Ahmet Davutoğlu'nun 18 Kasım 2009 tarihli İstanbul'da Türk-İtalyan Forumunda yaptığı konuşma


Değerli Dostum ve Meslektaşım Sayın Frattini, Saygıdeğer Konuklar,

Türk-İtalyan Forumu ikili işbirliğimizin sürekliliğini kanıtlayan başarılı faaliyetler arasında yer almaktadır. Bu Forumun altıncı yıldönümü vesilesiyle sizlere hitap etme fırsatını bulmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Forumun düzenlenmesinde tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Türk-İtalyan Forumu mükemmel düzeyde seyreden ikili ilişkilerimize sivil toplumun gücünü katmakta, iki ülke arasında yarattığı düşünce birliği ve sıcak duygular ile bir dostluk köprüsü haline gelmiş bulunmaktadır. Forumun giderek gelenekselleşme eğilimine girmesinden memnuniyet duyuyorum.

Bu faaliyetin başarısında, İtalyan jeo-politik dergisi Limes, İtalyan Bankası UniCredit Group ile Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin payları bulunmaktadır. Bu ortamın yaratılmasında ve sürdürülmesinde katkısı olan bu kuruluşları ve herkesi kutlamak isterim.

Sayın Bakan, Değerli Konuklar,

Akdeniz’in iki önemli bölgesi olan Anadolu ve İtalyan yarımadaları tarih boyunca birbirleriyle yakın etkileşim içinde olmuşlardır. Bu etkileşimin siyasal, ekonomik, kültürel ve felsefi boyutları, Akdeniz havzasındaki gelişimin ­itici gücünü teşkil etmiştir.

Türk ve İtalyan toplumunun paylaştığı düşünce ve değerler mirasının temelinde şüphesiz Akdeniz’in kültürel dalgaları, Roma İmparatorluğu’nun Osmanlı ile gelişerek devam eden ve günümüze kadar uzanan etkileri ile nihayet çağdaş Avrupa’yı olduğu kadar modern Türkiye’yi de aydınlatan Rönesans’ın ışıkları bulunmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet döneminde İstanbul'a gelerek eserler veren, aralarında Matteo di Pasit, Costanza da Ferrara, Gentile Bellini gibi isimlerin de bulunduğu birçok İtalyan sanatçı kültürlerimiz arasındaki köprünün önemli taşları olmuşlardır. II. Mahmud döneminde gelen İtalyan subay, hekim ve sanatçılar ise Osmanlı ordusunun modernizasyonunda görev almışlardır. Yine bu dönemde, Gaetano Donizetti’nin ağabeyi Giuseppe Donizetti Osmanlı sarayının maestrosu olarak yaptığı besteler ve verdiği eğitimle, Batı müziğinin ülkemizde daha iyi tanınmasına çok önemli katkılar sağlamıştır.

Sanatçılar gibi İtalyan tacirler de iki yarımada arasındaki bağları güçlendirmişlerdir. Osmanlı döneminde İtalyan şehir devletlerine tanınan ticari ayrıcalıklarla gelişen ticaret, Avrupa’da ticari entegrasyona yönelik ilk girişimler arasında sayılabilir.

Türkiye’den sonra en fazla sayıda Osmanlı belgesinin Venedik arşivlerinde bulunmakta olması ortak geçmişimizin iyi bir göstergesidir. Venedik, Cenova, Toscana ve Milano gibi şehirlerde, başta resim ve mimari olmak üzere güzel sanatların çeşitli kollarında Osmanlı kültürünün izlerini bulmak mümkündür. Çini, cam işçiliği ve tekstil uzun yüzyıllar boyunca İtalyan şehir devletleri ile Osmanlı ülkesi arasında yaratıcı birer rekabet alanı olmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğu ile özellikle Venedik arasındaki siyasi ilişkilere de, genelde çatışma yerine, birlikte var olma ve işbirliği anlayışı hakim olmuştur. Tarihçi Eric Dursteler’in 2008 yılında yayınlanan “İstanbul’da Venedikliler” başlıklı kitabında da belirttiği gibi, Venedik ordusunda Osmanlı tebası halklara mensup askerler görev yapmış; İstanbul’da bir Venedik cemaatinin mevcudiyeti, çok kültürlü yaşamın, günümüz bakımından da dersler barındıran en iyi örneklerinden birini teşkil etmiştir.

