Devlet Bahçeli'nin 24 Ağustos 1999 tarihli TBMM grup konuşmasında yaptığı konuşma


Kıymetli arkadaşlarım,

Saygıdeğer milletvekilleri,

Sayın basın mensupları,

Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum. Milletçe kederlendiğimiz, derin üzüntülere gark olduğumuz büyük bir deprem afetinin akabinde bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu vesile ile deprem afetinde hayatını kaybeden bütün insanlarımıza Yüce Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır niyaz ediyor, yaralı kurtulan vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyorum. Aziz milletimize de yaşamış olduğu bu büyük felaket nedeniyle geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Değerli arkadaşlarım;

İstisnasız hepiniz gittiniz, yerinde gördünüz; araştırma-incelemelerde bulundunuz, arama- kurtarma çalışmalarına katıldınız, (hatta bazı arkadaşlarım bu depremde yakınlarını kaybettiler, onlara da başsağlığı ve sabırlar diliyorum), depremin boyutları hakkında bilgi sahibisiniz, takdir edileceği gibi, bu deprem afeti, şu ana kadar milletçe yaşadığımız benzer üzücü afetlerin çok fevkinde gerçekleşmiştir. Bu afet ne Erzincan’a, ne Dinar’a ve ne de en son yaşadığımız Adana depremine benzemektedir. Bir kere, herkesin evlerinde uykuda bulunduğu bir saatte, ülkemizin normalde bile nüfus yoğunluğunun çok fazla olduğu ancak yaz aylarında yoğunluğun daha da arttığı Marmara Bölgesi’ndeki bir çok büyük yerleşim merkezinde aynı anda meydana gelmiştir. Bu afetle birlikte ulaşım ve iletişim altyapıları tahrip olmuş, özellikle ilk günün erken saatlerinde depremin gerçek boyutları hakkında anında sıhhatli bilgilenmek mümkün olmamıştır.

Deprem yörelerine başkentten ve diğer il merkezlerinden gönderilen görevlilerin yaptıkları tespitlerle birlikte depremin ne kadar büyük bir alanda ve şiddette etki yaptığı anlaşılmış, öncelikle mahalli imkanlarla arama- kurtarma, enkaz kaldırma çalışmalarına başlanmış, ancak bazı yerlerde tahribatın büyüklüğünün mevcut imkanlarla aşılmasına imkan vermemesi acil olarak destek gerektirmiş; derhal öncelikle ulaşım ve iletişim altyapısının yeniden kurularak deprem yöreleri dışındaki illerden gerekli alet- edevat, makine, ekipman desteği sağlanmıştır.

Yine takdir olunacağı üzere, insanların bir ömür boyu yaptıkları birikimlerinin bir dakika bile sürmeyen bir afet neticesinde yok olması, kolaylıkla kabullenilebilecek bir şey olmamakla birlikte üzerinde epeyce düşünülmesi ve geleceğe yönelik dersler çıkarılmasını elzem kılan çok acı bir gerçekliktir. Dünyanın dört bir yanında zaman zaman değişik tabii afetler yaşanmaktadır. Ancak, bir çok ülke, bu afete karşı hazırlıklı olmayı öğrenmiştir. Bu hazırlık, depremi önceden haber alma şeklinde değil, depreme dayanıklı binalar yapmak veya deprem bölgesi dışında iskan gerçekleştirmek şeklinde olmaktadır.

