Mesnevi/1/1601-1650

< Mesnevi‎ | 1

1601. Bu ne bülbüldür! Bu âteşe mensûb olan timsahtır. Bütün nâhoşlar, onun aşkından hoşluktur.
1602. Küllün âşıkıdır, muhakkak o külldür. Kendinin âşıkıdır ve kendinin aşkını isteyicidir.

İlâhî olan ukûl kuşlarının kanadlarının sıfatı


1603. Can tûtîsinin kıssası bu meselden olur. Hani bir kimse ki, o kimse kuşların mahremi olur?
1604. Hani bir kuş, günahsız bir zayıf, halbuki onun içinde askerleriyle berâber Süleymân vardır?
1605. O şükürsüz ve şikâyetsiz zâr ile nâle ettiği vakit, yedi feleğe gulgule düşer.
1606. Her an ona Hudâ'dan yüz nâme, yüz peyk vardır. Ondan bir "Yâ Rab!" Hudâ'dan altmış "Lebbeyk!"
1607. Onun hatâsı Hakk indinde tâatdan evlâdır; onun küfrünün önünde bütün îmânlar eskidir.
1608. Onun için her bir nefesde bir mi'râc-ı hâs vardır. Onun tâcının başı üzerine yüz husûsî tâc koyar.
1609. Onun sûreti toprak üzerinde ve cânı lâ-mekândadır. Bir lâ-mekân ki sâliklerin vehminin fevkındedir.
1610. Senin fehmine gelen her bir demde, onda sana bir hayâl doğan bir lâ-mekân değildir.
1611. Belki mekân ve lâ-mekan, dört ırmak cennetine mensûb olanın hükmünde olduğu gibi, onun hükmündedir.
1612. Bunun şerhini kısa et ve bundan yüz çevir, söyleme, ve Allah Teâlâ doğruyu çok bilir.
1613. Ey dostlar, bir kuş ve Hindistan tâciri tarafına rücû edelim.

Tâcir efendinin Hindistan tûtîlerini sahrâda görmesi
ve o tûtîden haber eriştirmesi


1614. Tâcir olan adam bu haberi kabûl etti ki, ondan cins tarafına selâm eriştire.
1615. Vaktâ ki tâcir, Hindistan'ın nihâyetine erişdi, sahrâda birkaç tûtî gördü.
1616. Merkebi durdurdu; sonra bağırdı. O selâmı ve emâneti açık olarak verdi.
1617. O tûtîlerden birisi çok titredi; düştü ve öldü ve nefesi kesildi.
1618. Efendi kelâm-ı haberden pişmân oldu; dedi: Bir zî-rûhun helâkine gittim.
1619. Bu gâlibâ o tûtîcik ile hısımdır. Bu gâlibâ iki cisim ve bir rûh idi.
1620. Bunu niiçin aptım, niçin haber verdim? Bu hâm sözden bîçâreyi yaktım.
1621. Bu dil çakmak taşı gibi ve ağız demir gibidir; ve dilden sıçrayan şey de âteş gibidir.
1622. Çakmak taşını ve demiri gâh nakil yüzünden ve gâh lâf yüzünden birbirine vurma!
1623. Zîrâ karanlıktır ve her taraf pamukluktur; pamuk arasında kıvılcım nasıl olur?
1624. Zâlimdir o tâife ki gözlerini diktiler, o sözlerden âleme mensûbu yaktılar.
1625. Bir söz koca âlemi vîrân eder; ölmüş tilkileri arslan yapar.
1626. Cânlar kendi aslında Îsâ-demdirler; bir zamanda zahmdırlar, gâh merhemdirler.
1627. Eğer cânlardan hicâb kalkaydı, her bir cânın sözü Mesîh gibi olurdu.
1628. Eğer sözü şeker gibi söylemek istersen, hırstan sabr et ve bu helvayı yeme!
1629. Akıllıların müştehâsı sabır olur; çocukların arzusu helvadır.
1630. Her kim sabır getirdi ise felek üzerine gider; her kim helvâ yedi ise çok geriye gider.

Ferîdüddîn Attâr (kaddesallâhu rûhahu) hazretlerinin kavlinin takrîrî:
Beyit: Ey gâfil, sen sâhib-i nefissin; toprak arasında kan ye;
zîrâ eğer sâhib-i dil bir zehir yese, o bal olur


1631. Gönül sahibine bu ziyân tutmaz, eğer o öldürücü zehri âşikâre yese.
1632. Zîrâ sıhhat buldu ve perhizden kurtuldu; tâlib-i miskîn ise henüz sıtma içindedir.
1633. Peygamber buyurdu ki: Ey cür'etkâr olan tâlib! Sakın hiçbir matlûba muârız olma!
1634. Sende Nemrûdluk vardır, ateşe gitme! Gitmek istersen evvelâ İbrâhîm ol!
1635. Mâdem ki sen yüzücü değilsin ve denizci değilsin, serkeşlikten dolayı kendini atma!
1636. O deniz dibinden gevher getirir; zararlardan baş üzerinde kâr getirir.
1637. Eğer bir kâmil toprağı tutsa altın olur. Eğer nâkıs altın götürdü ise, kül olur.
1638. O doğru adam makbûl-i Hakk olduğundan, onun eli, işlerde Hakk'ın elidir.
1639. Nâkısın eli şeytanın ve avânesinin elidir; zîrâ teklîf ve mekr tuzağı içindedir.
1640. Onun önüne cehil gelir, ilim olur. Nâkısa giden bir ilim, cehil oldu.
1641. İlletli olan kimse her neyi tutarsa illet olur. Bir kâmil küfrü tutarsa millet olur.
1642. Ey râkib ile inâd etmiş olan piyâde; başını götüremiyeceksin, şimdi ayak tut!

Sâhirlerin Mûsâ'ya (a.s.) "Ne emredersin, asâyı evvelen sen mi atarsın,
yâhut biz mi?" diyerek ta'zîm etmeleri


1643. Sihirbazlar Fir'avn-ı laînin ahdinde vaktâ ki kin sebebiyle Mûsâ'ya karşı inâd ettiler.
1644. Lâkin Mûsâ'yı mukaddem tuttular; sâhirler onu mükerrem tuttular.
1645. Zîrâ ona dediler ki fermân senindir; eğer istersen asâyı evvelen sen bırak!
1646. Dedi: Hayır, ey sihirbazlar, o mekirleri ortaya evvelâ siz atınız.
1647. Bu kadar ta'zîm onlara dîni satın aldı ki, inaddan o el ve ayakları kestiler.
1648. Sâhirler vaktâ ki onun hakkını tanıdılar, ellerini ve ayaklarını onun cürmünde oynatdılar.
1649. Kâmil için lokma ve nükte helâldir; sen kâmil değilsin, yeme, lâl ol!
1650. Zîrâ sen kulaksın, o dil. Senin cinsin değil. Hak kulaklar için أَنصِتُوا۟ "Ensitû" buyurdu.