Mesnevi/1/1101-1150

< Mesnevi‎ | 1

1101. O, şarapsız kendisinden sarhoş olup, kendi zerresini güneş görmüş idi.
1102. Beyanda, doğan kuşlarının vasfını işitip, "Ben şübhesiz vaktin ankâsıyım" dedi.

Sineğin kıssası ve
hakikaten deniz içinde olduğunu düşünmesi


1103. O sinek, saman çöpü ve eşek sidiği üzerinde gemici gibi baş yükseltir idi.
1104. Dedi ki: Ben deniz ve gemi ittihaz etmişim; bir müddet onun fikrinde kalmışım.
1105. İşte bu deniz, bu da gemi; ben de gemici adam ve re'y sahibiyim.
1106. Deniz üstünde o sal sürerdi; ona o kadri hadden bîrûn göründü.
1107. O sidik, ona nisbetle hadsiz idi. Onu doğru gören o nazar nerede?
1108. Onun âlemi o kadar olur ki, onun görüşüdür. Göz bu kadar; deniz dahi ona bu kadardır.
1109. Bâtıl te'vilin sâhibi sinek gibidir; onun vehmi eşek sidiği ve tasvîri de saman çöpüdür.
1110. Eğer sinek re'yiyle te'vili bırakırsa, o sineği baht, hümâ kuşu eder.
1111. O sinek olmaz ki, ona bu geçmek olsun; onun rûhu sûrete layık olmaz.

Tavşanın geç gelmesinden
arslanın haykırması


1112. O tavşan gibi ki, arslanı çarptı. Onun rûhu kaddine layık mı idi?
1113. Arslan hiddet ve gazab yüzünden derdi ki: Düşman kulağımın yolundan göz bağladı.
1114. Cebrilerin mekri beni bağladı. Onların ağaçtan kılıcı, tenimi hasta etti.
1115. Bu sebebden ben o demdemeyi dinlemem; hepsi şeytanların ve gulyabânilerin sesidir.
1116. Ey gönül durma onları yırt; onların postunu kopar ki, onlar posttan başka değildir.
1117. Post nedir? Türlü türlü sözlerdir; su üstünde karârı olmayan nakışlardır.
1118. Bu sözü kabuk ve ma'nayı iç bil! Bu söz nakış gibidir, ma'nâ dahi can gibidir.
1119. Çürük iç için, kabuk ayıp örtücü olur; iyi iç için, gayretten gayb örtücüdür.
1120. Vaktâ ki kalem rüzgardan, defter sudan oldu, her ne yazarsan çabuk fâni olur.
1121. Su nakışdır, eğer ondan vefâ istersen; ellerini ısırarak geriye dönersin.
1122. Âdemde rüzgar hevâ ve arzudur; hevâyı terk ettiğin vakit "Hû"nun haberi vardır.
1123. Fail-i hakikinin haberleri hoş olur, zira O, baştan ayağa kadar daima sabittir.
1124. Padişahların hutbeleri ve riyâsetleri tebeddül eder; enbiyânın riyasetleri ve hutbeleri müstesnâdır.
1125. Zira padişahların hod-nümâlığı ve kerr ü feri hevâdandır; enbiyânın haşmeti ise Kibriyâ'dandır.
1126. Paralardan padişahların adını hakk ederler; nâm-ı Ahmed'i ebede kadar çağırırlar.
1127. Nâm-ı Ahmed, enbiya cümlesinin nâmıdır; mademki yüz geldi, doksan dahi önümüzdedir.

Tavşanın hîlesi beyânındadır


1128. Tavşan gitmekte çok geç kaldı ve hileleri kendisine takrir etti.
1129. Uzun te'hirden sonra arslanın kulağına bir iki sır söylemek için yola geldi.
1130. Aklın şahsında ne acib alemler vardır! Bu akıl deryası ne acib genişlik iledir!
1131. Bizim sûretimiz bu tatlı deniz içindedir. Kâseler gibi suyun yüzünde koşarlar.
1132. Dolmadıkça deniz üzerinde leğen gibidir; leğen dolduğu vakit içine battı.
1133. Akıl gizlidir ve âleme mensub olan zahirdir; bizim suretimiz ondan bir dalga veya katredir.
1134. Sûret her neyi ona vesile yaparsa derya onu o vesileden dolayı uzağa atar.
1135. Nihayet gönül sır vericiyi görmez; nihayet uzak atıcının okunu görmez.
1136. Kendinin atını gaib olmuş bilir ve inaddan atını yolda hızlı koşturur.
1137. O cevâd atını gaib bilir; kendi atı onu rüzgar gibi çekici etmiştir.
1138. O sersem, figan ve cüst ü cû içinde, kapıdan kapıya, her tarafa sorucu ve arayıcı olduğu halde;
1139. Bizim atımızı çalan nerededir ve kimdir? der. Ey efendi senin uyluğunun altında olan nedir?
1140. Evet bu atdır; lakin at nerede? Ey atı arayan şehsüvar, kendine gel!
1141. Can zâhirlikten ve yakınlıktan gâibdir. Zirâ içi su ile dolu ve dudağı kuru küp gibidir.
1142. Kırmızıyı ve yeşili ve moru ne vakit görüp bilirsin? Bundan evvel sen üç nûru görmedikçe.
1143. Fakat senin aklın renkde gaib olduğundan, o renkler nûrdan senin hicabın oldu.
1144. Vakta ki gece o renkler mestûr oldu, binaenaleyh rengin görülmesi nûrdan olduğunu gördün.
1145. Hârici nursuz rengi görmek yoktur; işte içerideki reng-i hayâl dahi böyledir.
1146. Bu hârici, güneşden ve Sühâ'dandır; ve dâhili, ulânın nurunun aksindendir.
1147. Gözün nûrunun nûru ise, nûr-ı dildir. Gözün nûru, gönüllerin nûrundan hasıldır.
1148. Gönül nûrunun nûru dahi Hudâ'nın nurudur ki, o akıl ve his nûrundan mukaddes ve ayrıdır.
1149. Gece nur olmadı ve renkleri göremedin; öyle olunca sana nûrun zıddı sebebiyle zahir oldu.
1150. Nûru görmektir, ondan sonra rengi görmedir; ve bunu nûrun zıddı sebebiyle bilâ-teemmül bilirsin.