Oysaki, bizde bir çok şehrimiz, yerleşim yerimiz yüzyılların ihmali, bilgisizliği ile hareketli, faal deprem kuşakları üzerine kurulmuş, bu yetmezmiş gibi, sorumsuzca konutlaşmaya gidilmiş, konut üretiminde denetim mekanizması, uygunluk tesbit sistemi neredeyse hiç işletilmemiştir. Elbette ki, depremin bütün sıcaklığının sürdüğü, sonuçlarının halen yüreklerimize acı veren birer ok gibi saplanmaya devam ettiği günlerde bu tür tartışmalarla boğulup, hemen yapmamız gereken işlerin ahengini bozmak niyetinde değilim ama, bilinmelidir ki, bu yaşanan acıların, ıstırapların hesabı sorulacaktır. Ölenler öldüğüyle, evini barkını kaybedenler kaybettiği ile kalmayacaktır. Bu hesap sorulmakla kalmayıp, gelecekte bir daha böyle acılar yaşanmaması için gerekli her türlü tedbir alınacaktır. Bu zaman alıcı bir süreç olsa da mutlaka ama mutlaka bu başımıza gelen elim olaydan millet olarak bir ders çıkarmak için, neden üst üste böyle acılar yaşadığımızı sorgulamak için geriye dönük bir hesaplaşmaya gidilecek, ileriye yönelik plan ve projeler geliştirilip uygulanacaktır.

Keşke, afet sonrasını tanzim etmek de afet süresi kadar kısa olabilseydi. Ancak bunun imkanının bulunmadığını, insanlığın bilimde, teknolojide, üretim araçlarını kullanmada eriştiği bunca büyük merhaleye rağmen kabullenmek gerekir. Elbette ki, kaybettiğimiz canlar dışında giden her şeyi telafi etmek, yerine koymak hem insani, hem de toplumun sorumluluğunu üstlenmiş kişiler olarak temel görevlerimiz arasındadır.

Ancak, daha depremin gerçekleştiğinin duyulduğu ilk andan itibaren, bazı medya organlarında ve bazı siyasi çevrelerde derhal devlete ve Hükümet’e karşı kampanya izlenimi veren eleştiriler yöneltilmeye başlanmıştır. Eleştirilerden bir kısmını, yaşanan acının büyüklüğü karşısında doğan infialin bir yansıması olarak değerlendirmek ve yine önemli bir kısmından farkına varılmaksızın, iyi niyetli de olsa eksik yapılanı tamamlamak veya yanlış olan uygulamalardan dönmek üzere kabul etmek amacıyla istifade yoluna gitmekti, en doğru tavır da bu idi ve bu da yapıldı. Ne var ki, hala bir kısım odaklar tarafından maksadı ve sonucunun ne getireceği kestirilemeyen, doğru ile alakası bulunmayan iddia ve eleştiriler ortaya konmaktadır. Milletimizi derin acılar içerisinde bırakan bu elim olayın kullanılarak birtakım ucuz, çıkara ve siyasal yarara dayalı hesaplar peşinde koşulması çok üzücü olmaktadır.

Siviliyle, askeriyle, memuruyla milletin bütün fertlerinin kendisine düşen her vazifeyi ifa ekmekte olduğu bir zamanda insanlarımızın şevkinin kırılması, umutsuzluğa sürüklenmesi, geleceklerine ipotek konmaya çalışılması asla iyi niyetle izah edilemez.

İyi niyetle eleştiriler yönelten, yapıcı olan herkese huzurlarınızda teşekkürlerimi iletiyorum. Özellikle sorumluluğunun şuurunda olan bir çok medya mensubu, büyük bir fedakârlık örneği sergileyerek afet bölgesinde görevlerini yerine getirmiş, milletimizi yaşanan felaketle ilgili olarak doğru bir şekilde bilgilendirmişlerdir. Ancak, bazı televizyonların haber akışları içerisinde öyle ifadeler, yorumlar, görüntüler yer almıştır ki, insanın kanını dondurmakta, infiale neden olmaktadır. Bu kimseleri, bu kara günlerde daha duyarlı olmaya davet ediyorum. Milletimizin acılarını kullanmanın, ajite etmenin hiçbir yarar getirmeyeceği iyi bilinmelidir.