Sayın Bakan, Değerli Konuklar,

Günümüzde Türkiye ve İtalya güçlü tarihi bağlarının yanı sıra ortak insani ve demokratik değerler etrafında birleşen dost ve müttefik iki ülkedir. İlişkilerimizin rotasını çok boyutlu stratejik işbirliği hedefi belirlemektedir.

İki ülkenin Avrupa Birliği’nin geleceğine ilişkin benzer yaklaşımları, Akdeniz vizyonları ve Transatlantik ilişkilere atfettikleri önem, ilişkilerimize sağlam bir zemin kazandırmaktadır.

Bilhassa son on yıllık dönemde, siyasi ve iktisadi alanlar başta olmak üzere her alanda bilinçli ve karşılıklı olarak atılan adımların meyvelerini, bugün ikili ilişkilerimizin kazanmış olduğu yoğunluk ve derinlikte görüyoruz. İtalya Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano’nun, Sayın Cumhurbaşkanımızın davetine icabetle 17-19 Kasım tarihlerinde ülkemize gerçekleştirmekte olduğu resmi ziyareti ilişkilerimizi ve işbirliğimizi daha da ileriye götürme azminin bir göstergesi olarak kabul ediyoruz.

İlişkilerimizin kurumsal çerçevesini pekiştirmek amacıyla 2007 yılı Ocak ayında imzaladığımız Strateji Belgesi’ne ilaveten, Başbakanlarımız riyasetinde, ilk kez 2008 Kasım ayında İzmir’de gerçekleştirilen Türkiye-İtalya Hükümetlerarası Zirve Toplantıları’nın ikincisi gelecek ay Roma’da düzenlenecektir. Bu toplantılar işbirliğimize yeni bir ivme kazandırmaktadır.

Tabiatıyla, hükümet yetkililerimizin, parlamenterlerimizin ve bürokratlarımızın bir araya gelmesini sağlayan mekanizmalar iki ülke arasındaki karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını daha da geliştirmektedir. Bugün altıncısı gerçekleştirilen Türk-İtalyan Forumu’na ilaveten, iki yıldır düzenli olarak tertiplenen Türk-İtalyan Medya Forumu gibi sivil toplum temsilcilerimizi bir araya getiren etkinlikler de halklarımızın birbirini daha iyi anlamalarına ve yakınlaşmalarına katkıda bulunmaktadır.

Siyasi ilişkilerimizde kazanılan bu ivmenin iki ülke arasında ekonomik, ticari ve kültürel işbirliğini daha üst düzeylere taşıdığını görmek memnuniyet vericidir.

Son yıllardaki yeni atılımlarla ekonomik ve ticari ilişkilerimiz yüksek bir başarı grafiği çizmektedir. İtalya, ülkemizin en büyük üçüncü ticaret ortağı konumundadır. 2008 yılında ikili ticaret hacmimiz yaklaşık 19 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Son yıllarda ülkemize giren uluslararası doğrudan yatırımlarda İtalyan şirketlerinin önemli payı bulunmaktadır. Türkiye’ye gelen yabancı sermaye yatırımları açısından İtalya 5. sıradadır. Halen 700 civarında İtalyan firması ülkemizde çeşitli alanlarda faaliyet göstermekte, bu firmaların bir bölümü önemli altyapı projelerine imza atmaktadır. Keza, Türk firmaları da İtalya’da yatırımlar yapmaktadır. İki ülke özel sektörünün elele vererek üçüncü ülkelerde işbirliği yapmalarını da teşvik ediyoruz. Öte yandan, turizm faaliyetleri de ekonomik faydalarının yanısıra iki ülke arasında önemli bir köprü işlevi görmekte, ortak değerlere sahip halklarımızın birbirlerini daha yakından tanımalarına yardımcı olmaktadır.

