"Fabrika İşçilerine Kesilen Para Cezaları Hakkında Yasanın Açıklanması" sayfasının sürümleri arasındaki fark

değişiklik özeti yok
k
Ceza kesilmesi için ikinci temel, devamsızlık. Kanun neyi devamsızlık olarak adlandırıyor? “Devamsızlık”, diyor yasa, “geç kalma ya da işyerinin izinsiz terkinden farklı olarak, iş gününün yarısından az olmamak üzere iş yerinde bulunmamaktır.” Yasa geç kalma ya da izinsiz işyeri terkini, biraz sonra göreceğimiz gibi “düzene karşı gelme” olarak kabul ediyor ve daha az cezaya hükmediyor. İşçi fabrikaya birkaç saat geç gelir, fakat öğleden önce gelirse, bu devamsızlık olmaz, yalnızca düzene karşı gelme olur; tam öğle vakti gelse dahi devamsızlık olur. Benzer şekilde, işçi öğleden sonra işi izinsiz terk ederse, birkaç saat boyunca fabrikada olmasa da, bu düzene karşı gelme olacaktır, ancak tam bir yarım günlüğüne terk ederse devamsızlık olur. Kanuna göre işçi üst üste üç günden fazla devamsız olursa, ya da bir ayda altı günden fazla devamsız olursa patronun işten atma yetkisi bulunur. Tam ya da yarım gün işe gelmemenin her koşulda devamsızlık sayılıp sayılamayacağı sorusu ortaya çıkıyor. Hayır. Ancak işe gelmemenin geçerli bir nedeni yoksa bu mümkündür. İşe gelmemenin geçerli nedenleri de yasada sayılıyor. Şunlar: 1) “İşçinin özgürlüğünü kaybetmesi”. Başka deyişle, örneğin işçi tutuklanırsa (polis emriyle ya da hâkim kararıyla) patron işçiye ceza veremez. 2) “Kaza nedeniyle beklenmedik mülkiyet kaybı”, 3) “Yangın”, 4) “Su baskını”. Örneğin, işçi ilkbahar taşkınları sırasında nehri geçemezse patron ceza kesemez. 5) “İşçinin evden çıkamamasına neden olan hastalık” ve 6) “Aileden bir kişinin, koca, karı ya da çocukların ölümü veya ciddi yaralanması”. Bu altı durumun tümünde işçinin işe gelmemek için geçerli mazereti var sayılır. Fakat devamsızlık nedeniyle ceza almaktan kurtulmak için işçi kanıt göstermelidir: iş yerinde, işe gelmemek için geçerli bir nedeni olduğuna dair onun sözünü dikkate almazlar. Bir doktordan rapor alması (örneğin hastalık durumunda), ya da polisten zabıt kaydı alması (yangın vb. halinde) gerekir. Bir belge önceden elde edilemezse, sonradan sunulmalı ve ceza uygulanmaması talep edilmeli, ceza uygulanmışsa iptal edilmelidir.
 
İşe gelmemenin geçerli nedenlerine ilişkin bu kurallar incelendiğinde, özgür insanlara değil de kışladaki askerlere uygulanıyormuş gibi katı olmaları dikkati çekiyor. Mahkemeye gelmeme mazeretlerini düzenleyen kuralların aynısı konulmuş: bir kişi suçlanıyorsa sorgu yargıcı tarafından mahkemeye çağırılırçağrılır, sanık olarak mahkemede bulunmak zorundadır. Mahkemeye gelmeme için geçerli şartlar, işçilerin devamsızlığına izin veren şartların aynısıdır[7]. Demek ki, yasanın işçilere karşı tavrı her türlü dolandırıcıya, hırsıza vs. karşı tavrıyla aynı. Mahkemeye gelme ile ilgili kuralların neden bu kadar katı olduğunu herkes anlar; çünkü suçun soruşturulması bütün toplumu ilgilendirir. Bir işçinin iş yerinde bulunmaması ise tüm toplumu ilgilendirmez, yalnız bir patronu ilgilendirir, dahası, işin kesilmemesi için bir işçi kolayca bir başkasının yerine geçebilir. Bu demektir ki askeri yasa kadar sert yasalara gerek duyulmaz. Kapitalistler ise, fabrikada çalışmasını sağlamak için işçiyi tüm zamanından yoksun bırakmakla yetinmiyorlar; onu iradeden, fabrikayla ilgili olanlar dışında tüm ilgi ve düşüncelerden de yoksun bırakmak istiyorlar. İşçi sanki özgür bir insan değilmiş gibi muamele görüyor. Bu kadar hata aramanın, bürokratik kuralın, kışla hayatının yansımalarının nedeni budur. Örneğin, kanunun “aile üyelerinin, koca, karı ve çocukların ölümü ya da ağır yaralanmasını” devamsızlığın geçerli nedeni saydığını yukarıda gördük. Mahkemeye çıkma yasası bunu söylüyor. İşçinin işe gelmemesi hakkında kanunda da tam olarak aynısı yazıyor. Öyleyse, örneğin işçinin karısı değil de kız kardeşi ölürse işe gelmemezlik edemeyecek, cenaze işleriyle ilgilenemeyecek: zamanı kendisine değil, patrona aittir. Cenazeyle polis ilgilenir -endişelenmeye gerek yok. Mahkemeye çıkma kanununa göre, ailenin çıkarları toplumun çıkarlarına feda edilmelidir, çünkü suçluların yargılanması zorunludur. İş yerinde devamsızlık hakkında kanuna göre, işçinin ailesinin çıkarları kâr etmek zorunda olan patronun çıkarlarına feda edilmelidir. Ve bundan sonra, bu yasayı hazırlayan, uygulayan ve destekleyen beyefendiler, işçileri aile yaşamına değer vermemekle suçlayabilirler!…
 
