Mesnevi/1/1751-1800

< Mesnevi‎ | 1

1751. Eyvâh yazık, eyvâh yazık, eyvâh yazık ki, öyle bir ay bulut altına gizlendi!
1752. Nasıl söyliyeyim ki, gönlümün âteşi keskin oldu. Hecr arslanı azgın ve kan dökücü oldu.
1753. O kimse ki, ayık iken sert ve serkeştir, o elinde kadeh tuttuğu vakit nasıl olur?
1754. Azgın bir arslan gibi ki, sıfatdan hâric ola, mergzârın genişliğinden ziyâde olur.
1755. Kafiye düşünürüm ve benim dildârım bana benim didârımdan başkasını düşünme der!
1756. Ey benim kafiye düşünücüm, hoş otur; benim indimde devletin kâfiyesi sensin.
1757. Harf ne olur; tâ ki sen ondan endişedesin? Harf ne olur? Bağların duvarının dikenidir.
1758. Harfı ve savtı ve kelâmı birbirine katarım, tâ ki bu her üçü olmaksızın sana söylerim.
1759. O demi ki, Âdem'den gizledim, ey cihânın esrârı olan sen, sana söylerim.
1760. O demi ki, Halîl'e söylemedim; ve o gamı ki, Cebrâîl bilmez.
1761. O demi ki, Mesih ondan dem vurmadı, Hak gayretinden ما (mâ)sız dahi dem vurmadı.
1762. ما (mâ) ne olur? Lügatle isbât ve nefiydir. Ben isbât değilim, zâtsızım ve nefyim.
1763. Ben kesliği, nâkeslikte buldum; binâenaleyh kesliği nâkeslikte fedâ ettim.
1764. Bütün şâhlar kendilerinin bendesinin bendesidir; bütün halklar kendilerinin mürdesinin mürdesidir.
1765. Bütün şâhlar kendi mâdûnunun mâdûnudur; bütün halklar kendi sarhoşlarının sarhoşudur.
1766. Ansızın onları şikâr etmek için avcı, kuşlara av olur.
1767. Dilberler âşıkları cân ile aramışlardır; bütün ma'şûklar da âşıkların şikârıdır.
1768. Her kimi ki, sen onu âşık gördün, ma'şûk bil; zîrâ nisbetle hem budur ve hem odur.
1769. Eğer susamışlar cihândan su ararlarsa, su dahi âlemde susamışları arar.
1770. Mâdem ki âşık odur, sen sâkit ol; mâdem ki senin kulağını o çekiyor, sen kulak ol!
1771. Sel, seyelânlık ettiği vakit bağla! Ve yoksa rüsvâylık ve vîranlık eder.
1772. Ben ne gam tutarım ki, vîranlık ola! Harâbenin altında hazîne-i sultân olur.
1773. Hakk'a gark olan ister ki, daha ziyâde gark ola; cân denizinin dalgası gibi altüst ola.
1774. Denizin altı mı, yâhud üstü mü hoş gelir; onun oku mu, yoksa siperi mi gönül cezb edici gelir?
1775. Eğer tarabı belâdan ayrı bilirsen, ey gönül vesvesenin paralanmışı olursun.
1776. Eğer senin murâdın için şeker mezâkı varsa, murâdsızlık, dilberin murâdı değil midir?
1777. Onun her bir yıldızı, yüz hilâlin kanının bahâsıdır. Alemin kanını dökmek ona helâldir.
1778. Biz bahâmızı ve hûn-bahâmızı bulduk; cân fedâ etmek tarafına acele ettik.
1779. Ey kimse, âşıkların hayâtı ölmededir; latîfe-i rabbânîyi gönül götürmenin gayrinde bulamazsın.
1780. Ben onun bâtınını yüz nâz ve şive ile istedim; o bana melâl cihetinden bahâne etti.
1781. Dedim: "Nihâyet bu akıl ve cân senin garkındır. Dedi: Git, git, bana bu efsûnu okuma!
1782. Ben senin düşünmüş olduğun şeyi bilmez miyim? Ey iki görmüş, dostu nasıl görmüşsün?
1783. Ey canı sakîl olan, sen onu hakîr gördün; zîrâ onu ziyâde ucuz satın aldın.
1784. Ucuz satın alan her bir kimse, ucuz verir. Bir gevheri, bir çocuk, bir ekmek parçasına verir.
1785. Onu mücmel söyledim ve ondan beyân etmedim; ve yoksa hem fehimler ve hem de dil yanar.
1786. Ben leb dediğim vakit, leb deryâ olur; ben "lâ" dediğim vakit, murâd "illâ" olur.
1787. Ben tatlılıktan yüzü ekşi oturmuşum; ben sözümün çokluğundan sâkitim.
1788. Tâ ki bizim tatlılığımız, iki cihândan ekşi yüzlülük perdesinde gizli ola.
1789. Bu söz her kulağa gelmemek için, yüz sırr-ı ledünden birisini söylüyorum.

Hakim Senâi'nin (rahmetullâhı aleyh) "Her ne şey sebebiyle yoldan kalasın o şey ister küfür olsun, ister kelime-i imân olsun.
Her ne şey sebebiyle dostdan uzak düşesin, o nakış ister çirkin ve ister yakışıklı olsun müsâvidir" sözünün tefsiri.
Ya'ni Aleyhi's-selâm Efendimizin "Muhakkak Sa'd gayretlidir ve ben Sa'd'dan daha gayretliyim;
ve Allah Teâlâ benden daha gayretlidir. Ve O'nun gayretindendir ki
fevâhişi ve ondan zâhir ve bâtın olanı harâm etti” hadis-i şerifinin ma'nâsı beyânındadır


1790. Bütün âlem o sebebden gayûr geldi ki, Hak gayretde bu âlem üzerine sebak götürdü.
1791. O cân gibidir ve cihân kalıb gibidir; kalıb iyiyi ve kötüyü cândan kabûl eder.
1792. Her kim ki, onun namazının mihrâbı ayn oldu, onun imân tarafına gitmesini ayıp bil!
1793. Her kim pâdişâhın câmedârı oldu; ona pâdişâh için ticâret etmek hüsrandır.
1794. Her kim ki o sultân ile hemnişîn ola, onun kapısının üzerinde oturmak hayf ve gabndir.
1795. Vaktâ ki pâdişâhda ona el öpmek erişe, eğer ayak öpmeyi ihtiyâr ederse hatâ olur.
1796. Vâkıâ, başı ayak üzerine koymak hizmetdir; o hizmetin önünde hatâ ve zelledir.
1797. Her bir kimse üzerine pâdişâhın gayreti olur ki, o kimse yüz gördükten sonra kokuyu ihtiyâr ede.
1798. Hakk'ın gayreti mesel üzerinde buğday gibi olur; insanın gayreti harman samanı gibi olur.
1799. Gayretlerin aslını Allah'dan biliniz! Halâikın şe'ni şübhesiz Hakk'ın fer'idir.
1800. Bunun şerhini bıraktım; ve o on gönüllü olan nigârın cefâsından şikâyet tutarım.