Keza, bir kısım siyasetçilerimizi de aynı şekilde daha anlayışlı olmaya davet etmek istiyorum. Bu günler, tartışmak, kavga etmek için hiç birimize yeterli zamanı ve zemini vermemektedir. Önce, insanlarımızın yaralarını saralım, acılarını dindirelim, sonra onların huzurunda bize bu acıları yaşatan nedenleri ve sorumlularını tartışırız. Yıllar yılı bu ülkede bir çok depremler yaşanmasına rağmen neden hala deprem kuşağında yer alan yörelerle ilgili önlemler alınmadığının, bu yörelerde bu şekilde sağlıksız yapılaşmaya, konut üretimine izin verilmesinin, kontrolsüzlüğün hesaplarını elbette bir bir soracağız. Ama, öncelikle yaraları sarıp, acıları dindirmemiz gerekiyor.

Bu gün, millet olarak bütün insanlarımızın yekvucut olması gereken, bütün kurum, kuruluş, kural ve değerlerimizle dimdik ayakta olmamız gereken, sükunet, metanet ve cesaretimizi kaybetmeksizin bütün enerjimizi yaşadığımız afetin getirdiği sıkıntıları gidermek için kullanmamız gereken bir gündür. Bu gün öyle, normal zamanlardaki gibi, gözünün üzerinde kaşın var bahaneleriyle getirilecek eleştirilerin kaldırılacağı, yaşanan feci günlerin, üzücü tabloların fon olarak kullanılarak bir takım siyasi veya maddi çıkarların umulacağı gün değildir.

Yüce milletimiz, bu zor, kara günleri aşmanın en güzel yöntemini, yardımlaşma ve dayanışmanın dünya ve insanlık tarihinde az rastlanır bir örneğini sergilemektedir. Yüzyıllar boyu, kederde ve tasada ortak olmayı milli bir karakter olarak yaşatan yüce milletimiz yine tıpkı, Hazreti Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretlerinde Medine’lilerin yaptığı gibi büyük bir kadirşinaslıkla, büyük bir dayanışma ile adeta kardeşleşmiş, mağdur olan, afete uğrayan kardeşlerinin acısına ortak olabilmek için varını yoğunu seferber etmiştir. Hakkari’den, Ardahan’dan, Iğdır’dan, Tekirdağ’dan, Edirne’den, Trabzon’dan, Adana’dan, Erzincan’dan, Erzurum’dan, Kayseri’den, Yozgat’tan Anadolu’nun en ücra kasabasından deprem yörelerine doğru akın akın yardım seli gelmektedir.

Yine dünyanın dört bir yanında bütün Türklük alemi kucaklaşmış durumdadır. İslam dünyası ülkemizin bu kara günlerinde yanımızda olduğunu, her neye ihtiyacımız varsa derhal gönderebileceklerini açıklamışlardır. Dost ve müttefikimiz olan ülkelerin yanı sıra diğer birçok dünya ülkelerinden de dünya durdukça hep güzel hatırlayacağımız yardım teklifleri ve iyi dilek mesajları almış bulunmaktayız. İşte bu manzara, gönüllerimize su serpmektedir, acımızı dindirmese de hafifletmektedir; bu manzara, kaybedilen canlar dışında her şeyi ama her şeyi telafi edebileceğimize olan inancımızı ve bu yolda gayretlerimizi pekiştirmektedir.

Değerli arkadaşlarım;

