Mesnevi/1/1851-1900

< Mesnevi‎ | 1

1851. Bu yolda yontul ve tırmalan; son nefese kadar bir ân fâriğ olma!
1852. Âkıbet son nefesin bir ânı olur ki, senin ile inâyet sâhib-i sır olur.
1853. Erkekde ve kadında olan cân her neye çalışırsa cânın şâhının sem'i ve basarı pencere üzerindedir.

Efendinin ölmüş tûtiyi kafesten dışarıya bırakması
ve uçması


1854. Ondan sonra kafesten dışarıya bıraktı; tûticik yüksek ağaç dalı üzerine uçtu.
1855. Ölmüş tûtî öyle uçtu ki, nitekim güneş şarktan bir sür'at ile seyr etti.
1856. Efendi kuşun işinde hayrân oldu; habersiz olarak ansızın kuşun esrârını gördü.
1857. Yüzünü yukarı kaldırdı ve dedi: Ey bülbül, kendi hâlinin beyânından bize nasib ver!
1858. O, orada ne yaptı ki, sen öğrendin; bir hile yaptın ve bizi yaktın.
1859. Dedi: "Tûtî letâfeti ve güzel sesi terk et! diye bana fiil ile nasîhat verdi.
1860. Zirâ senin sesin seni habs etti (diye) kendisini bu nasîhat için ölmüş yaptı.
1861. Ya'ni ey husûsa ve umûma mutrib olmuş, benim gibi ölmüş ol ki, âkıbet halâs bulasın (demek istedi)
1862. Dâne olursan, seni kuşcağızlar toplarlar; gonca olursan seni çocuklar koparırlar.
1863. Dâneyi gizle, tamâmiyle tuzak ol; goncayı gizle, dam otu ol!
1864. Her kim ki kendi güzelliğini mezâda çıkardı, yüz fenâ kazâ onun tarafına yüz koydu.
1865. Gözler ve gazablar ve hasedler, onun başı üzerine kırbalardan su gibi döker.
1866. Düşmanlar onu kıskançlıklardan yırtarlar; dostlar da onun vaktini götürürler.
1867. O kimse ki, bahârın zirâatinden gafil oldu, o bu vaktin kıymetini ne bilir!
1868. Lutf-ı Hakk'ın penâhına kaçmak lâzımdır; zirâ o, ervâh üzerine binlerce lutuf döktü.
1869. Ondan sonra bir penâh bulursun, nasıl penâh? Su ve âteş muhakkak sana asker olur.
1870. Nûh'a ve Mûsâ' ya deniz dost olmadı mı? Onların düşmanları üzerine kin ile kahhâr olmadı mı?
1871. Âteş İbrâhim'e kal'a olmadı mı? Âkıbet Nemrûd'un kalbinden duman çıkardı.
1872. Dağ, Yahya'yı kendi tarafına çağırmadı mı? Onun kâsıdlarını taş darbesiyle sürdü.
1873. (Dağ) dedi: Ey Yahyâ gel, bana kaç; tâ ki keskin kılıçtan sana melce' olayım.

Tûtinin efendiye vedâ' etmesi ve
Hindistan'a gitmesi


1874. Tûtî ona pür-zevk bir iki nasihat verdi; ondan sonra ona selâm ve el-firâk dedi.
1875. Efendi ona dedi: Allah'ın emânetinde ol, git! Muhakkak şimdi bana yeni yol gösterdin.
1876. Efendi kendi kendine dedi: Bu, benim nasihatimdir. Onun yolunu tutayım, bu yol aydınlıktır.
1877. Benim cânım ne vakit tûtîden aşağı olur; can böyle gerektir ki iyi izli ola.

Halkın ta'zîminin ve baş olmak için
halkın parmakla gösterilmişi olmanın mazarratı


1878. Ten, kafes şekildir ve ten, girenlerin ve çıkanların aldatmasında cânın dikenidir.
1879. Bu ona der ki: Ben senin hemrâzın olurum. Ve o, ona der ki: Hayır, senin şerikin benim.
1880. Bu ona der ki: Uücûdda senin gibi yoktur; kemâl-i fazılda ve ihsân ve cûdda,
1881. O, ona derki: Her iki âlem senin lâyıkındır; bizim canlarımızın hepsi senin cânının tufeylidir.
1882. Vaktâ ki o halkı kendisinin sermesti görür, tekebbürden kendi elinden gider.
1883. O bilmez ki, onun gibi binlerceyi dev, ırmak suyunun içine bırakmıştır.
1884. Cihân sâlûsunun lutfu hoş lokmadır; onu çok az ye ki, o ateş dolu olan lokmadır.
1885. Onun ateşi gizli ve zevkı âşikârdır; onun dumanı işin sonunda zâhir olur.
1886. Sen deme ki: Ben medhi ne vakit satın alırım; o tama'dan söyler, iz götürürüm.
1887. Eğer senin mâdihin melâda hiciv söylerse, o harâretlerden günlerce gönlü yakar.
1888. Vâkıâ bilirsin ki, o mahrûmiyyetten dolayı onu söyledi; zirâ onun tuttuğu tama' senden ziyâde oldu.
1889. O eser senin içinde kalır; sana bu hâl medihde de vardır; tecrübe et!
1890. Hem o eser günlerce bâki olur; cânın kibrinin ve aldanmasının mâyesi olur.
1891. Lâkin görünmez, çünkü medih tatlıdır; zem ise fenâ görünür, zirâ acı vâki' oldu.
1892. Yediğin matbûh ve hab gibidir; geç zamâna kadar karışıklık ve zahmet içindesin.
1893. Ve eğer tatlı yersen onun zevkı bir ân olur; bu eser onun gibi devâm etmez.
1894. Mâdemki devâm etmiyor gizli kalıyor; sen her zıddı, onun zıddı ile bil.
1895. Vaktâ ki şekerin te'siri gizli devâm eder, birkaç zamandan sonra neşter isteyici çıban getirir.
1896. Nefis çok medihlerden Fir'avn oldu; hakîr olduğun halde, nefs-i zelil ol, seyyid olma!
1897. Kâdir oldukça bende ol, sultân olma; top gibi darbe çekici ol, çevkân olma.
1898. Ve yoksa senin letâfetin ve bu cemâlin kalmadığı vakit, o heriflere senden melâl gelir.
1899. O cemâat ki, sana gurur verirler idi, vaktâ ki seni görürler, sana dev derler.
1900. Seni kapıda gördükleri vakit, hepsi sana derler: Mezarından baş kaldırmış bir ölü!