Devamsızlık nedeniyle para cezası verilmesi hakkında kanunu adil olup olmadığını görelim. İşçinin işten bir ya da iki gün uzak kalması devamsızlık kabul edilir, karşılığında ceza alır; üst üste üç günden fazla gelmezse işten atılabilir. Peki, patron işi durdurursa (örneğin, sipariş yokluğu nedeniyle) ya da haftada altı gün yerine yalnız beş günlük iş verirse? İşçiler patronlarla eşit haklara sahiplerse, yasa patronlar için de işçiler için de aynı olmalıdır. İşçi çalışmayı bırakırsa, hem ücretini kaybeder hem de ceza öder. O halde, patron bilerek işi durdurursa, öncelikle fabrika çalışmadığı süre boyunca işçiye ücretini tam olarak ödemeli, ikincisi cezalandırılmalıdır. Fakat yasada ikisi de yer almıyor. Bu örnek para cezaları hakkında daha önce söylediklerimizi, yani işçilerin kapitalist tarafından köleleştirilmesini temsil ettiklerini, işçilerin hakka sahip olmayan, hayatları boyunca kapitalist için çalışmak ve onların zenginliğini yaratmak zorunda olan, karşılığında da hayatı katlanılır hale bile getirmeyen bir parça ücret alan aşağı bir sınıf olmasını temsil ettiklerini açıkça onaylıyor. Patronların bilerek işi durdurmaları halinde ceza ödemeleri söz konusu olamaz. Fakat işlerin durmasında hiç suçu olmayan işçilere ücretlerinin ödenmesi dahi yapılmıyor. Bu son derece rezilce bir haksızlıktır. Yasada sadece işçiyle patron arasında yapılan sözleşmenin “fabrikada yangın, su baskını, kazan patlaması ya da benzeri nedenle 7 günden fazla iş kesintisi olursa” iptal olacağı yer alıyor. İşçiler, iş kesildiği zaman patronları ücret ödemeye zorlayan bir yasanın geçirilmesi için mücadele etmelidir. Bu talep Rus işçileri tarafından 11 Ocak 1885’te T. S. Morozov’un fabrikasındaki ünlü grev sırasında açıkça ilan edildi[8]. İşçilerin taleplerini içeren uygulama kitabı aşağıdaki maddeyi içeriyordu: “devamsızlık nedeniyle kesinti bir rubleyi aşamaz, patron kendi hatası nedeniyle, örneğin makineler durduğu ya da tamir edildiği için boş geçen günlerin ücretini öder, her boş gün ödeme defterine kaydedilir”. İşçilerin ilk talebi (devamsızlık nedeniyle kesintinin bir rubleyi aşamaması) yasalaştı, 1886 para cezaları kanununda yer aldı. İkinci talep (patronun kendi hatası nedeniyle boş geçen günlerin ücretini ödemesi) yasalaşmadı ve bunun kabulü için hala işçilerin savaşması gerekiyor. Bu talep uğruna mücadelenin başarı kazanması için tüm işçiler yasanın adaletsizliğini anlamalı, ne talep edeceklerini iyice anlamalıdırlar. Fabrikanın işlemediği ve işçilerin ücret alamadığı her durumda bunun adaletsizliği sorununu gündeme getirmeliler, patronla sözleşmeleri devam ettiği sürece her gün için ödeme yapmak zorunda olduğu konusunda ısrar etmeliler, konuyu müfettişe bildirmeliler, onun açıklaması yasanın bu konuyla ilgilenmediğini gösterecek ve işçiler arasında yasanın tartışılmasını sağlayacaktır. Mümkünse mahkemeye başvurmalı, patronun ücretleri ödemesini istemeliler, ve son olarak boş günlerin ücretinin ödenmesi için genel taleplerde bulunmalılar.
 
