Zât-ı devletleriyle rüfeka-yı muhteremeye takdim-i ihlâs ve ihtirâmât eyler ve İstanbul muhîtindeki mesâinin ma’rûz bulunduğu müşkilât-ı adîde derpîş buyurularak âna nazaran azamî muâvenet ve müzaheret-i devletlerini ricâ eylerim efendim. 10 Teşrinisani 335

Harbiye Nâzırı
Cemal


Hulâsa: Kabine düşerse gelecek kabinenin şekil ve rengini tayin şimdiden mümkün değildir. Geçen kabine şekil ve renkte tezâhür ederse vatan muhakkak surette zarar ve felâkete sürüklenmiştir ve bu hali bekliyenler çoktur.

Vatan sulhun serî akdine cidden muhtaçtır. Temâdisi hiçbir şey olmasa iktisaden felâketi mûcibdir. Bizim için sulh ise Kuvâ-yı Milliye’nin hükümetle itilâf-ı tâmmıyla husûl bulabilecektir. İkinci derecede intihâbatın cereyânı ve meb’ûsların şahsı memlekette sükûnu temîn edecektir. Muhâlifler ve ecânib meclisin küşâdına mümânaata karar vermişlerdir. Heyet-i Temsiliye de bu mümânaata mahal münazaasıyla devam ederse işimiz Allaha kalıyor demektir.

Cümlenize karşı hürmetlerim kemâl-i hararetle bakidir efendim.
10 Teşrinisani 335
Harbiye Nâzırı
Cemal