Mesnevi/1/1501-1550

< Mesnevi‎ | 1

1501. Ey doğru okuyan, bu cânın kuvvetidir; acabâ o cânın cânının kuvveti ne olur?
1502. Âdemin bir et parçası, can kuvvetinden, deniz ve ma'den ile berâber dağı yarar.
1503. Dağ kazıcının canının kuvveti taş yarmaktır, onda cânın cânının kuvveti ayı yarmaktır.
1504. Eğer gönül sır dağarcığının başını açarsa, can arş tarafına urûc eder.

Âdem'in (a.s.) o zelleyi رَبَّنَا ظَلَمْنَٓا (A'râf 7/23) "Ey bizim Rabbimiz,
biz zulmettik" diye kendisine izâfe etmesi ve İblis'in kendi günâhını
بِمَآ أَغْوَيْتَنِى (Hicr 15/39) "Senin beni azdırman hakkı için" diye
Hakk'a izâfe etmesi


1505. Hakk'ın fiili vardır, bizim de fiilimiz vardır; her ikisini de gör! Bizim fiilimiz vardır; bundan peydadır, bil!
1506. Eğer ortada halkın fiili yok ise, o halde kimseye "Niçin böyle yaptın?" deme!
1507. Hakk'ın yaratması, bizim ef'âlimizin mûcididir; bizim fiilimiz Allah Teala'nın halkının eserleridir.
1508. Bir söyleyici ya kelâmı, ya garazı görür; iki araz bir anda ne vakit muhît olur?
1509. Eğer ma'nâya gitti ise, kelâmdan gâfil oldu. Hiçbir bakış, bir demde önü ve ardı göremez.
1510. O zamanda ki, önünü görürsün, yine o zamanda sen kendi arkanı nasıl görebilirsin? Bunu bil!
1511. Mâdem ki can, kelâmı ve ma'nâyı muhit değildir, can bu her iki ânın hâlıkı nasıl olur?
1512. Âdem "Biz nefsimize zulm ettik" diye söyledi. O bizim gibi Hakk'ın fiilinden gâfil olmadı.
1513. O, günâh içinde edebden onu gizledi. O günâhı kendi üzerine vurduğundan, o meyveyi yedi.
1514. Ey oğlum! Hak cümleyi muhît geldi; onu bir fiil, diğer fiilden geri tutmaz.
1515. Şeytan "Senin beni azdırman hakkı için" diye söyledi. Alçak şeytan kendisinin fiilini gizledi.
1516. Tövbeden sonra ona dedi ki: Ey Âdem, sende günâhı ve mihnetleri ben yaratmadım mı?
1517. O benim takdir ve kazâm değil midir? Özür vaktinde niçin onu gizledin?
1518. (Âdem) dedi ki: Korktum, edebi terk etmedim. (Hak) dedi ki: Ben de senin o edebini hıfz ettim.
1519. Her kim hürmet getirir ise o hürmet götürür; her kim şeker getirir ise o bâdem helvası yer.
1520. Tayyibler kimin içindir; tayyibler içindir. Yârı hoş et, incitme ve gör.
1521. Ey gönül, tefrîk için bir misâl getir; tâ ki cebri, ihtiyardan bilesin.
1522. El vardır ki o irtiâşdan titrek olur. Ve ol bir eli ki sen yerinden titretirsin.
1523. Her iki hareketi Hakk'ın yaratılmışı tanı; fakat bu, ona kıyâs edilemez.
1524. Bundan pişmansın ki, sen onu titrettin; mürtaişi sen ne vakit pişman gördün?
1525. Bu, akıl bahsidir, bu hilekâr ne akıldır; tâ ki bir zayıf meğer ki oraya yol götüre.
1526. Eğer bahs-i aklî inci ve mercan olsa, o can bahsi başka olur.
1527. Can bahsi başka bir makamdadır; can bâdesinin başka bir kıvamı vardır.
1528. O zamanda ki, bahs-i aklî nâzım idi, bu Ömer, Ebu'l-Hikem ile hemrâz idi.
1529. Vaktâ ki Ömer akıldan can tarafına geldi, Bü'l-Hikem onun bahsinde Ebûcehil oldu.
1530. Vâkıâ câna nisbetle o câhil ise de, o his tarafında ve akıl cânibinde kâmildir.
1531. Akıl ve his bahsini eser, yâhud sebeb; câna mensûb olan bahsi de ya aceb, ya bü'l-aceb bil!
1532. Ey ziyâ taleb eden, cânın ziyâsı geldi; lâzım ve melzûm ve nâfî ve muktezî kalmadı.
1533. Zîrâ nuru tâli' olan bir görücü, delîlden ve asâ-keşden fâriğdir.

وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ (Hadîd, 57/4) Ya'ni "Nerede olsanız O sizinle beraberdir"
âyet-i kerimesinin tefsiri


1534. Biz yine kıssaya geldik; biz o kıssadan ne zaman dışarıya gittik?
1535. Eğer biz cehle gelirsek; o onun zindanıdır; ve eğer biz ilme gelir isek, o onun binâ-i ilmîsidir.
1536. Ve eğer biz uykuya gelirsek, onun sarhoşlarıyız; ve eğer uyanıklığa gelir isek, O'nun hikâyesi içindeyiz.
1537. Ve eğer ağlarsak O'nun rızık dolu bulutuyuz, ve eğer güler isek o zaman O'nun şimşeğiyiz.
1538. Ve eğer gazab ve cenge gelir isek Hû'nun kahrının aksidir. Ve eğer sulha ve özre gelir isek, O'nun muhabbetinin aksidir.
1539. Bu düğüm düğüm olan cihânda biz kimiz? O elif gibi hakîkatte hiç, hiçbir şey tutmaz.
1540. Vaktâ ki o elçi Ömer'den bunu işitti, onun kalbinde bir aydınlık zâhir oldu.
1541. Onun önünde hem suâl ve hem cevâb mahv oldu; hatâdan ve savâbdan fâriğ oldu.
1542. Aslı anladı ve fürû'dan geçti; hikmet için suâle şürû' etti.

Rum elçisinin Ömer'den (r.a.) bu ecsâmın suyuna ve
çamuruna ervâhın ibtilâsı sebebinden suâl etmesi

1543. (Elçi) dedi ki: Yâ Ömer, o sâfînin bu bulanık yerde habsi ne hikmet, ne sır idi?
1544. Berrâk olan su bir çamurun içinde gizlenmiş, sâfî olan can ebdâna bağlanmış?
1545. (Hz. Ömer) dedi: Sen büyük bir bahis ediyorsun; bir ma'nâyı bir kelâma bağlıyorsun.
1546. Hür olan ma'nâyı habs ettin; sen rüzgârı bir kelimeye bağlamışsın.
1547. Sen bunu fâide için yapmışsın; sen ise ki, fâideden hicâb içindesin.
1548. Kendisinden fâide mütevellid olan zât, bize görülmüş olan şeyi nasıl görmez?
1549. Yüz binlerce fâide vardır; yüz binlercenin her birisi, o birin indinde azdır.
1550. Bu senin nutkunun nefesi ki, cüz'lerin cüz'üdür, küllî faide oldu; küll niçin hâlîdir?