Mesnevi/1/2151-2200

< Mesnevi‎ | 1

2151. Yâhut Hak seni o âlemde bir servi ağacı mı yapsın? Tâ ki ebede kadar ter ü tâze kalasın.
2152. Direk dedi, onu isterim ki, onun bakâsı dâim ola. Ey gâfil, işit bir ağaçtan, noksan olma!
2153. Yevm-i kıyâmette insan gibi haşr olmak için, direği arza defn etti.
2154. Tâ bilesin ki Hak Teâlâ her kimi da'vet etti ise, dünyâ işinin hepsinden işsiz kaldı.
2155. Her kime ki Hak cânibinden iş-güç oldu, o tarafa ruhsat buldu ve işten çıktı.
2156. O kimseye ki, esrârdan atâ olmaya, o cemâdın feryâdını ne vakit tasdîk eder?
2157. Ona, ehl-i nifâkdır dememeleri için, muvâfakatdan dolayı "Evet" der, gönülden değil.
2158. Eğer "Kün" emrine vâkıf olmasalar idi, cihânda bu söz red olunmuş olurdu.
2159. Yüz binlerce ehl-i taklîd ve nişânı, bir yarım vehim şekke düşürür.
2160. Zîrâ onların taklîd ve istidlâli ve bütün perr ü bâlleri zan ile kâimdir.
2161. Alçak şeytan bir şübhe koparır; bu körlerin hepsi baş aşağı düşerler.
2162. İstidlâle mensûb olanların ayağı ağaçtan olur. Ağaç ayak ise, pek kuvvetsiz olur.
2163. Gözlü olan o "kutb-ı zamânın" gayri ki, onun sebâtından dağ sersem olur.
2164. Taş kırıkları üzerine baş aşağı düşmemek için, körün ayağı asâ olur asâ!
2165. O süvârî ki, askere zafer oldu, ehl-i dîn için kimdir? Sultân-ı basardır.
2166. Vâkıâ körler asâ ile yol görmüşlerdir, onlar gözleri rûşen olan halkın penâhındadırlar.
2167. Eğer görücüler ve şâhlar olmaya idi, körlerin hepsi cihânda ölmüş olurlardı.
2168. Körlerden ne ekmek, ne de biçmek, ne imâret ve ne ticâretler ve ne de fâide gelir idi.
2169. Size fazılların rahmetini etmese idi, sizin istidlâl ağaçlarınız kırılır idi.
2170. Bu asâ ne olur? Kıyâslar ve delîldir; o asâyı onlara kim verdi? Basîr olan Celîl!
2171. Vaktâ ki asâ cenk ve nefîr âleti oldu, ey kör, o asâyı ufalıyarak kır!
2172. O asâyı size verdi, nihâyet ileri geldiniz; o asâyı da gazabdan ona vurdunuz.
2173. Ey körler halkası! Ne iştesiniz? Ortaya görücüyü getiriniz!
2174. Onun eteğini tut ki, sana asâyı o verdi; bak ki âdem asâdan neler gördü.
2175. Mûsâ'nın ve Ahmed'in mu'cizesine bak; nasıl asâ yılan ve direk haberli oldu.
2176. Asâdan bir yılan ve direkten de nâle; din için beş nevbet çağırırlar.
2177. Eğer bu meze nâ-ma'kûl olmasa idi, bu kadar mu'cizeye ne vakit hâcet olurdu?
2178. Her ne ma'kûldür, akıl onu mu'cize ızhârı olmaksızın ve ileri geri çekmeksizin yutar.
2179. Bu tarîk-ı acîbi nâ-ma'kûl gör; her bir mukbilin gönlünde makbûl gör!
2180. Nitekim âdemin korkusundan, cin ve yırtıcı hayvan hasedden cezîrelere ürktüler.
2181. Münkirler de, enbiyânın mu'cizeleri korkusundan ot altına baş çekmişlerdir.
2182. Tâ ki müslümanlık nâmûsu ile yaşayalar; tâ ki, riyâ edince kim olduklarını bilmiyesin.
2183. O bozuk nakid üzerine, pâdişâh nâmına gümüş süren kalpazanlar gibi.
2184. Onların lafızlarının zâhiri şer'in tevhîdidir; onun bâtını ekmek içinde delice tohumu gibidir.
2185. Felsefînin dem vurmak için mecâli yoktur; dem vurursa dîn-i hak onu çarpar.
2186. Onun eli ve ayağı cemâddır ve onun cânı her ne derse, o ikisi onun emrindedir.
2187. Vâkıâ lisân ile töhmet koyarlar, el ve ayakları şehâdet verirler.

Resûl'ün (a.s.) mu'cizesinin ızhârı ve Ebû Cehl'in elinde
taş parçalarının söze gelmesi ve taş parçalarının
O'nun risâletine şehâdet etmesi


2188. Ebû Cehl'in avucunda aşlar var idi, dedi ki: Ey Ahmed, çabuk söyle ki, bu nedir?
2189. Eğer resûl isen, eğer göğün esrârından haberin varsa, avucumdaki gizli olan nedir?
2190. (Resûl-i Ekrem) buyurdu ki: Nasıl istersin? Onun neler olduğunu mu söyliyeyim; yâhut onlar bizim hak ve sâdık olduğumuzu mu söylesinler?
2191. Ebû Cehil dedi ki, bu ikinci pek ziyâde acîbdir. (Resûl-i Ekrem) buyurdu: Evet, Hak ondan daha kâdirdir.
2192. Onun avucunun içindeki her taş parçası, bilâ-tevakkuf şehâdet söylemeğe geldi.
2193. "Lâ ilâhe" dedi ve "illallâh" dedi. "Ahmed Resûlullâh" gevherini deldi.
2194. Vaktâ ki Ebû Cehil taşlardan bunu işitti, öfkeden o taşları yer üzerine vurdu.
2195. (Ebû Cehil) dedi: Senin gibi başka sihirbâz olmaz. Sihirbazların reîsi ve baş tâcı sensin.
2196. Onun başına toprak ki, kör ve laîn idi, onun gözü toprak görücü İblîs geldi.
2197. Dön ve mutribin hâline kulak tut; zîrâ mutrib beklemekten âciz oldu.

Kıssa-i mutribin bakıyyesi ve
hâtifin nidâ ettiği şeyi ona Hz. Ömer'in haber eriştirmesi


2198. Hz. Ömer'e bir nidâ geldi, şöyle ki: Ey Ömer! Bizim kulumuzu hâcetten geri satın al!
2199. Bizim hâs ve muhterem kulumuz vardır; sen kabristan tarafına ayağına zahmet et!
2200. Ey Ömer, sıçra, beytü'l-mâli âmdan avucuna tamâmen yedi yüz dînâr koy!