Mesnevi/1/1701-1750

< Mesnevi‎ | 1

1701. Ey büyük, eğer sana burhân ve hüccet lâzımsa مِنْ اٰيَةٍ اَوْ نُنْسِهَا 'yı tekrâr oku.
1702. اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي âyetini oku; onların nisyân koymalarının kudretini bil.
1703. Mâdem ki tezkîre ve nisyâna kâdirdirler, halâikın hepsinin gönülleri üzerinde kâhirdirler.
1704. O nazar yolunu nisyân ile bağladığı vakit, hüneri olsa da iş yapamaz.
1705. Siz ehl-i sümûyu maskara zannettiniz. Kur'ân'dan "ensevküm"e kadar okuyunuz.
1706. Köy sâhibi cisimlerin pâdişâhıdır; gönül sâhibi sizin gönlünüzün şâhıdır.
1707. Amel hiç şübhesiz görmenin fer'i geldi; böyle olunca insan, ancak göz bebeğidir.
1708. Ben bunun tamâmını söze getiremem; zirâ merkez sâhiblerinden men' gelir.
1709. Halkın unutkanlığı ve hatırlamaları, onun ile olduğundan, onların feryâdına da o erişir.
1710. O güzel, yüz binlerce iyiyi ve kötüyü her gece gönüllerden boşaltır.
1711. Gündüz gönülleri ondan doldurur, o sadefleri inciden doldurur.
1712. O evvelki fikirlerin hepsi, hidâyetden dolayı canları tanır.
1713. Senin san'atın ve ma'rifetin, sana esbâb kapısını açmak için, sana gelir.
1714. Kuyumcunun san'atı, demirciye gitmedi; bu güzel huylunun huyu, o münkire gitmedi.
1715. San'atlar ve huylar cihaz gibi, kıyâmet gününde sâhibi tarafına gelirler.
1716. San'atlar ve ahlâklar uykudan sonra, yine sür'atle sâhibine geri gelir.
1717. San'atlar ve düşünceler, sabah vaktinde yine güzel ve çirkin olan yere gitti.
1718. Kâsıd olan güvercinler gibi şehirlerden kendi şehri tarafına, hisseler getirir.

O tûtinin, o tûtilerin hareketini işitmesi ve o tûtinin
kafes içinde ölmesi; ve efendinin onun hakkındaki feryâdı


1719. O kuş, o tûtinin ne yaptığını işittiği vakit, o da titredi, düştü, soğuk oldu.
1720. Vaktâ ki efendi onu böyle düşmüş gördü, sıçradı ve külâhını yere vurdu.
1721. Vaktâ ki onun bu rengini ve hâlini gördü, efendi sıçradı ve yakasını yırttı.
1722. Dedi: Ey güzel ve hoş sesli olan tûti, bu sana ne oldu; niçin böyle oldun?
1723. Eyvâh yazık! Benim güzel sesli kuşum. Eyvâh yazık! Benim musâhib ve sırdaşım!
1724. Eyvâh yazık! Benim nağmeleri latîf olan kuşum; benim rûhumun güzel kokusu ve benim fesleğen bahçem!
1725. Eğer Süleymân'ın böyle bir kuşu olsa idi, ne vakit o, bu kuşlar ile meşgûl olurdu.
1726. Eyvah yazık! Bir kuş ki, ucuz buldum, halbuki onun yüzünden yüz çevirdim.
1727. Ey dil, sen bana çok ziyansın; mâdemki sen söyleyicisin, ben sana ne söyliyeyim?
1728. Ey dil, sen hem âteşsin ve hem harmansın; bu harmana nice bir âteş vurursun.
1729. Gizlide cân senden efgân eder. Vâkıâ o, sen her ne söylersen onu yapar.
1730. Ey dil, nihâyetsiz hazîne de sensin; ey dil, ilâçsız maraz da sensin!
1731. Kuşların safîri ve hîlesi de sensin; hicrân vahşetinin enîsi de sensin.
1732. Ey amansız, bana ne kadar aman verirsin? Ey sen ki, benim kînime yayı kirişlemişsin.
1733. İşte benim kuşumu uçurmuşsun; sitem mer'asında az otla!
1734. Ya bana cevâb ver, ya adâlet ver; yâhut esbâb-ı şâdîden hâtıra ver!
1735. Eyvâh yazık! Benim zulmet yakıcı sabâhım. Eyvâh yazık! Benim sabâhı parlatıcı nûrum!
1736. Eyvâh yazık! Benim latîf uçucu kuşum, intihâdan, benim ibtidâma uçmuştur.
1737. Câhil ebede kadar meşakkatin âşıkıdır; kalk ف۪ي كَبَدٍۜ 'e kadar لَٓا اُقْسِمُ 'yu oku.
1738. Senin cemâlin ile rencden fâriğ oldum; ve senin ırmağında köpükten sâfî oldum.
1739. Bu teessüfler görmenin hayâlidir; kendi nakd-i vücûdundan inkıtâ'dır.
1740. Hakk'ın gayreti idi; Hakk'a çâre yoktur. Hani bir gönül ki Hakk'ın hükmünden yüz parça değildir?
1741. Gayret o olur ki, o cümlenin gayridir. O zât ki beyandan ve demdemeden efzûndur.
1742. Eyvâh yazık! Yakışıklı dilbere nisâr olmak için, benim gözümün yaşı deniz olaydı.
1743. Benim tûtîm, fehim ve idrâk sâhibi kuşum; benim fikrimin ve esrârımın tercümânı!
1744. Her ne ki, yevmî i'tidâl ve adem-i i'tidâl bana gelir idi, o evvelden söylerdi, nihâyet hâtırıma gelir idi.
1745. Bir tûtîdir ki, onun âvâzı vahiyden gelir; onun ibtidâsı vücûdun ibtidâsından evveldir.
1746. O tûtî senin bâtınında gizlidir; sen bunun ve onun üzerinde, onun aksini görmüşsün.
1747. Senin sürûrunü götürür, sen ondan mesrûrsun. Ondan zulmü adâlet gibi kabûl edersin.
1748. Ey kimse, canını ten için yaktın; canı yaktın ve teni parlattın!
1749. Ben yandım; benden çör çöpe ateş vurmak için, bir kimse çakmak fitili ister mi?
1750. Mâdemki bir çakmak fitili âteşi kabûl edici olur, çakmak fitilini al ki, ateş çekici olur.