Enerji alanındaki ortak çalışmalarımız, ülkelerimiz arasındaki işbirliğinin giderek derinlik kazanan bir diğer önemli boyutunu oluşturmaktadır. Mavi Akım Doğal Gaz Boru Hattı ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı projelerinin ardından, Samsun-Ceyhan ham petrol boru hattının hayata geçirilmesi amacıyla ülkelerimiz arasında başlatılan işbirliği, Rusya’nın da bu projeye katılım kararı almasıyla daha da güçlenmiştir. Enerji zengini ülkelerle dünya pazarları arasındaki doğal köprü işlevi gören Türkiye’yi, bir enerji merkezine dönüştürmeye yönelik bu büyük projelerin sonuçlandırılması küresel enerji arzı güvenliğine ciddi bir katkı teşkil edecektir.

Öncelikli projelerimiz arasında yer alan Türkiye-Yunanistan-İtalya Doğalgaz Boru Hattı projesi, Avrupa’ya enerji arzında kaynak ve güzergâhların çeşitlendirilmesini sağlayacak önemli bir adımı oluşturmaktadır. Türkiye-Yunanistan bölümü Kasım 2007’den bu yana işleyen hattın Yunanistan-İtalya ayağının da bir an önce tamamlanarak hizmete girmesini temenni ediyoruz.

Değerli Konuklar,

Tarih bize, Avrupa’nın doğal jeopolitik ve kültürel sınırlarına Roma İmparatorluğu’nun Anadolu ile birleşmesinden sonra kavuştuğunu göstermektedir. Bu birleşme, Roma İmparatorluğu’nu küresel güç konumuna taşımıştır. Günümüzde de Avrupa Birliği’nin geleceği açısından, bu tarihi gerçeğin yönlendirici rolü olabilecektir.

Türkiye’nin üyeliği, AB’ne gelecekte gereksinim duyacağı zinde enerjiyi ve dinamizmi zerkederek Birliğin küresel konumunu güçlendirmek bakımından bir fırsat teşkil edecektir. Üstelik, Türkiye ve AB, Avrupa kıtasının geleceğine yönelik ortak bir vizyonu paylaşmaktadırlar. Bu vizyon, yumuşak gücünü artıran, evrensel değerlerini ileriye taşıyan, yekpare olmadan çeşitliliği teşvik eden ve küresel siyasetin kendine güven duyan bir oyuncusu haline gelmiş bir Avrupa kurgulamaktadır. Türkiye’nin üyeliği Avrupa’nın bu ortak vizyona ulaşmasına yardımcı olacak; Avrupa’ya, dünyanın diğer bölgelerine olumlu yönde değişim için örnek ve ilham kaynağı olmak için gerekli gücü verecektir.

Türkiye’nin komşuları başta olmak üzere yakın çevresiyle ilişkilerini geliştirmek ve zenginleştirmeye yönelik çabalarını, basite indirgeyerek “Batı’dan uzaklaşmak” biçiminde değerlendiren bazı yorum ve analizlerin görüldüğü bugünlerde şu hususun altını bir kez daha çizmek isterim: Türkiye’nin temel stratejik hedefi ve devlet politikası, Avrupa Birliği’ne tam üyeliktir. Bu hedefimiz hiçbir zaman değişmemiştir. AB süreci, gerek dış politikamızdaki ağırlığı, gerek sağladığı siyasi ve ekonomik dönüşüm ile Türkiye’nin toplumsal ve siyasal yaşamının en önemli parçalarından birini teşkil etmektedir. Avrupa modelini esas alan modernleşme çabalarımızın on sekizinci yüzyıla kadar uzandığı göz ardı edilmemelidir. Avrupa’yla bütünleşme Türkiye için bu nedenle tarihsel bir süreç ve stratejik bir önceliktir.

Öte yandan, yeterince takdir görmediğini düşündüğüm bir konuyu bu vesileyle hatırlatmakta fayda görüyorum: Türkiye, bölgesel ve uluslararası planda faal ve dinamik bir etkileşim hedeflerken, çok taraflı dış politikasını Avrupa Birliği’ne tam üyelik perspektifi bulunan, katılım müzakerelerine başlamış bir aday ülke olarak yürütmektedir. Kültürel, tarihi ve coğrafi bağlarının bulunduğu çeşitli bölge ve ülkelerle her konuyu esas olarak kendi mecrasında değerlendirirken, bu zihniyetle hareket etmekteyiz.