Para cezası uygulanması için üçüncü neden “düzene karşı gelme”. Yasaya göre, karşı çıkış aşağıdaki 8 durumda gerçekleşiyor: 1) “Geç kalma ya da iş yerini iş yerini terk” (bununla devamsızlık arasındaki farkı belirtmiştik); 2) “Fabrika bina ve eklentilerinde yangına karşı önlemlere uymama; bu durumda ceza, fabrika yönetiminin, 105. maddenin 1. notuna dayanarak işçilerle yapılan kiralama sözleşmesini feshetmemesi halinde verilebilir.” Bu demektir ki işçi yangın önlemlerini ihlal ettiği zaman yasa patrona işçiye ceza verme ya da işten atma (yasanın ifadesiyle “kiralama sözleşmesinin feshi”) arasında seçim yapma şansı veriyor. 3) “Fabrika bina ve eklentilerinin temizlik ve düzenliliğini gözetmemek”; 4) “iş sırasında gürültü yaparak, bağırarak, haykırarak, tartışarak ya da kavga ederek sessizliği bozmak”; 5) “İtaatsizlik”. Bu noktada patronun işçiyi “itaatsizlik” nedeniyle cezalandırabilmesi için işçinin yasal yani sözleşmeye dayalı bir talebi yerine getirmemesi gerektiğinin altı çizilmeli. İşçiyle patron arasındaki sözleşmeye dayanan keyfi bir talep olursa “itaatsizlik” nedeniyle ceza verilemez. İşçinin parça başına ücretle bir iş yaptığı düşünülsün. Ustabaşı işi bırakmasını ve başka bir iş yapmasını söylüyor. İşçi reddediyor. Bu durumda, işçiyi itaatsizlik nedeniyle cezalandırmak yanlış olacaktır çünkü belirli bir iş yapmak üzere sözleşme imzalamış ve parça başına ücret aldığından başka bir iş yapması ücretsiz çalışma anlamına gelecektir; 6) “İşe sarhoş gelme”; 7) “İzin verilmeyen paralı oyunlar düzenleme (iskambil, yazı tura vs.)” ve 8) “Fabrika kurallarını gözetmeme”. Bu kurallar her fabrikanın sahibi tarafından hazırlanır ve fabrika müfettişi tarafından onaylanır. Bunlardan parçalar ödeme defterlerinde yer alır. İşçiler bu kuralları okumalı ve öğrenmeli, böylece fabrika kurallarını ihlal nedeniyle kesilen cezaların yasal olup olmadığını kontrol etmelidir. Bu kurallar yasadan ayrılmalıdır, yasa her fabrika için aynı olur, iç kurallar ise fabrikadan fabrikaya değişir. Yasa çar tarafından onaylanır ya da feshedilir; fabrika kuralları fabrika müfettişi tarafından. Bu kuralların işçilere baskı yaptığı kanıtlanırsa müfettişe başvurularak kaldırılmaları sağlanır (eğer o bir şey yapmayı reddederse Fabrikalar Kuruluna başvurulur). Yasa ile fabrika kuralları arasında neden ayrım yapmak gerektiğini göstermek için bir örnek düşünelim. Bir işçinin ustabaşı tarafından tatil günü işe çağırıldığıçağrıldığı ya da fazla mesai yapması istendiği halde çalışmadığı için para cezasına çarptırıldığı varsayılsın. Bu doğru bir ceza mıdır? Bu soruya cevap vermek için fabrika kurallarını bilmemiz gerekiyor. Eğer işçinin istendiği zaman fazladan çalışmak zorunda olmasıyla ilgili bir madde yoksa ceza yasadışı olur. Tersine, kurallar işçi yönetim istediği zaman tatil günü işe gelmek ya da fazla mesai yapmak zorundadır diyorsa, ceza yasal olur. Bu zorunluluğun ortadan kalkması için, işçiler cezalardan şikâyet etmemeli, fabrika kurallarının düzeltilmesini talep etmelidir. Tüm işçiler bu konuda hemfikir olmalıdır, eğer birlikte hareket ederlerse söz konusu kuralların kalkmasını sağlayacaklardır.
 
IV
[6] Böyle bir olay St. Petersburg’da, limanda (Yeni Deniz Mahkemesi) gerçekleşti, buradaki Liman şefi Verkhovsky işçiler üzerinde baskısıyla ünlüydü. Bir grevden sonra ampullerin kırılması yüzünden verilen cezaların yerine kırık ampuller için tüm işçilerin ücretlerinden kesinti yaptı. Açık ki, bu kesintiler para cezaları kadar yasadışıdır. -Lenin
 
[7] “Yangın” maddesi hariç; bu sanıkların çağırılmasıçağrılması hakkında kanunda yer almaz.
 
[8] Bu sırada (1884-85) ticari ve endüstriyel kriz nedeniyle işçilerin hatası olmayan iş kesintilerinin pek sık olduğu akılda tutulmalı: fabrika sahipleri stoklarını eritemiyor, üretimi düşürmeye çalışıyorlardı. Örneğin, Aralık 1884’te büyük Voznesenskoye fabrikası (Moskova Guberniyası, Moskova-Yaroslavl demiryolu üzerindeki Talits istasyonu yakınında) çalışma haftasını dört güne düşürdü. Parça başı ücret alan işçiler buna ocak 1885’te başlayan ve patronun taviziyle son eren bir grevle karşılık verdiler.
566

değişiklik