Mesnevi/1/1951-2000

< Mesnevi‎ | 1

1951. Zîrâ perî ve âdemî zindâna mensûbdurlar; her ikisi bu câhillik zindânı içindedirler.
1952. Sûre-i Rahmân'da ma'şer-i cinni oku. "Testetîu tenfüzü"yü açık bil!
1953. Evliyânın bâtınlarının nağmeleri, evvelâ derler ki: Ey "lâ"nın cüz'leri!
1954. Âgâh olun, "lâ"yı nefyden başları yukarı kaldırın; bu hayâli ve vehmi bir tarafa bırakın!
1955. Ey hep kevn ü fesâd içinde çürümüşler; sizin bâkî olan canınız bitmedi ve doğmadı.
1956. Eğer o nağmelerden bir şemme söylersem, canlar kabirlerden baş kaldırırlar.
1957. Kulağını yaklaştır ki, o uzak değil; fakat onun sana nakline izin yoktur.
1958. Âgâh ol ki, evliyâ vaktin İsrâfîl'idirler; ölülere onlardan hayât ve nemâ vardır.
1959. Her bir ölünün cânı, ten mezarı içinde, kefende onların âvâzından sıçrar.
1960. Der ki: O sadâ muhakkak onlardan ayrıdır; diri etmek, Hakk'ın sadâsının işidir.
1961. Biz öldük ve külliyyen eksildik; Hakk'ın sadâsı geldi, hep kalktık.
1962. Hakk'ın hitâbı, hicâb içinde ve hicâbsız onu verir ki, onu cebinden Meryem'e verdi.
1963. Ey kimseler ki fenâ, sizi post altında yok etmiştir; ademden, dostun âvâzından rücû' ediniz!
1964. Her ne kadar Allah'ın kulunun boğazından ise de, mutlak o ses, muhakkak şâhdan olur.
1965. Ona demiştir ki: Ben senin lisânın ve basarınım; ben senin havâssın ve ben rızân ve gazabınım.
1966. Yürü ki, benimle işitir ve benimle görür olan sensin. Sır sensin; ne yeri vardır? Sâhib-i sır sensin.
1967. Vaktâ ki sen hayretden Allah için olan kimse oldun; ben de senin için olurum; zîrâ كان الله له 'dur
1968. Sana gâh sensin ve gâh benim derim. Her ne dersem, ben parlak güneşim.
1969. Bir dem senin mişkâtından her nereye parlarsam, ehl-i âlemin müşkilâtı orada halloldu.
1970. O karanlığı ki, onu güneş kaldıramadı, o zulmet bizim nefsimizden kuşluk vakti gibi olur.
1971. Her nereye ki, nâ-sezâ bir karanlık geldi; bizim ziyâmızdan kuşluk vaktinin güneşi olur.
1972. Âdem'in kendisine ve benî-âdeme esmâyı gösterdi; ve başkalarına Âdem'den esmâyı açtı.
1973. Onun nûrunu ister Âdem'den, ister O'ndan al; ister küpten, ister su kabağından al!
1974. Bu su kabağı küpe bitişiktir; iyi bahtlı olan su kabağı, senin gibi mesrûr değildir.
1975. Mustafâ (a.s.) buyurdu ki: Saâdet, beni gören kimseye ve beni gören kimseyi gören kimseye!
1976. Vaktâ ki bir çerağ bir şem'in nûrunu çekti, her kim onu gördü ise muhakkak o şem'i gördü.
1977. Eğer böylece yüz çerağa kadar nakl olunsa, sonu görmek, aslın likâsı oldu.
1978. İstersen sen o nûru sonraki nûrdan, istersen cân şem'inden al, hiç fark yoktur.
1979. Nûru ister sonraki çerâğdan gör; ister onun nûrunu geçmişlerin şem'inden gör!

"Muhakkak Rabbinizin, sizin dehrinizin günlerinde kokuları vardır.
Âgâh olun, onlara teveccüh edin!"
hadîs-i şerîfinin ma'nâsı hakkındadır


1980. Peygamber (a.s.) buyurdu ki: Hakk'ın nefhaları bu günler içinde yarış ediyor.
1981. Bu evkâta kulak ve akıl tutunuz; böyle nefhaları kapınız!
1982. Nefha size geldi, gördü ve gitti. Her kimin için dilediyse can bağışladı ve gitti.
1983. Âgâh ol, bir nefha daha erişdi; hâce-taş nihâyet bundan dahi geri kalmıyasın.
1984. Nârî olan can ondan ateş söndürücülük buldu. Ölü can ondan hareket buldu.
1985. Nârî olan can, ondan intıfâ buldu; ölü onun bakâsından kabâ giydi.
1986. O tûbânın tâzeliği ve kımıldamasıdır; o halâikın hareketleri gibi değildir.
1987. Eğer yere ve göğe düşerse, onların zehreleri derhal su olur.
1988. Bu nihâyetsiz demin korkusundan dolayı فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا ya'nî "Onu yüklenmekten ibâ ettiler" âyetini tekrâr oku.
1989. Ve yoksa "Ondan korktular" ne vakit olurdu? Eğer onun korkusundan, dağın kalbi kan olmasa idi.
1990. Dün gece bu, başka türlü el verdi; birkaç lokma geldi, yolu bağladı.
1991. Lokma için bir Lokman rehin olmuştur; Lokman'a mensûb olan vakitdir; ey lokma git!
1992. Bu ıztırâb, bir lokmanın hevâsındandır; Lokman'ın avucundan dikeni çıkarın.
1993. Onun avucunda diken vardır ve onun sâyesi keskin değildir; lâkin size hırstan o temyîz yoktur.
1994. Diken bil, onu ki hurma görmüşsün; zîrâ sen çok nankörsün ve çok görmemişsin.
1995. Lokman'ın cânı ki, o Hakk'ın gülistânıdır, onun cânının ayağı niçin bir dikenin bağlanmışıdır?
1996. Bu diken yiyici vücûd, deve olarak geldi. Bir Mustafâ-zâde de, bu deve üzerine binicidir.
1997. Ey deve! Senin arkanda bir gül dengi vardır ki, onun nesîminden sende yüz gülzâr bitti.
1998. Senin meylin mugaylân ve kum tarafınadır; acabâ kıymetsiz dikenden ne gül toplayabilirsin?
1999. Ey bu talebden dolayı köyden köye dolaşmış olan kimse, ne zamâna kadar dersin ki bu gülistân hani, hani?
2000. Ayağın dikenini çıkarmadan evvel gözün karanlıktır; nasıl cevelân edersin?