Mesnevi/1/1251-1300

< Mesnevi‎ | 1

1251. Ey ayran içmiş olan, niçin sarhoşluk gösterirsin? Benim huzûrumda öğünürsün, sonra da yalan!

Karganın i'tirâzına hüdhüdün
cevâb vermesi


1252. (Hüdhüd) dedi ki: Ey şah, ben çıplak ve fakir üzerine Allah rızası için düşmanın sözünü dinleme!
1253. Benim da'vâ edişim eğer butlan ile idiyse, ben başımı koydum, bu boynumu kes!
1254. Hükm-i kazayı münkir olan karga, eğer binlerce akla mâlik olsa, kafirdir.
1255. Sende kafirlerden bir kaf oldukça, sen baldır yarığı gibi kokmuş ve şehvet mahallisin.
1256. Eğer kazâ-yı ilâhi benim aklımı örtmezse ben havada tuzağı görürüm.
1257. Kazâ-yı ilahi geldiği vakit ilim uykuya gider; ay kararır, güneş de tutulur.
1258. Bu ta'biye kazâdan nadir midir? Kazâyı münkir olanı da kazâdan bil!

Âdem'in (a.s.) kıssası ve kazâ onun nazarını nehy-i sarîhin
riâyetinden ve te'vîli terkten bağlaması


1259. "Alleme'l-esmâ"nın beyi olan beşerin babasının her bir damarında, yüzbinlerce O'nun ilmi vardır.
1260. Her bir şeyin ismi, öyle ki o şey sâbittir, nihâyete kadar onun canına el verdi.
1261. Onun verdiği her lakab değişmedi. O kimseye ki çarçabuk onu tesmiye etti, o kahil olmadı.
1262. Her kim ki sonunda mü'mindir, evvelen gördü; her kim sonunda kafirdir, ona zahir oldu.
1263. Sen her şeyin ismini âlimden işit; "Alleme'l-esmâ"nın remzinin sırrını dinle'
1264. Her bir şeyin ismi, bizim indimizde onun zâhiridir; her bir şeyin ismi Hâlık indinde onun sırrıdır.
1265. Musa indinde onun değneğinin adı "asâ" oldu; Hâlık'ın indinde onun adı "ejderhâ" idi.
1266. Ömer'in nâm-ı evveli putperest idi; fakat elestde onun adı mü'min idi.
1267. Bizim indimizde adı "menî" olan o şey, Hak indinde benlik ile olan bu nakış oldu.
1268. Bu menî ademde bir suret idi; Hakk'ın indinde ne ziyade, ne de eksik olmıyarak mevcud idi.
1269. Elhasıl hazret indinde bizim âkıbetimiz olan o hakikat, bizim nâmımız geldi.
1270. Kişiye âkıbet üzerine bir ad koyar; onun üzerine değil ki bir âriyet bir ad koya.
1271. Vakta ki Âdem'in gözü nur-ı pâk ile gördü, isimlerin cânı ve sırrı ona âşikâr oldu.
1272. Melek, Hakk'ın nurlarını onda bulunca, secdelere düştü ve hizmete acele etti.
1273. Adını zikrettiğim bu Âdem'in medhini, kıyâmete kadar ta'dâd etsem, kasırım.
1274. Bunun hepsini bildi; vaktâ ki kazâ geldi, bir nehyin ilmi ona hatâ oldu.
1275. Onun gönlünde te'vîl tercîh bulduğu vakit, tab'ı hayret içinde iken, buğday tarafına acele etti.
1276. Bahçıvanın ayağına diken battığı vakit, hırsız fırsat bulup alelacele metâ'ını götürdü.
1277. Vaktâ ki hayretten kurtuldu, tekrar yola geldi. Gördü ki hırsız kârgâhdan eşyâyı çalmıştır.
1278. Vah! رَبَّنَا انا ظَلَمْنَا dedi. Ya'ni zulmet geldi ve yol gaib oldu.
1279. Bu kaza-yı ilahi, güneş örtücü bir bulutdur; arslan ve ejderha ondan sıçan gibi olur.
1280. Eğer ben hüküm vaktinde tuzağı görmezsem, hüküm yolunda yalnız ben cahil değilim.
1281. Ey (sâmi') saâdetli o kimsedir ki, iyi işleyicilik tuttu; zoru terk etti, tazarru' tuttu.
1282. Eğer kazâ gece gibi sana kara örterse, âkıbetde de senin elini kazâ tutar.
1283. Eğer kazâ yüz kere câna kasd ederse, yine kazâ sana cân verir ve derman eder.
1284. Bu kaza yüz kere senin yolunu vursa, senin çadırını çerhin üstüne kurar.
1285. Bu seni korkuttuğunu keremden bil! Nihayet seni eyminlik mülküne oturtur.
1286. Bu sözün nihâyeti yoktur; geç oldu, sen tavşan ve arslan kıssasına kulak tut!

Kuyunun yakınına eriştiği vakit tavşanın
arslandan ayağını geriye çekmesi


1287. Vakta ki arslan kuyunun yanına geldi, gördü ki o tavşan yoldan kaldı ve ayağını çekti.
1288. (Arslan) dedi ki: Niçin ayaklarını geriye çekiyorsun; ayağını geriye çekme, öne gel!
1289. (Tavşan) dedi: Ayağım nerede ki, el ve ayak gitti; canım titredi ve yürek yerinden gitti.
1290. Yüzümün rengini görmüyor musun? Altın gibi. Rengim içimden haber verir.
1291. Hak mâdem ki simâya muarrif ta'bir etmiştir; ârifin gözü sîmâ tarafında kalmıştır.
1292. Renk ve koku çıngırak gibi gammâz geldi; onun sesi atdan âgâh eder.
1293. Her bir şeyin sesi ondan haber eriştirir; nihayet eşeğin sesini, kapının sesinden bilirsin.
1294. Peygamber herkesin temyizi hususunda buyurdu ki: Kişi lisânını tayy eylemek indinde mahfîdir.
1295. Yüzün rengi, gönül hâlinden nişan tutar; bana merhamet et, benim muhabbetimi gönlüne dik!
1296. Kırmızı yüzün rengi, şükür sadası tutar; sarı yüzün rengi sabır ve nükr tutar.
1297. Bana eli ve ayağı kat' eden, yüzün rengini ve kuvveti ve simâyı götüren şey geldi.
1298. Her neye gelirse kıran, her ağacı kökünden ve dibinden koparan şey.
1299. Bana o şey geldi ki, ondan âdem ve zî-ruh ve cemâd ve nebât mağlub oldu.
1300. Bunlar ise eczâdırlar, halbuki ondan külliyât rengini sarı etmiş ve kokusunu bozmuştur.