Yüce milletimizin bu hayırda yarışı, deprem afetinin yaralarını en kısa sürede sarmak için güzel bir dinamizm olmakla birlikte doğru yönlendirilemez ise bir süre sonra milli servetin ziyanı, israfı haline bürünmekle karşı karşıyadır. Bunun için de sizlerden isteğim, illerinizde, ilçelerinizde, köylerinizde bu hayır yarışında tanzim edici olmanız, kriz merkezleri ile irtibatlı olarak ihtiyaçlara göre vatandaşlarımızı yöneltmenizdir. Önümüz kıştır, şu anda her ne kadar geçici konaklama ortamları hazırlanmış, bir çok acil tedbir alınmış bulunsa da, bu yardımlaşma ve dayanışma şuuru ile daha da iyi şartlarda afetzedelerimizin yaralarını sarmak imkanı olacaktır. Bu hususta hepinizin hassasiyetlerini biliyorum, ama yine de ifade etmekte yarar görüyorum, vatandaşlarımızın yardımlarının ihtiyaçlara göre belli bir mecraa girmesinde mutlaka kriz merkezleri ile irtibatlı olunsun, mutlaka yardım götürecek heyet ve konvoyların gerekli mercilerle temas ederek yardımları ulaştırmaları sağlansın. Bazı çevrelerin bu şekilde insanlarımızın bu zor anlarını suistimal etmelerinin de önü kesilir. Hem, Kriz merkezlerine haber vermeksizin güya yardım malzemesi getirdiğini söyleyip, bunu düzensiz bir şekilde dağıtarak toplumsal infiale neden olanlara, propaganda yapmaya kalkışanlara da bu şekilde meydan verilmemiş olur, hem düzenli bir koordinasyon ile milletimizin yüce gönlü ile kardeşleriyle paylaşmaya açtığı zenginlikleri yerini bulmuş olur.

Değerli arkadaşlarım;

Bir şeyin daha iyi bilinmesinde yarar vardır. Türk devleti güçlü bir devlettir. Gücünü milletinden aldığı için güçlü bir devlettir. Allah’a şükürler olsun ki, bugün devletimiz, yaşanan afetin büyüklüğüne rağmen önemli ölçüde hayatın normalleşmesini sağlamayı başarmıştır.

Bu toz- toprak, enkaz arasında, hayatın zaten bir parçası olduğu için pek az bir süre kesintiye uğrayan ve o an için büyük bir sorun olarak önümüze gelen ama derhal çözümlendiği için de pek fark edilmeyen bir çok iş yapılmıştır.

Dikkatlerinizi çekerim, münferit karaborsa, yağma, vurgun peşinde olan bir kaç namus ve vicdan yoksunu fırsatçı, çıkarcının zamanında müdahale ile önlenen girişimleri dışında Allah’a şükürler olsun, hiç bir yağma, talan ve vurgun olayına rastlanılmamıştır.

Depremle birlikte kapanan bütün yollar açılmıştır, kesilen iletişim ağları yeniden kurulmuştur. Vatandaşlarımızın yakınlarıyla görüşebilmesi için öncelikle ücretsiz telefon hatları tesis edilmiş, hali hazırda da telefon görüşmelerinde belli bir indirim kararı alınmıştır.

Sağlık hizmetlerinde kesintiye izin verilmemiş; yaralı vatandaşlarımız helikopterlerle, ambulanslarla, deniz araçlarıyla en yakın sağlık kuruluşlarına nakledilmiştir. Halen koruyucu sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesi üzerinde titizlikle durulmaktadır. Yaşanan afetin büyüklüğüne ve yaygınlığına rağmen sağlık hizmetlerinde ciddi bir aksama meydana gelmemiştir.

Bayındırlık Bakanlığı hasar tespitlerine başlamıştır ve bu çalışmalar en kısa zamanda tamamlanacaktır. Afetzede vatandaşlarımıza 4123 sayılı yasa ile öngörülen yardımlar hasar tesbit çalışmalarını müteakip hemen ödenecektir. Bunun finansmanı ve altyapısı hazırlanmış bulunmaktadır. Deprem bölgesinde yeni inşaat, onarım ve tadilatlara ilişkin ruhsat işlemleri beş ay süreyle belediyelerden alınarak Bayındırlık Bakanlığı uhdesinde toplanmıştır.

Afetzede vatandaşlarımızın iskân problemi üç aşamalı olarak çözülecektir. Şu anda önemli ölçüde tamamlanmış bulunan çadır kentlerden prefabrik geçici konutlara oradan da normal konutlara nakledileceklerdir. Bayındırlık Bakanlığımız tarafından geçici iskan yerlerinin belirlenmesi çalışmaları sürdürülmektedir. Ayrıca, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’da önümüzdeki aylarda tamamlanacak 15 bin kooperatif evini afetzedelere tahsis edecektir.

