"Sosyalist Devrim ve Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı (Tezler)" sayfasının sürümleri arasındaki fark

k
→‎top: re-categorisation per CFD AWB ile
k (→‎top: re-categorisation per CFD AWB ile)
 
3- KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKININ ANLAMI VE FEDERASYONLA İLİŞKİSİ
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı yalnızca siyasi anlamda bağımsızlık hakkı, ezen ulustan siyasi olarak özgürce ayrılma hakkı anlamına gelir. Bu siyasal demokrasi talebi kesin biçimde, ayrılacak olan ulusun ayrılması yönünde ve ayrılma konusunda bir referandum için tam bir ajitasyon özgürlüğünü içerir. Bundan dolayı bu talep, ayrılma, parçalanma ve küçük devletler oluşturma talebiyle aynı anlama gelmez. Bu talep, yalnızca, her türden ulusal baskıya karşı istikrarlı bir mücadelede ifadesini bulur. Demokratik bir devlet sistemi siyasi ayrılma konusunda tam özgürlüğe ne kadar yakınsa, ayrılma isteği pratikte o kadar nadir ve zayıf olacaktır. Çünkü büyük devletler, hem ekonomik gelişme, hem de kitlelerin çıkarları açısından tartışma götürmez üstünlükler sağlayacaktır. Dahası bu üstünlükler kapitalizmin gelişmesiyle daha da çoğalmaktadır. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının tanınması, ilke olarak federasyonun kabul edilmesiyle aynı şey değildir. Bir insan, federasyon ilkesinin kararlı bir karşıtı ve demokratik merkeziyetçiliğin ateşli bir savunucusu olabilir. Buna rağmen, tam demokratik merkeziyetçiliğe giden tek yol olarak, federasyonu ulusal eşitsizliğe tercih edebilir. Bir merkeziyetçi olan Marx’ın, İrlanda ile İngiltere arasındaki federasyonu, İrlanda’nın İngiltere’ye zorla boyun eğdirilmesine tercih etmesi, bu bakış açısından kaynaklanıyordu.
 
Sosyalizmin amacı yalnızca insanlığın günümüzde küçük devletlere bölünmüş olmasına ve ulusların herhangi bir biçimde yalıtılmasına son vermek değildir. Yalnızca ulusları birbirine daha yakınlaştırmak da değil, ulusları birbirleriyle kaynaştırmaktır. Ve bu amacın başarılması için biz, bir yandan Renner ve Otto Bauer’in sözde “ulusal-kültürel özerklik”3 düşüncesinin gerici karakterini kitlelere anlatmalı, bir yandan da ezilen ulusların kurtuluşunu talep etmeliyiz. Bu talep, sorunu sosyalizmin kuruluşuna “erteleyecek” şekilde, genel bulanık ifadelerle, boş sözlerle değil, ezen ulus sosyalistlerinin namertliklerini ve ikiyüzlülüklerini özellikle göz önünde bulunduracak açıklıkla ve kesinlikle formüle edilmiş bir siyasi programda ifade edilmelidir. İnsanlık, nasıl ki, sınıfların ortadan kaldırılışı evresine ancak ezilen sınıfın diktatörlüğünün hüküm sürdüğü bir geçiş evresinden geçerek ulaşabilirse, aynı şekilde ulusların kaçınılmaz bütünleşmesine de, ancak bütün ezilen ulusların tam kurtuluşu evresinden, yani ayrılma özgürlüğünü elde ettiği bir geçiş evresinden geçerek varabilir.
 
4- ULUSLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI SORUNUNUN PROLETER DEVRİMCİ SUNULUŞU
Diğer yandan, ezilen ulusların sosyalistleri, ezen ve ezilen ulus işçilerinin, örgütsel birliği de içermek üzere, tam ve koşulsuz birliğini özellikle savunmalı ve uygulamaya koymalıdır. Bu olmadan, burjuvazinin bütün entrikaları, kalleşlikleri ve hileleri karşısında proletaryanın bağımsız politikasını savunmak ve diğer ülkelerin proleterleriyle sınıf dayanışmasını gerçekleştirmek imkansız olacaktır. Ezilen ulus burjuvazisi, işçileri aldatmak için sürekli olarak ulusal kurtuluş sloganlarından yararlanır. Bu sloganları iç politikada egemen ulusun burjuvazisiyle gerici anlaşmalar yapmak için kullanır (örneğin, Avusturya ve Rusya’daki Polonyalılar, Yahudileri ve Ukraynalıları ezmek için gericilikle anlaşmaya varırlar). Dış politikada ise, kendi yağmacı amaçlarını gerçekleştirmek için rakip emperyalist güçlerden biriyle uzlaşmak için çaba gösterir (küçük Balkan devletlerinin politikaları, vb.).
 