Avrupa Birliği’nin mevcut üyeleriyle kıyaslandığında, Türkiye’yi müzakerelere götüren yol daha uzun ve meşakkatli olmuştur. Bu yol, çoğu kez umulanın ötesinde güçlükler içermiştir. Geçen yıllar zarfında, pek çok inişleri ve çıkışları olmuştur. Ancak bugüne kadar olduğu gibi, gelecekte de bu ilişkilerin sürekli ilerleme kaydedeceğinden hiçbir şüphem yoktur. Zira ülkemizdeki temel hak ve özgürlüklerin kapsamının genişletilmesini amaçlayan reformlar her şeyden önce halkımızın beklentileri doğrultusunda gerçekleştirilmektedir.

Son yıllardaki kapsamlı reformlarımız sayesinde, demokrasimiz çok daha güçlü, sivil toplumumuz ve kurumlarımız çok daha istikrarlı hale gelmiştir. Kamuoyumuz, kendisi için önem taşıyan konuları çok daha şeffaf ve etkili bir biçimde tartışabilmektedir. Türkiye’de AB reform sürecinde yavaşlama olduğu şeklindeki görüşlere en iyi cevap, son dönemde kaydedilen gelişmelerdir. Ancak, biz üzerimize düşeni yaparken, AB tarafının da taahhütlerine sadık kalmasını bekliyoruz. Bu konuda İtalyan dostlarımızdan aldığımız desteğe müteşekkiriz.

İtalyan dostlarımızın, zengin tarihsel perspektiflerinin de katkısıyla, Türkiye’nin AB üyeliğinin stratejik anlamda taşıdığı değeri net biçimde algıladıklarını memnuniyetle gözlemliyorum. İtalya’nın Türkiye’nin katılım sürecine vermekte olduğu açık ve devamlı destek büyük önem taşımaktadır.

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında ülkemizi ziyaret eden İtalya Temsilciler Meclisi Başkanı Sayın Gianfranco Fini’nin iktidar ve muhalefetiyle birlikte tüm İtalyan Parlamentosu’nun birkaç istisna dışında ülkemizin AB üyeliğine tam destek verdiğini açıklaması; bu desteğin önümüzdeki zorlu süreçte de devam edeceğine olan inancımızı kuvvetlendirmiştir.

Zorlu müzakere sürecinde en önemli hususun toplumsal destek olduğunu düşünüyorum. Maalesef bazı AB liderleri Türkiye’nin Avrupa’daki konumunu hala sorgulayabilmekte; ilişkilerimizin hukuki temeli ve nihai hedefiyle bağdaşmayan alternatifler önerebilmektedir. Her şeyden önce “ahde vefa” ilkesini dikkate almayan bu yaklaşım AB’nin inandırıcılığına da zarar vermektedir. Türkiye’nin üyeliğini günlük siyasi çıkarlar yerine stratejik bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekmektedir.


Sayın Bakan, Değerli Konuklar,

Konuşmamı, akademisyen kimliğim nedeniyle özellikle önem verdiğim bir konuyla sonlandırmak istedim.

Ülkelerimiz arasında kültür ve eğitim alanlarında önemli işlev göreceğine ve Avrupa bütünleşmesine de hizmet edeceğine inandığım Türk-İtalyan Üniversitesi’nin kuruluşuna yönelik çalışmalarımız devam etmektedir. Bu projeyi gerekli tüm desteği sağlayarak, süratle hayata geçirmeyi arzu ediyoruz. Bu çerçevede, 2008 yılında iki ülke Başbakanları arasında imzalanmış bulunan anlaşmanın onay işlemlerini tamamlamak üzereyiz. Türk-İtalyan Üniversitesi’nin faaliyete geçmesi ülkelerimiz arasındaki köklü ilişkilere yeni bir boyut kazandıracaktır.

İlişkilerimizi taşıyan güçlü temel üzerinde bugüne kadar gerçekleştirmiş olduklarımız, bizleri Türk-İtalyan ilişkilerinin geleceği bakımından yüreklendirmektedir. Bu geleceğin ortak çabalarımızın devamıyla inşa edilmekte olduğu inancıyla hepinize teşekkür eder, saygıyla selamlarım.