Mesnevi/1/1001-1050

< Mesnevi‎ | 1

1001. Su içine giren ağzı kapalı bir şişe, içi hava ile dolu olduğundan suyun üstünde gitti.
1002. Fakirlik havası bâtında olunca, dünya suyunun üstünde sâkin olur.
1003. Gerçi bu cihan, hep O'nun mülküdür; mülk O'nun kalbinin gözünde lâ-şeydir.
1004. Böyle olunca, kalbinin gözünü kapa ve mühürle; onu Hak tarafının penceresinden doldur.
1005. Sa'y hakdır ve ilaç ve maraz da hakdır; onun sa'yi nefy etmesine bakma çalış!

Sa'yin tevekküle tercîhi mukarrer olması


1006. Arslan bu minvalden çok burhan söyledi ki, o cevabdan cebrîler doydular.
1007. Tilki ve âhu ve tavşan ve çakal, cebri ve kıyl ü kâli bıraktılar.
1008. Kükreyen arslanla ahd ettiler ki, bu ahidde ziyana düşmeyeler, ya'ni bu ahdi bozmayalar.
1009. Zahmetsiz ona her günün gıdası gele; başka talebe onun ihtiyacı olmaya.
1010. Her kimin üzerine kur'a düşerse, günden güne o pars gibi arslanın tarafına koşardı.

Tavşanın arslana gitmesinin te'hiri hakkında
av hayvanlarının i'tiraz etmesi


1011. Vakta ki kadeh devren tavşana geldi, tavşan: Nihayet bu zulüm ne zamana kadar? diye bağırdı.
1012. Cemaat dediler ki: Biz bu kadar vakittir vefa ve ahidde canımızı feda ettik.
1013. Ey inadçı, bizim bednamlığımızı isteme; arslan darılmamak için yürü yürü, çabuk çabuk!

Tavşanın onlara cevab vermesi


1014. Dedi ki: Ey arkadaşlar, benim hilem sebebiyle beladan dışarıya sıçramanız için bana mühlet veriniz!
1015. Ta ki benim tedbirim sebebiyle sizin canınız eman bulsun; bu sizin evladınıza miras kalsın.
1016. Her peygamber ümmetlerini cihanda böylece bir mahall-i halasa kadar da'vet etti.
1017. Zira felekten dışarı olmak yolunu görmüş idi; nazarda gözbebeği gibi büzülmüş idi.
1018. Adamlar onu gözbebeği gibi küçük gördüler; gözbebeğinin büyüklüğüne kimse yol götürmedi.

Av hayvanatının tavşanın sözüne i'tiraz etmeleri


1019. Cemaat dediler ki: Ey eşek, kulak tut; kendini tavşan mikdarı tut!
1020. Kendine gel! Bu ne laftır ki, senden daha âli olanlar onu hatıra getirmediler.
1021. Sen kendini beğenmişsin, yahud kaza bizim arkamızdadır; ve yoksa bu nefes ne vakit senin gibinin layıkıdır.

Tekrar tavşanın hayvanlara cevabı


1022. Ey arkadaşlar, Hak Teala bana ilham verdi; muhakkak bir zaîfe kavî bir re'y vâki oldu.
1023. Hakkın arıya öğrettiği şey, arslanın ve yaban eşeğinin olmaz.
1024. Taze tatlı dolu olan petekler yapar; Hak ona o ilmin kapısını açtı.
1025. O şeyi ki Hak ipek böceğine öğretti, hiçbir fil o türlü tedbiri bilir mi?
1026. Toprağa mensub olan adam, ilmi Hakdan öğrendi; onun ilmi yedinci göğe kadar parladı.
1027. Hak hakkında şek içinde olan o kimsenin körlüğüne, meleğin namını ve namusunu kırdı.
1028. Altı yüz bin yıllık zahide o köseleyi ağız bağı yaptı.
1029. Ta ki din ilminin sütünü emmeye kadir olmaya, ta ki o metin ve âli olan köşkün etrafını dolaşmaya.
1030. Ehl-i hissin ilimleri, o ilm-i âliden süt almamak için ağız bağı oldu.
1031. Gönül katresine bir gevher düştü ki, onu denizlere ve eflâke vermedi.
1032. Ey surete tapan, nihayet ne zamana kadar suret! Senin ma'nasız olan canın, suretten kurtulmadı.
1033. Ger bir adem suretle insan olaydı, muhakkak Ahmed ve Ebucehil bir olurdu.
1034. Duvar üstündeki nakış âdemin mislidir. Bak ki onun için suretten ne şey noksandır?
1035. O parlak olan suretin canı eksiktir; git o gevher-i bî-naziri ara.
1036. Vakta ki ashabın köpeğine el verdiler, bütün âlem arslanlarının başı alçaldı.
1037. Madem ki onun canı nur deryasına gark oldu, o menfur nakıştan ona ne ziyan vardır?
1038. Kalemlerde suretin vasfı yoktur; mektublarda âlim ve âdil olur.
1039. Alim ve adil bir ma'nadır ve kafidir, zira onu öndeki ve arkadaki mekanda bulamazsın.
1040. Ten üzerine la-mekan tarafından aks eder; can güneşi feleğe sığmaz.
1041. Bu sözün nihayeti yoktur, akıllı ol! Aklını tavşan kıssasına ver!

Tavşanın ilminin zikri,
ilmin menafi'inin ve faziletinin beyanı


1042. Eşek kulağını sat ve başka kulak satın al; zira bu sözü eşek kulağı anlıyamaz
1043. Git tavşanın tilki oyunculuğunu gör; tavşanın arslan atmasının hilesini gör!
1044. İlim, mülk-i Süleyman'ın mührüdür. Bütün âlem surettir ve ilim candır.
1045. Denizlerin mahlukatı ve dağ ve sahra halkı benî âdeme, bu hüner cihetinden bî-çâre oldu.
1046. Ondan kaplan ve arslan sıçan gibi korkucudur. Ondan deniz timsahı safra ve ızdırab içindedir.
1047. Ondan peri ve ifrit sahilleri tuttu. Her birisi gizli bir mahalde yer tuttu.
1048. Benî âdemin gizli düşmanı çoktur; hazer ile olan adam âkıl bir kimsedir.
1049. Gizli mahluk vardır, onların çirkinleri ve güzelleri kalbe vurur; onların darbeleri her demdedir.
1050. Eğer sen gusül için ırmağa girsen, su içindeki diken sana zarar verir.