Nurullah Ata’nın Bir Yazısı

AHMED HÂŞİMDüzenle

Bugün Ahmed Hâşim’i gördüm. Dört buçuk ay devam eden gaybubetten sonra İstanbul’a avdet ettiğim zaman burada, daha doğrusu buranın edebiyat âleminde bir eksiklik hissettim. Ahmed Hâşim seyahatte idi. Bir iki defa geldiğini söylediler, maatteessüf yanlıştı.

Ahmed Hâşim’le konuşmak benim için en büyük zevklerden biridir. Yazılarını okumağı severim. Fakat Ahmed Hâşim’in şiiri ne kadar rengîn ise sohbeti de o kadar muzî, nesri ne kadar sehhar ise söz arasındaki müşâhedeleri de o kadar câzibedardır. Ahmed Hâşim, her şeyde herkesin nazar-ı dikkatini celb etmeyen noktaları görür ve onlardan ehemmiyetle bahseder. İşte bugünkü Akşam’da neşrolunan fıkrası: Boğaziçi ve Kadıköy vapurlarının siyah renkte olmasına itiraz ediyor. Şimdiye kadar bunu düşündünüz müydü? O vapurların açık renkte olmasındaki mahzurları söylemeyin; biliyorum, haklısınız; fakat Hâşim’i ikna edemezsiniz. “Boğaziçi, Kadıköy sayfiye ve tenezzüh yerleridir; binaenaleyh halkı oraya götüren vapurlar, kalbe inşirah verici renkte olmalıdır.” Bu kaziyeye istinaden her ne söylerseniz reddeder. Ahmed Hâşim’le konuştuğunuz zaman daima haksız olduğunuzu kabule hazır bulunmalısınız.

Bir insan Ahmed Hâşim’i ya sever veya ondan nefret eder. Bir yerde tesadüfen yanınıza oturup birisiyle konuşsa, bu parlak gözlü, asabî hareketli, dedikoducu adamın sözlerinden muazzeb olup yerinizi değiştirmeğe mecbur olursunuz veyahut, ki siz de onu alâka ile dinlemeğe başlarsınız. Zannederim ki dükkâncılar, kahve garsonları ona her müşteriye ettikleri muameleyi edemezler; onlara nefret veya muhabbet ilham eder. Ahmed Hâşim’e karşı ancak köprüde para toplayan memurlar lâkayd olabilir.

Üstadın teveccühüne mazhar olmakla müftehirim. Onunla “Dergâh” mecmuası idarehanesinde tanıştım. “Göl Saatleri” yeni neşrolunmuştu; ben ilk makalemi o kitabın medhine hasr etmiştim. Ahmed Hâşim, lisanın fevkındedir diyordum. Allah günahımı afv etsin! Hâşim’in yazılarını şimdi daha az seviyorum zannedilmesin; bilakis, onlara daha ziyade hayranım. Yalnız o zamandan beri anladım, ki bir şair ne kadar büyük olursa olsun yine lisanın hizmetkârıdır.

Hâşim’in şiirleri, makaleleri pek çok kimseler tarafından anlaşılmıyor; ben onları bilakis lüzumundan fazla vâzıh buluyorum.

Yârin dudağından getirildi
Bir katre alevdir bu karanfil.
Gönlüm acısından bunu bildi.

Bunlarda anlaşılmayacak ne var; hele Türkçenin en güzel manzumelerinden biri olan şu parça mehtabın şuaı kadar berrak değil mi?

Dönsek mi bu aşkın şafağından?
Gitsek mi ekalim-i leyâle;
Bizden daha evvel erişenler,
Ağlar bugün evvelki hayâle.

Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek
Düştüyse gönüller bu melâle?
Bir eldir ufuklardan uzanmış
Zulmet bizi çekmekte visâle..

Her ne ise… Şairlerimiz bile bu parçayı anlamadıklarını sevine sevine söylüyorlar. Dünyada en garip hâl belki anlamamazlıkla iftihar etmektir.

Bu sözlerden Ahmed Hâşim’in bütün fikirlerine iştirak ettiğim manası çıkarılmasın. İttifak ettiğimiz nâdiren vâki olur. Benim sevdiğim şairlerden çoğunu o beğenmez; onun beğendiklerinin çoğundan ben hoşlanmam.

Şairiz be

Şairiz dedik ya be arkadaş!

tarzında -Sibirya çöllerinden geldiğini pek belli eden manzumeleri beğendikçe ben ne diyeceğimi şaşırırdım. Fakat hayret etmemeli; Ahmed Hâşim yeniliğe hayrandır; daha doğrusu yeniliğe perestiş eder. Kendisi manzumelerinde hiçbir zaman zevksiz olmadığı hâlde nevin-perestlik onu bazen zevkten büsbütün mahrum şeyleri bile beğenmeğe sevk eder. Hâlbuki gerek Türk gerek Fransız edebiyatında bugün yenilik diye gösterilen şeylerin çoğu budalalık kadar eski.

Ahmed Hâşim, el’an sembolistlere meclûptur; ben romantizmin bu nev’inden de artık hazzedemiyorum. Mallarme, Rembo… şüphesiz büyük şairler; fakat Alber Samen’i okumak giran geliyor. Verlaine’i zikretmedim, çünkü o dehayı bir sınıfa bağlamak caiz değildir.

Ahmed Hâşim’le Rémy de Gourmond’u sevmek hususunda ittifak ederiz. Fakat bu büyük münekkidi ikimiz de ayrı noktalardan severiz. Ahmed Hâşim, ona inanır, hâlbuki bence Gourmond bir şey öğretmeyen, fakat dimağımızdan diğer mütefekkirlerin tesirini silerek bizi kendi kendimize düşünmeğe sevk eden üstaddır. Tamamıyla reybî olmağa muvaffak olan Gourmond kendi sözlerini nakz etmekten de çekinmezdi. Artık ona inanmak bilmem doğru olur mu? Benim anladığıma göre Ahmed Hâşim’de Gourmond taassubu vardır.

Bütün bu ihtilâflara rağmen üstad ile konuşmağa nâil olduğum zamanlar pâyansız bir zevk duyarım. Zaten her büyük şairde muhataplarını zenginleştiren bir hâl vardır. Ahmed Hâşim de bence yaşayan şairlerimizin en kıymetlisidir. Bakın şu altı mısradaki melâli bu kadar zarif, bu kadar müessir bir âhenk ile ifade edecek bir şair daha tanıyor musunuz?

Bir gamlı hazanın seherinde
Israra ne hâcet yine bülbül?
Bil: kalbimizin bahçelerinde
Can verdi senin söylediğin gül.

Gün doğmada bir başka ziyada
Savrulmada gül şimdi havada.

9 Eylül 1340

 

İlk kez Osmanlı İmparatorluğu'nda yayınlanan bu çalışma devletin uluslararası telif anlaşmalarına taraf olmaması sebebiyle kamu malıdır.