Nasıl ki, örneğin Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi, cumhuriyetçi sloganları politik aldatma ve mali soygun amacı için burjuvazi tarafından kullandığı birçok durum sosyal demokrasinin cumhuriyetçilikten vazgeçmesine yol açmamışsa; aynı biçimde, bir emperyalist güce karşı verilen ulusal kurtuluş mücadelesinin, belirli koşullar altında, başka bir “büyük” güç tarafından kendi emperyalist amaçları için kullanılabilmesi gerçeği de, sosyal demokrasiyi ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanımaktan alıkoyamaz.
 
5- ULUSAL SORUN ÜZERİNE MARKSİZM VE PROUDHON’CULUK
Küçük burjuva demokratların aksine Marx, her demokratik talebi, ayrım yapmaksızın, mutlak bir şey olarak değil, burjuvazi önderliğindeki halk yığınlarının feodalizme karşı mücadelesinin tarihsel bir ifadesi saymıştır. Bu taleplerden bir teki yoktur ki, belirli koşullar altında, burjuvazinin ellerinde işçileri aldatmanın bir aracı olarak hizmet etmemiş ve etmeyecek olsun. Bu bakımdan, siyasi demokrasi taleplerinden birini, özellikle ulusların kendi kaderini tayin hakkı talebini ayırıp diğerlerinin karşısına koymak, teorik anlamda köklü bir yanlıştır. Pratikte proletarya, tüm demokratik talepleri için mücadelesini, cumhuriyet talebini de içermek üzere, burjuvaziyi devirmeyi amaçlayan devrimci mücadelesine bağlarsa, ancak o zaman kendi bağımsızlığını koruyabilecektir.
 
Diğer yandan “sosyalist devrim adına” ulusal sorunu “yadsıyan” Proudhon’culardan farklı olarak Marx, esas olarak gelişmiş ülkelerdeki proletaryanın sınıf mücadelesinin çıkarlarını göz önünde bulundurarak enternasyonalizm ve sosyalizmin temel ilkesini, yani “başka ulusları ezen ulus özgür olamaz”4 ilkesini öne çıkarmıştır. Marx’ın 1848’de Almanya’da galip gelen demokrasinin, Almanlar tarafından ezilen ulusların özgürlüğünü kabul ve ilan etmesi gerektiğini belirtmesi tamamen Alman işçilerin devrimci hareketinin çıkarları bakımındandı. 1869’da Marx’ın, İrlanda’nın İngiltere’den ayrılmasını, “... bu federasyon ayrılığa yol açsa bile,” sözleriyle talep etmesi de tamamen İngiliz işçilerin devrimci mücadelesinin çıkarlarını gözetmesindendi. Marx, ancak bu talebi ileri sürerek İngiliz işçileri enternasyonalizm ruhuyla gerçekten eğitiyordu. O, aradan yarım yüzyıl geçmiş olmasına rağmen, İrlanda “reformunu” gerçekleştirmeyi beceremeyen oportünistlere ve burjuva reformizmine ancak bu yolla, tarihsel bir problemin devrimci çözümü yoluyla karşı koyabildi. Ancak bu yolla –küçük ulusların ayrılma hakkının düşsel ve uygulanamaz olduğunu, yalnızca ekonomik değil, politik olarak merkezileşmenin de ilerici olduğunu bas bas bağıran sermaye sözcülerinden farklı olarak– merkezileşmenin emperyalist olmayan bir anlam taşıdığında ilerici olabileceğini ve ulusların zorla değil, bütün ülkelerin proleterlerinin özgür birliği temelinde bir araya getirilmesi gerektiğini savunabildi. Marx ancak bu yolla, ulusların eşitliğinin ve kendi kaderini tayin hakkının sözde ve genellikle ikiyüzlüce tanınmasına karşı çıkarak, ulusal sorunların çözümünde de kitlelerin devrimci eylemini savunabilmiştir. 1914-16 emperyalist savaşı ve bu savaşın ortaya çıkardığı oportünistlerle Kautskicilerin ikiyüzlülükleri, Marx’ın politikasını parlak bir şekilde doğruladı. Bu politika bütün gelişmiş ülkeler için bir örnek görevi görmelidir, çünkü şu anda bunların tümü başka ulusları ezmektedir.
 
6- ULUSLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI BAKIMINDAN ÜÇ TİP ÜLKE
Ülkeler, ulusların kendi kaderini tayin hakkı sorunu bakımından üç ana kategoriye ayrılmalıdır.
 
