Mesnevi/1/351-400

< Mesnevi‎ | 1

351. Sen bu işi münâdîlerin bağırdığı mahalde, çarşı olan bir yol başında yap!
352. Ondan sonra beni, kendinden uzak şehre sür, tâ ki onların içine fitne ve fesâd bırakayım.
353. İmdi ben diyeyim ki: Ey gizliyi bilen Hudâ! Sen beni bilirsin ki, ben gizli hıristiyanım.

Hıristiyanlara kasd için, o yahûdî vezîrin telbîsi ve
onların hâlini şâhın huzûruna arz etmesi

354. Pâdişâh benim îmânımdan âgâh oldu ve taassubdan canıma kasd etti.
355. İstedim ki, onun dînini ızhâr edeyim ve kendi dînimi saklayım.
356. Şâh benim esrârımdan bir koku aldı; benim sözüm onun indinde geçmez oldu.
357. Dedi ki: Senin sözün iğne içinde ekmek gibidir; senin gönlünden, benim gönlüme pencere vardır.
358. Ben o pencereden senin hâlini gördüm; senin hâlini gördüm, lâfını yutmam.
359. Eğer Îsâ'nın dîni, benim çârem olmasaydı, o çıfıtça beni paralardı.
360. Îsâ için can teslîm eder ve baş veririm; onun yüz binlerce minnetini nefsime koyarım.
361. Îsâ'dan canımı esirgemem; ve fakat onun dîninin ilmine iyiden iyiye vâkıfım.
362. Câhiller arasında o dîn-i pâkin mahv olması bence yazıktır.
363. Allah'a ve Îsâ'ya şükür olsun ki biz, bu dîn-i Hakk'a rehnümâ olmuşuz.
364. Çıfıttan ve çıfıtlıktan kurtulmuşuz. Nihâyet belimizi bir zünnâr ile bağlamışız.
365. Ey insanlar! Devr, devr-i Îsâ'dır, onun dîninin esrârını cân ile dinleyiniz!
366. Vaktâki vezîr o hîleyi şâha saydı; onun gönlünden kâmilen düşünceyi kaldırdı.
367. Şâh ona söylediği işi yaptı; halk onun şânında taaccübde kalmış idi.
368. Onu hıristiyanlar tarafına sürdü; ondan sonra o, da'vete başladı.

Hıristiyanların onu telbîsden ve
za'f-ı idrâkden dolayı kabûl etmeleri beyânındadır

369. Yüz binlerce hıristiyan adamlar onun mahallesinde, onun önüne azar azar toplandılar.
370. O, onlara gizlice, İncil'in ve zünnârın ve namazın sırrını beyân ederdi.
371. O zâhirde ahkâmın vâizi idi; fakat bâtında ıslık ve tuzak idi.
372. Bunun için ashâbın ba'zısı resûlden, gül gibi olan nefsin hîlesini iltimâs ederler idi.
373. İbâdetlerde ve ihlâs-ı cânda gizli garazlardan ne karıştırır; söyle!
374. Ondan taâtın fazlını aramazlardı; ayb-ı zâhirin dahi hangisi olduğunu sormazlar idi.
375. İnceden inceye ve zerre zerre nefsin hîlesini, kerevizden gülü ayırdıkları gibi tanıyorlar idi.
376. Sahâbenin kılı kırk yaranları da, o va'zda canları ile hayran kalırlar idi.

Akıl gözünün za'fından dolayı hıristiyanların cümlesinin
vezîre tebaiyyet etmeleri beyânındadır

377. Hıristiyanlar tamâmiyle ona gönül verdiler; halbuki avâmın taklîdinin ne kuvveti olur?
378. Sînelerinin içine onun muhabbetini ekdiler; onu Îsâ'nın nâibi zannettiler.
379. O sırren bir gözlü deccâl-ı laîn idi; ey Hudâ feryâda yetiş; sen ne güzel yardımcısın!
380. Yâ Rab! Dünyâda yüz binlerce tuzak ve yem vardır; bizler ise aç olan harîs kuşlar gibiyiz.
381. Eğer her birimiz, doğan kuşu ve sîmurg olsak dahi, biz her bir demde yeni bir tuzağa tutulmuşuzdur.
382. Ey bî-niyâz, sen bizi her an kurtarırsın ve biz yine bir tuzak tarafına gideriz.
383. Biz bu anbarda buğday yaparız; toplanmış buğdayı zâyi' ederiz.
384. Buğdaydaki bu ziyâ'ın sıçanın hîlesinden olduğunu nihâyet aklımız ile düşünmeyiz.
385. Sıçan bizim anbarımıza delik etmiştir. Onun zararından bizim anbarımız harâb olmuşdur.
386. Ey can, evvelen sıçanın şerrini def' et; ondan sonra buğdayı cem' etmeğe çalış.
387. "Namaz ancak kalbin huzûruyla tamam olur"; o sadırların sadrının hadîslerindendir, işit!
388. Eğer bizim anbarımızda bir hırsız sıçan yok ise, kırk yıllık ameller buğdayı nerededir?
389. Her günün azar azar olan sıdkı, niçin bizim anbarımızda terâküm etmez?
390. Demirden ateşin çok kıvılcımı sıçradı; ve onu yanmış gönül kabul etti ve çekti.
391. Fakat karanlıkta bir hırsız gizlice kıvılcımlar üzerine parmak basar.
392. Felekten bir çerâğ parlamamak için, kıvılcımları birer birer söndürür.
393. (İlâhî) eğer adım başında binlerce tuzak olsa, sen bizim ile oldukça hiç gam yoktur.
394. Senin inâyetlerin bizim ile kâim oldukça, o alçak hırsızdan bir korku olur mu?
395. Her bir gece, ten tuzağından rûhları kurtarırsın ve elvâhı koparırsın.
396. Her gece rûhlar bu ten kafesinden kurtulurlar. Kimsenin ne hâkimi ve ne de mahkûmu olmayıp fâriğdirler.
397. Hapiste olanlar, gece olunca hapisten bî-haberdir; sultâna mensûb olan erbâb-ı hükûmet de gece devletten bî-haberdir.
398. Ne kâr düşüncesi ve ne de ziyan gamı; ve ne de bu filânın ve o filânın hayâli vardır.
399. Uykusuz dahi ârifin hâli budur. Hak Teâlâ "Onlar uykudadırlar" buyurur; bundan ürkme!
400. (Ârif) gece gündüz ahvâl-i dünyâdan uyumuştur; Hakk'ın taklîbi pençesinde kalem gibidir.