Afet bölgesinde su ve kanalizasyon probleminin halli için de çalışmalar bütün hızıyla devam etmektedir.

Bölgede, isteyen sanayi tesislerine hemen elektrik enerjisi verilebilmektedir.

Bölgedeki kamu görevlilerinin de önemli bir kısmının deprem mağduru olmasına rağmen vazifelerinin başında oldukları bilinmektedir, tatilde olanlar da acilen iş başına çağrılmışlardır.

İç ve dış ticari hayat, para piyasaları yeniden normale dönmüştür. Depremin bir yansıması olarak ekonominin bir kriz ortamına girmemesi için gerekli tedbirler alınmıştır.

Afet bölgelerimizin kalkınmada öncelikli yöreler olarak ilanı çalışmalarımız sürmektedir. Sigorta kuruluşlarının bir an önce devreye girerek vatandaşlarımıza yardımcı olmaları, zararlarının telafi etmeleri istenilmiştir. Vergi muafiyeti ve vergi, teşvik ve kredi borçlarının ertelenmesi için gerekli çalışmalar sürmektedir.

Depremde annelerini babalarını kaybeden yavrularımıza sahip çıkmak, onların öğrenim hayatlarını en iyi şekilde temin etmek için her şey yapılacaktır.

Kısacası, sosyal ve ekonomik hayatın yeniden canlanması için ne gerekiyorsa yapılmaktadır.

Saygıdeğer milletvekilleri;

Hiç unutmamalıyız ki, halkımız, vatandaşımız bizden daha fazlasını bekliyor. Afet bölgesinde yapılan çalışmaları kontrol ve yeni alınacak önlemleri yerinde değerlendirmek amacıyla bazı bakan, milletvekili arkadaşlarım ve bürokratlarla yapmış olduğum araştırma incelemelerimde bir çok afetzede vatandaşımız sanki ağız birliği etmişçesine, hemen her elim vak’a veya afet sonrasında siyasilerin, devlet yönetiminde bulunanların gelip birtakım sözler verdiklerini, aradan zaman geçmesiyle, acıların sıcaklığını yitirmesiyle birlikte verdikleri sözleri unuttuklarını ihtar etmektedirler ki, bu doğrudur; işte bu durumdan şiddetle sakınmak lazımdır. Hiç bir şekilde bu afetzede vatandaşlarımızın acısı dinmeden, yaraları sarılmadan bize rahat yoktur. Artık, kamu makamlarını da düştükleri bu açmazdan kurtarmanın, millet nezdindeki itibarını görevlerini tam ve zamanında ifa etmesine imkan vererek artırmanın zamanıdır.

Türkiye artık devleti ve milleti ile yaşadığı acı tecrübelerden gerekli dersleri çıkartmayı öğrenmelidir. Hem kaybettiğimiz canlara karşı olan vicdani borcumuzu ödeyebilmek hem de gelecek kuşaklara karşı yüklendiğimiz sorumlulukları yerine getirebilmek için elimizden gelen her türlü gayreti sarfetmemiz gerekmektedir. Harap olan kentlerimizi yeniden imar ve inşa etmek, yeni depremlere karşı dayanıklı çağdaş yaşama mekanları oluşturmak 21. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve 57. Hükümeti bekleyen en büyük görevdir.

Değerli arkadaşlarım,

Tarihin kaydettiği en önemli afetlerden biri karşısında yine tarihin kaydedeceği en büyük yardımlaşma ve dayanışma çabasını sergileyen aziz milletimizin bu vasfı her türlü takdirin üzerindedir. Yaşadığımız acılı ve yaslı günleri aşmak için olağanüstü gayretler sarfeden kadirşinaz milletimizin bütün fertlerine bir kez daha canı gönülden teşekkür ediyor ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

Sözlerime son verirken Cenab-ı Allah’tan yüce milletimize bir daha böyle acılar yaşatmamasını niyaz ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.