Birincisi; Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin gelişmiş kapitalist ülkeleri. Bu ülkelerde ilerici, burjuva ulusal hareketler çoktan sona erdi. Bu “büyük” ulusların her biri sömürgelerde ve kendi ülkelerinde öteki ulusları ezmektedir. 19. yüzyıldaki İngiltere proletaryasının İrlanda sorunuyla ilgili görevi neyse, bu egemen ulusların proletaryasının görevi de odur.
 
İkincisi; Doğu Avrupa: Avusturya, Balkanlar ve özellikle Rusya. Bu ülkelerde, burjuva demokratik ulusal hareketleri geliştiren ve ulusal mücadeleyi yoğunlaştıran özellikle 19. yüzyıldı. Bu ülkelerdeki proletaryanın görevleri –diğer ülkelerdeki sosyalist devrimlere yardım etmek bakımından olduğu kadar kendi ülkelerindeki burjuva demokratik reform sürecini tamamlamak bakımından da– ulusların kendi kaderini tayin hakkı savunulmadan yerine getirilemez. Burada en zor ve en önemli görev, ezen ulusların işçilerinin sınıf mücadelesini ezilen ulusların işçilerinin sınıf mücadelesiyle birleştirmektir.
Marksizmi çirkin emellerine alet eden her iki grup da oportünisttir. Bunlar, Marx’ın taktiklerinin, örneğin İrlanda ile ilgili olanının, teorik anlamı ve pratik önemini anlama yeteneğini bütünüyle yitirmişlerdir.
 
İlhaklara gelince; bu sorun, savaş dolayısıyla özellikle acil sorunlardan biri haline gelmiştir. Fakat ilhak nedir! İlhaklara karşı çıkmanın, ya ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunmayı beraberinde getirdiği, ya da statükoyu korumaya ve her türlü şiddette, hatta devrimci şiddete bile düşmanca bir tutum içeren pasifist bir sözden öteye gitmediği apaçık bellidir. Bu tür sözler kökünden yanlıştır ve Marksizm ile bağdaşmaz.
 
8- PROLETARYANIN YAKIN GELECEKTEKİ SOMUT GÖREVLERİ
Devrimci Rus sosyal demokratları ile Polonya sosyal demokratları arasındaki kendi kaderini tayin hakkı sorununa ilişkin görüş ayrılıkları daha 1903’te, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi programını onaylayan ve Polonya sosyal demokrat delegasyonunun itirazına rağmen, ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanıyan 9. maddenin programa konulduğu Kongre’de su yüzüne çıkmıştı. Polonya sosyal demokratları o zamandan beri kendi partileri adına Parti programımızdan 9. maddenin çıkarılması ya da yerine başka bir madde konulması önerilerini tekrar etmediler.
 
Rusya’da, nüfusun yüzde 57’sinden daha az olmayan, yani 100 milyonu aşkın bir bölümünü ezilen uluslar oluşturur. Çoğunlukla sınır bölgelerinde yaşayan bu uluslardan bazıları Büyük-Ruslardan daha yüksek bir kültüre sahiptirler. Rusya’nın Politik sistemi özellikle barbarca ve ortaçağa özgüdür. Burjuva demokratik devrimin tamamlanmadığı bu ülkede çarlık tarafından ezilen ulusların Rusya’dan özgürce ayrılma hakkının tanınması sosyal demokrasinin demokratik ve sosyalist amaçlarını ilerletme açısından kayıtsız şartsız zorunluluktur. 1912 Ocak’ında yeniden inşa edilen partimiz, 1913 yılında6, ulusların kendi kaderini tayin hakkını pekiştiren ve bunu yukarıda belirtilen somut anlamda kesin biçimde açıklayan bir karar aldı. 1914-16’da dizginlerinden boşanmış Büyük-Rus şovenizminin hem burjuvazi ve hem de oportünist sosyalistler arasında (Rubanoviç, Plehanov, Naşe Dyelo vb.) hızla yayılması, bizi kendi kaderini tayin hakkı talebinde her zamankinden daha çok ısrar etmeye ve bu talebi reddedenleri Büyük-Rus şovenizminin ve çarlığın gerçek destekçileri olarak değerlendirmeye sevk etti. Partimiz, kendi kaderini tayin hakkına karşı bu türden hareketlerin hiçbir sorumluluğunu üstlenmeyeceğini üzerine basa basa ilan eder.
 
Ulusal sorun konusunda Polonya sosyal demokrasisinin görüşünü açıklayan son formülasyonu (Polonya sosyal demokratlarının Zimmerwald Konferansı’ndaki açıklaması) şu fikirleri içeriyor:
[[Kategori:Politik yazınlar]]
[[Kategori:Vladimir İlyiç Lenin]]
[[Kategori:19161910'dalarda eserler]]
 
{{Sil|G8: Temizlik}}
12.797

değişiklik